![]() ![]() Stalin kulağıma eğilip ''Niye gidiyorsunuz, zaten geç oldu. Bize gider biraz otururduk'' dedi; kırmızı saçlı bir kız gözüktü. Kız geldi ve Stalin'i yanağından öptü... Afrikada olan bitenleri yerinde görebilmem için birkaç günlüğüne anavatandan ayrılmam gerekiyordu. Bir müddet evvel bu mıntıkada kazanmış olduğumuz araziyi tekrar düşmana terk mecburiyetinde kalmıştık. Bütün gayretlerimizi Rommel'in şaşırtıcı taarruzlarına karşı koymıya sarfediyorduk. Bunun için bölgeye Mongomeri'nin tâyin edilmesini tavsiye ettim. Kahiredeki işleri bitirdikten sonra Moskovaya hareket ettim. Bu seyahat, hayatımda omuzlarıma yüklendiğim en ağır vazifelerden bir tanesini teşkil etti. Çünkü Ruslara, onların çok arzu ettikleri ikinci cephenin o sene içerisinde açılmasının imkânsız olduğunu bildirecektim. Stalin, biz Anglo-Amerikanlara yaptığı muhtelif müracaatlarda Batı Avrupa sahillerine bir çıkartma yapmamızı, Alman kuvvetlerinden bir kısmını bu bölgede oyalanmamızı istemişti. O günkü durumumuzda ise öyle bir harekete girişmek henüz mevsimsiz olacaktı. Fakat bunu bir türlü Ruslara anlatmak kabil olmuyordu. Nuh diyip, Peygamber demiyorlardı. Uçağımız, Moskova üzerine geldiği zaman akşam saat beşe yaklaşıyordu. Meydan üzerinde iki tur yaptıktan sonra yere konduk. Bizi karşılamıya gelenlerin başında Molotof gözüküyor, Sovyet generalleriyle kordiplomatik de bulunuyordu. Muntazam bir merasim kıtasını teftişten sonra Rus, İngiliz ve Amerikan Millî marşlarını dinledik. Molotof bu merasimden sonra beni kendi otomobiline davet etti ve emrime tahsis edilen 7 numaralı Devlet Villâsına kadar götürdü. Bu villâ Moskovanın sekiz on kilometre haricinde bulunuyordu. Burada nazarı dikkatimi iki şey çekti. Birincisi, beni kapıda karşılıyan Beyaz ceketli hizmetkârlar ordusu ile mihmandarlığıma tâyin edilen gülünç derecede gösterişli Rus subayı idi. İkincisi ise, villânın dört beş parmak kalınlığındaki pencere camları oldu. * Helmut Rubbert von Kübel'in hâtıratıl * Caniler Kralı Killing * CIA'nın ünlü Kryptos Heykeli * Clavicula Salomonis Molotofla yolda konuştuğumuz veçhile Stalin'e akşam saat yedide mülâki olacaktık. Bu arada yaptığım sıcak bir banyo bütün yol yorgunluklarımı aldı. Stalin'le ilk defa olarak o akşam Kremlin'de karşılaştım. Bu ilk konuşmamız dört saat sürdü. Tahmin ettiğim gibi ilk mevzuumuz ikinci cephe meselesi oldu. Söze başlamadan önce Stalin'e izahlarımın gayet açık ve samimî olacağını, kendisinden de bütün konuşmalarımız boyunca aynı şekilde hareket etmesini rica ettiğimi söyledim. İngiliz ve Amerikalıların halihazırda ellerindeki mevcut imkânlarla 1942 senesinde bir ikinci cephe açmalarına maddeten imkân yoktu. Böyle bir hareket daha büyük kuvvetlerle 1943'de yapıldığı takdirde daha iyi netice alınabilirdi. İzahatımın daha ilk cümlelerinde Stalinin suratı asılmıştı. Hattâ bâzı noktalarda yüzünü buruşturarak açıkca hoşnutsuzluğunu gösteriyordu. Söylediklerimin hiç hoşuna gitmediği meydandaydı. Onun istediği, netice ne olursa olsun ikinci bir cephe idi. Bundan sonra izahatıma devam ederek böyle bir hareketin bizim için neden imkânsız