Bu tür yazıları sevmiyorum, daha
doğrusu ben, yazmayı sevmiyorum; kendimi frenlemek zorunda kalıyorum
oysa freni patlamış bir kamyon gibi olmak istiyorum; fakat aidiyet,
mensubiyet otomatik bir otosansür doğuruyor. Ol nedenden ötürü rahat
edemiyorum, iğreti duruyorum... 7687 sürekli, 007 gibi kimliğimi ve
yapabileceklerimi belirliyor.
Geçen sezon Mor'du, taraftara yeni forma satmak için bu sezon somon oldu, aman gelecek sezon sazan olmasın!
Fenerbahçe
ile oynanan Gurbet, Dostluk, Nehaltsa veyahut da Ensonkimkodu Kupası
maçının tamamını seyretmedim, son yarım saatini de gözucuyla gördüm...
Sonrasında envai kanalda yapılan hiçbir hercai yorumu da dinlemedim;
Takım 4-4-2 mi oynadı, 3-5-2 mi yoksa yepyeni bir anlayışla Tuk-Tak-Tuk
mu oynadı bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum!.. Çünkü maçın sonucunu
biliyordum... Nereden mi, en sonda söylerim?

Hazırlık
maçları ölçü değildir, hatalarımızı ve eksiklerimizi gördük, iyi
oynayan taraf bizdik ama bahtsızdık, bitirici vuruşlarda etkisiz kaldık
vuruşli yapamadık, henüz tam hazır değiliz, sezon başlayana kadar
eksiklerimizi gidereceğiz, önümüzdeki maçlara bakıyoruz, 3-5 transfer
daha yapacağız vs vs vs... Bu ve benzeri vıdı
vıdı vıdılarla da ilgilenmiyorum...
Aslolan
Veni, Vidi, Vici'dir...
Pek muhterem Frank Rijkaard, futbolculuk kariyerini tartışacak değilim,
o sayede alt basamaklardan yükselerek değil helikopterle
inerek Teknik Direktörlük kariyerine başladın. Kimse kariyerinin agu
döneminde Milli Takım vermez, sana verdiler; Spartak mı Sparta mı
Zıparta mı herneise Rotterdam'dan sonra da hiçkimse adamı adı Rijkaard
değilse Barcelona'nın başına geçirmez.
Barcelona'nın başında kazandıkların da âşikar ama hep Barça'nın kadro
zenginliği ve yanındaki Vekilharç Neskeens'in asıl aktör olup sana
sufle yaptığı iddiaları, dedikoduları, başarılı geçen 2 yılın ardından
başarısız 2 yıl ve gönderilişin, boşta kalışın...
Bunlar, Teknik Direktörlüğünün rüştü konusunda hep birer gölge...
Gölgeleri sileceğin yer burasıydı.
Burası neresi, sanırım tam net izah edememişler ya da etmişler fakat
tam anlamamışsın...
Burada Hatice'ye değil Netice'ye bakarız... Gerisi yalandır.
İstersen bir gece Şampiyonlar Ligi'ni, ertesi gece Super Kupa'yı, daha
ertesi gece de git Kıtalararası Kupa'yı al getir, 4. günün akşamında
Fenerbahçe'ye yenil...
Geceyarısı tarifesiz uçakla sen gidersin...
5. günün şafağında yeni Teknik Direktör Gandalf gelir!
Burada işler böyledir, burası Formula-1 değil, Nascar... Fakat
sen, Jacques Villeneuve tipli biriyse aldığın tazminata bakar uzar
gidersin, olan bizim paralara olur, yönetim de sonra ek bütçe ister,
mali sıkıntıdan bahseder...
Gelelim işin diğer tarafına...
Acaba, Juan Pablo Pino ile Lorik Cana'yakını yana yakıla mı istedin?!
Farzedelim ki, Barça'dasın... Bırakınız oynatmayı, Antrenmana dahi alır
mıydın? Yahut da Barça'da günün fiks menüsü gibi ne önüne
getirilirse yer
miydin?
Orası Barcelona, burası Galatasaray mı?
Bak, orada haklısın ama kabahat sende değil... İstikarsızlığı,
egoistliği 3-5 Avrupa, Fransa Ligi maçı seyretmiş herkesce malum
olan Pino
ile geçen sezon ortasında İngiltere 2. Ligi'nden alınan adamlardan
farksız olan Cana'yla Avrupa'da kupa alınacağını sanmak...
Dominic Iorfa vardı hatırlar mısınız... Hah, işte bunlarla kupa hayali... Teyyare ile Mars'a uçmaktır...
Somon Kadıköy'de boğulur, Dolmabahçe'de denize dökülür ve Aslantepe açılırsa, yani o gün de
gelirse...
Büyük Birnam Ormanı, Aslan Tepe'ye gelir siz de kaybolursunuz!
Arda
Turan'a gelince, satılsın bence, İngiltere'de mi,
İspanya'da mı, Zanzibar'da mı her nerede oynamak kendisine yakışıyorsa o da görsün kaç arşın ettiğini...
Unutmadan, nereden mi biliyordum maçın neticesini; Ömer Üründül veya
Ahtapot Paul olmaya gerek yok. Kaldı ki, Paul şaşar ÖÜ şaşmaz...
Biliyordum çünkü gelenekseldir, ne zaman ki Fenerbahçe kötü bir sonuç
alır... (Bkz: Köln) kötüdür ertesinde bizle oynar ve
kazanır...
|