![]() ![]() 1900 başlarının Galata'sı ve Pera'nın Tünel civarı, hafif aşağısı meyhane ve batakhaneleri ile namlı, belalı, cinâ-i bir semt idi. Karaköy hamamının arkası umumhâne kimisi nezih, kimisinde bir çift tayın ekmeğine bile halvet olunurdu. Öyle herkesin gitip çıkabileceği sokaklar değil idi. Tetikte olmaz ise akibetin belirsiz idi. Mesela, hatırlarım Madam Bella'nın Oteli halis muhlis batakhâne idi. Zemin katındaki gazinoda, körpece Leh yosmaları hizmet görürdü. Kumarla gözbağıyla soyup soğana çevirdikleri hatta temizledikleri söylentileri kulaktan kulağa yayılırdı; pekçok kereler zabitler basmış idi. Sonra bir gün yandı cayır cayır, pekçok rivayet vardı hakkında. Çok sonraları Cumhuriyet sonrası, eski bir ahbap rastgeldiğimde maceralardan dem vurur iken duymuştum, meğer o yangından sonra bodrumunda insan kemikleri bulunmuş. Benim buralara dadanmam, ismi lazım değil Saraylı bir Paşazâde ile onun ''dostu''nun peşinden sürüklendiğim bir gece vesilesiyle olmuştu. Tramvay caddesinin az ötesinde, Adalı Yani'nin Alafranga balozuna gitmiş idik; burası, bizim ''kibar Frenkler'', seyahate gelen yabancılar, konsoloslukların mensupları ve Saraylılar, Paşazâdeler arasında pek bir revaçta idi. Dik bir merdivenle çıkılırdı. Etrafta çepeçevre masalar; yanda mini bir tiyatro şanosu, içinde yedi sekiz kişilik orkestra. Etrafta Rum, o vakit pek gözde olan Leh dilberleri, beğendiklerini masaya çağırıp içtirir, dansa kaldırıp polkaya, mazurkaya, valse kaldırırsın. En unutulmazı, en dilberi ''kambur'' Manyo... Kambur değildi, bir belâlının usturasını yemiş boynundan bir gece karanlığında canını zor kurtarmış, yaradan boynu kısıkça dururdu. Gerçi bu duruş ona ayrı bir cazibe katardı. Yine bir gece vakti, rutin eğlenceye gittik, yedik içtik, dans ettik. Ondan sonra ben mahfoldum! Alafranga balozun üç dört kapı ilerisinde, daha Şekerci Dükkânı vardı, pejmürde görünen bir yerdi ve şekerleme sevmezdim ama bir pastacının tulûu şemse dek ayakta olması da tuhaf idi; meğer ki dışarıdan bir pasta dükkânı içeriden batakhâne olmasın... Şekerci Sofi'nin dükkânında altta şekerleme, pasta filan, fıstıkla beraber konyak, rom diğer içkiler de verilir; yukarısındaki odaları mirasyedi gidişatlılar tıklım tıklım doldurur. Sofi kumral endâmlı bir Rum tazesiydi. Kaşının gözünün palûze vücudunun, edalı tavırlarının emsali yok idi; çok canlar heder etmişti. Uğruna leyn girilir, sabah şerifleri hayrolsun çıkılırdı. Validesi tezgahları çevirir, Mamalık; onun aftosu Sakallı Yorgo sarraflık, tefecilik ederdi. Çoktu gırtlağına çöktükleri tezgaha getirdikleri. Sofi, bir arz-ı endâm, akıllar baştan gider, çoğuna kaç göz bazısına daha üst katlarda eğlence. Zati buraya para tutanlar gelir, bilenleri yukarıya ihtimasla alınır, seçme mezeler sunulur. Lavta, krenete, zilli maşada ibaret takımı; etrafta merner taşlı masalar. Rakının karafakisi çeyreğe, kadehi kuruşa, biranın bardağı yüz paraya, yani tuzlu. Zira çalgılı, aşağı kurtarmaz. etek üzerine al, mavi, sarı atlastan bulûzlar giyiş dört beş düzgün afişte içeride dolaşır. Yorgo, Saray kodamanlarından arka da edinerek sıvırya kumar oynatırdı. Âkıbeti karanlık oldu, kendini astığı söylendi, dedikodular ise farklı idi kodamanlardan biri borç boğazı aşınca icabına baktırmış denildi. Sonra da Şekerci Sofi'nin dükkânı bir gece dağıldı. Çeşmemeydanı'nın Boğazkesen'in, Firuzağa'nın bıçkınlarından manyalden ''yana baktın, başkasına ışmar geçtin''lerle haraza kopar, lâmbalara iskemle veriştirilir, gırtlak gırtlağa, bıçak bıçağa gelinmiş, sonrası mâlum... Bir süre Sofi sırra kadem bastı sonra duydum ki Arkadi sokağına düşmüş. Galatalı Hamdi Reis'in kumar kahvesi, Fazlı Baba'nın oteli ve muhabbet tellâlı Papazoğlu'nun makarrı, Küplü'nün meyhanesi oradaydı. Burası tam bir facia idi. En alt kademeden, sokaklarda dilenen ayyaşlar Küplü'nün meyhanesine dalar, 50 dirhemlik tenekesi 20 paraya rakıyı dikerlerdi. Duydum ki dükkanın dağıtıldığı gece ustura yemiş yüzüne... Güzelliğinden eser kalmamış. Papazoğlu'na sermaye olmuş... O ustura yarası gibidir hatırımda, az kumara gitmedim uğruna. * Hatıratın üçüncü bölümü: Sergüzeşt-i Sabiha Sultan ve Hayırsız Ömer Faruk Efendi * Hatıratın ikinci bölümü: İki Sultan'ın izdivaçı ve bâhtsız Damat Paşalar - 2 * Hatıratın ilk bölümü: İki Sultan'ın izdivaçı ve bâhtsız Damat Paşalar -1 |