olduğunu anlattım; Birinci zorluk, elimizdeki çıkarma vasıtalarının mahdudolmasından doğuyordu. Mevcut vasıtalar ancak altı tümenlik bir kuvvetin ilk anda harcanacağı da meydandaydı. Stalin bu arada lâfımı kesti ve Almanların Fransada bir tek tümenlerinin bile bulunmadığını söyledi. Ben de cevaben, Almanların Fransada, dokuzu ilk hatta olmak üzere tam yirni beş tane tümeni vardır, dedim. Ve kendilerine daha fazla izahat verebilmek için imparatorluk genelkurmay başkaniyle, General Veyvel'i de beraberimde getirdiğimi ilâve ettim. İkinci konuşma mevzuumuzu, Almanyanın bombalanması teşkil etti. Bu noktadaki izahatım tamamiyle Stalin'i tatmin etmiş gözüktü. Geri kalan zamanda gene ikinci cephe meselesine dönüldü ve Stalin benim izahatıma aldırmadan hep kendi noktainazarında ısrar etti. Bu dört saatlik çetin konuşmanın verdiği yorgunluktan sonra ayrıca konuşulanlardan telsizle Harp Kabinesini haberdar ettim. Ondan sonra da uzun ve deliksiz bir uykuyu haketmiş sayılabilirdim. * Duvarı yıkan piknik * Gerçek El Dorado bulundu mu? Ertesi akşamki konuşmalarımız bir gün evvelkine nazaran daha asabi bir hava içerisinde cereyan etti. Ayrılırken, Stalin beni ertesi akşam Kremlin'de yapılacak ziyafete davet etti. Ben de kendisine o gecenin ertesi sabahı hareket etmek niyetinde olduğumu söyledim. Bu kadar aceleme hayret etmiş göründü ve sebebini sordu. Ben de şimdiye kadarki konuşulanlardan bir netice çıkmamış olduğunu ve kendisinin hareketlerini dostça bulmamış olduğumu söyledim. Birdenbire yumuşadı ve müzakerelerimiz tekrar başladı. * Kanlı 1 Mayıs biliniyorduu Ertesi akşam Kremlin'deki ziyafetteydik. Bu ziyaret, Ruslarda mutadolduğu üzere gayet uzun sürdü. Sofrada birbiri arkasından herkesin şerefine kadehler boşaltıldı. Veyvel Rusça gayet güzel bir konuşma yaptı. Stalin yemek esnasında bana Berbar Şov'un Moskovayı ziyaretine ait hikâyeler anlattı. Ayrılırken de, elimi sıktı, ben anlaşmamamızın metodda olduğunu ve beraber çalışırsak onları da ortadan kaldırabileceğimizi söyledim. Ziyafetin ertesi günü akşam üstü Stalin'e vedaa gittim. Ertesi sabah hareket edecektim. Bu veda ziyaretinde konuşma, mevzuun bolluğu yüzünden gece yarısından sonraya kadar sürdü. Kendisine tam allahaısmarladık diyecektim ki, şimdiye kadar ağzından duymadığım bir ses tonu ile ''Niye gidiyorsunuz, zaten geç oldu. Bize gider biraz oturursunuz, zaten geç oldu. Bize gider biraz otururduk'' dedi. Sonra önüme düşerek
beni kendi ikamet ettiği binaya götürdü. Odalarını gezdirdi. Bunlar
yemek, çalışma, yatak ve banyo olmak üzere normal ebatta dört odadan
ibaretti. Biraz sonra yaşlı bir hizmetkârla, onun arkasından kırmızı
saçlı bir kız gözüktü. Kız geldi ve Stalin'i yanağından öptü. Bu kız
Stalin'in kendi kızıydı. Biraz sonra sofrayı hazırlarken bana döndü ve
''Biz bolşeviklerin de bir aile hayatı olduğunu gördünüz mü?'' dedi. O geceki konuşmalar da saat ikiye kadar sürdü. Oturduğum yere dönüp bir saatlik uykudan sonra ertesi sabah şafakla beraber Moskova'dan hareket ettim. 1950-56 yılları arasında
yayınlanan Resimli Tarih Mecmuası'ndan alınmıştır;
Çeviren Eroğlu İskit |