Ne demişti, Ulu
Önder Mustafa
Kemal Atatürk, Dolmabahçe sırtlarından Boğaz'daki işgal gemilerine
bakıp ''Geldikleri gibi giderler''...
Bugün
Ata'nın Samsun'a ayak bastığı gün... Halk kendi kutlamasını kendisi
yapıyor, bir zamanlar İstanbul Hükümeti'ne karşı Kurtuluş
ateşinin yakıldığı günde...
Klişe sözlerin, son yıllarda
üretilen dedikoduların ve hatta ''İnönü Meydan Muharebesi yoktur''la
başlayıp neredeyse ''Kurtuluş Savaşı yapılmamıştır''a varacak kadar
neidüğü belirsizlerin dışında...
Şunu bir kez daha anlamalıyız,
düşünmeliyiz...
Mustafa Kemal
Paşa, ''Hasta Adam''a
dönüşen Osmanlı İmparatorluğu'nun işgal altındaki Payitaht'ı
İstanbul'dan İngilizlerin verdiği pasaportla Bandırma gemisine binip
çırpınan Karadeniz'i aşıp Samsun'a ayak basmıştı. Şunu da bir kez daha
düşünmeliyiz ki, bugünün değerini anlayabilelim; eğer Padişah
Vahdettin'in tutuklanması emri telgraftan geçildiğinde Kazım Karabekir
Paşa, bu emre uysaydı; ''Emrinizdeyim''
demeseydi... Bugün ne bu
memlekette yaşar, ne de biz biz olurduk...
O yüzden bu ilk adım
da, Kurtuluş Savaşı'mız da, canları pahasına bu memleketi kurtaran
Şehitlerimiz de, Gazilerimiz de, sırtında top mermisi taşıyan isimsiz
kadın kahramanlar da Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları da
kutsaldır...
Ata'nın Gençliğe Hitâbesi de ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözü de
kimsenin okullardan kaldırmaya gücü yetecek şeyler değildir... Bizler,
muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki Asil Kanda mevcut
olduğunu biliyoruz...
Ey
Türk
gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini,
ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin
ve istikbâlinin yegâne temeli budur.
Bu
temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde
dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve
haricî bedhahların olacaktır.
Bir
gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini
düşünmeyeceksin!
Bu
imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl
ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali
görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren
ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün
tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her
köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün
bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin
dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet
içinde bulunabilirler.
Hatta
bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî
emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet,
fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk
istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;
Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!