![]() Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin hazırladığı rapor ve karar taslağında ''Lozan'ı aşın'' çağrısı, Bulgar hükümeti daha sonra iyi polis-kötü polis ile geri adım atsa da tazminat isteyip bir de ''AB'ye almayız'' deme cürreti göstermesi, babasına hiç çekmemiş Sırma Oran'ın ayrımcılığa uğradığı gerekçesiyle gittiği mahkemede ''sözde Ermeni soykırımını'' kabul etmediği için davayı kaybetmesi ve Norveç'teki ''Kara Kafa Faşizmi'' vak'ası ve son olay New York'taki 1915 ödevi krizi. Belki ucu Tanzimat sonrası münevverlerine kadar uzanır ama bir başarısızlığımızın, toplumsal bir sorunumuzun olduğu açık. Cumhuriyet'in ilk yıllarını saymazsak hem dış politika ilişkilerinde hem de bireysel tavrımızda büyük bir yanlışlık, eksiklik var. Sadece dış güçler, mihraplar, yabancıların bize karşı tutumu diye geçiştiremeyiz. * Talat Paşa ve Ermeni kurbanlarını anmak Lafa geldiği zaman 72 milyonuz, Türk gibi güçlüyüz, dünyanın neresine gitsen bir Türk bulursun, şöyleyiz, böyleyiz diye övünmeyi biliriz ama bu sayısal çokluğun ne işe yaradığı belli değil. Fransa'da dünyanın parasını sokağa atıp Türk Mevsimi yapıyoruz, para verip Eyfel Kulesi'nin kırmızı beyaz renkte olmasına seviniyoruz ama o kulenin altında gezen insanların okul kitaplarındaki Türk düşmanlığını silemiyoruz. Bir avuç Ermeni Diasporası'nın başarısının zerresini elde edebilmiş değiliz. Acı ama gerçek... New York'taki olay bunun somut kanıtı. Belki o öğrenci o ödevi yapmayacak, belki Büyükelçilik işin içine girince okul yönetimi geri adaım atacak ama sorun halledilmeyecek biz sadece günlük bir başarıyla kendimizi aldatacağız. Gerçek değişmeyecek. New York'ta yıllardır okul kitaplarında her öğrenciye müfredât olarak sözde Ermeni Soykırımı İddiaları'nın tek taraflı ve metazorik biçimde öğretildiği, yıllardır o okullarda okuyan milyonlarca çocuğun bununla büyüdükleri ve bize karşı bakışlarının böyle şekillendiği, kafalarındaki Türk ve Türkiye imajının böyle oluşturulduğu gerçeği değişmeyecek. New York'ta 1996 yılından beri devlet liselerinde ''Dünya Tarihi-Küresel Tarih'' dersinde, 1915 olayları, Ermeni iddialarını destekleyeerek okutuluyor ve okul kitaplarında kaynakça olarak Ermeni tarafının görüşlerini savunan kitaplara ve yazılara yer veriliyor. Buna göre bütün sınıftan istenen ödevde de 1915 Ermeni Olayları ve Tehcir'e dair tamamen Ermeni iddialarını savunan ve yaşlı Ermenilerle yapılan kısa röportajları içeren bir video filmi izlemeleri, ardından da Ermeni iddialarını destekler şekilde sorulmuş detaylı sorulara yanıt vermeleri isteniyor. Sınıfta öğrenci olan Türk çocuktan da bu ödevi böyle hazırlaması isteniyor. Aslında, diğer eyaletlerde de durum farklı değil, benzer bir olay 2009 Kasım'ında Fransa'da da yaşanmış Türk öğrenci önce ödev yazmayı kabul etmeyip sonra da aksi yönde ödev hazırlayınca okuldan kısa süreli uzaklaşma cezası almış ve Fransa yasalarına muhalefet ettiği için uyarılmıştı. O sorun da geçici olarak halledilmiş ama Sırma Oran davasında da görüldüğü gibi gerçekte sorun ortadan kalkmamıştı. Dış politika başarısızlığı kadar insanlarımızın adam sendeciliği, ABperver ''aydın''larımızın, Özürcülerimizin söylemlerinden, Nobel'i sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla alan Orhan Pamuk'a, çekilen Atatürk filminde Şark Günlükleri'nden eksik alıntı yapıp sanki Ermeni iddialarını destekliyormuş izlenimi yaratılmasına dek uzanan bir zincir var ve bu zincir bizim boynumuza geçiriliyor. Ermeni Diasporası'nın propagandası kadar biz de bunu hazırlıyoruz toplum olarak. Norveç'teki son olay da bunu gösteriyor. Olayı yapan Neo-Nazi bir grup değil devletin ambülansı, devletin polisi yani Türk'e karşı resmi politikaları bu: ''Kara Kafa Faşizmi''... Şimdi, Döndü Tulum olayı sonrasında Dışişleri Bakanlığı'nın Norveç'e nota vermiş olması ve sorumluluların derhal cezalandırılmasını istemesi bir sonuç vermeyecek. Hasta Türk diye geç müdehale eden ambülans, gelecek sefere jet hızıyla gitmeyecek, ambülans neden geç kaldı, 9. defa arıyoruz neden gelmiyorsunuz diye telefonda sinirlenen akrabaları gelip yerlere yatıran, döven ve tutuklayan Norveç polisi gelecek sefere çiçeklerle gelmeyecek. Biz de, 2-3 gün bunu konuşup başka bir olaya dek unutacağız, tıpkı Solingen'deki olayları unuttuğumuz ve belki de bugün Türkiye'de pek çok evde bulunan Alman malı ithal bıçakların üzerinde yazan Solingen markasının aslında Neo-Nazi'lerin Türklere karşı kavgada kullandıkları bıçaklar olduğunu farketmeyeceğiz bile ve kendi yerli bıçağımız varken yabancı marka diye bunları almaya da devam edeceğiz. Solingen'de yakılan vatandaşlarımızı ise belki yıldönümünde küçük bir gazete, televizyon haberinde anacağız. Vize alabilmek için yine o ülkelerin konsolosluklarında her türlü aşağılayıcı muammeleye razı olacağız. Erivan'da devlet töreniyle Türk bayrağı yakılacak biz de her sene gelenekselleşen bu eylemi seyredeceğiz. Ne diyor rahmetli Döndü Tulum'un oğlu Kutluay: ''Dünyanın en zengin ülkesi Norveç, insanlık ayıbı yapıyor. Norveç, insanlık açısından en fakir ülke olduğunu bir kez daha gösterdi. İnsan haklarına aykırı davranışlarda bulunuldu. Bize teröristmişiz gibi davranarak annemin yaşama hakkını elinden aldılar. Kara Kafa yargısı her yerde var, orada da var. Ben açıkçası bu olayda da faşizm olduğunu söyleyebilirim. Umarım herkes bundan bir ders çıkartır...'' Sizce, bugüne dek çıkartamadığımız dersi bundan sonra çıkartabilecek miyiz? * İsmet Paşa'nın tarihi Pozu... |