Neden
bazı
erkekler ''Zor Kadın''ları sever, neden bazı erkeklerin
hayatları hep zorludur, neden zor olanı tercih ederler? Bu
erkekleri çözmek için onları iyi anlamak gerekir... Risksiz,
tekdüze, ilk ateşi
geçtikten sonra sırtta taşınan ''koca'' yüke, ayak sürüye sürüye azaba
dönüşen
kadınlar tatmin etmez, heyecan vermez onları. Hayatlarının bir evresinde
dinlenmek, âsude dönem geçirmek isteseler de, yine dönüp
dolaşıp bir belâ bulurlar... Zor Kadın'a düşkün
olmak bir tür bağımlılıktır çünkü...
Arızalı,
sorunlu, bunalımlı; vahşi kısrak gibi görülen egzantrik, delişmen
denilen, sağı
solu ne yapacağı belli olmayan, bir günü değil bir ânı diğerine uymayan
kapalı kutu kadınlar vardır; acı vericidirler, belirsizlik,
aidiyetsizlik
içinde yüzdürürler, yorucudurlar, bir o kadar da korkutucu, bela
tiplerdir. Hele de felsefe edebiyat sanat
ile zekâ da karışımın içine katıldı mı arsenik gibi olurlar.
Bazen de o egzantiriklik, delişmenlik, vahşi at gibi diye
cazibeli, çekici görünen davranışlar aslında ciddi psikolojik
sorunların tezahürüdür, hatta düpedüz şizofren, psikopat ya da
neredeyse çift karakterlidir. Öldürücüdür, fiilen olmasa da erkeğin
ruhunu eme eme öldürür.
Tabii
ki, sadece Paris Hilton'un çakmaları gezmez sokaklarda, diskolar, -pek
kalmadı ama- underground rock barlar, club ve hatta trendy mekânlarda
Zor Kadın taklitlerini bulabilirsiniz.
Yine de taklitleri ile gerçeğini ayırmak, gerçek Paris Hilton ile
çakmasını ayırmak kadar kolay olsa da, bazen erkekler...
''Bayılırım belaya'' düsturuyla
Zor Kadın'lara düşkün erkeklerin sonunu
hazırlayan ise ''Sığınılacak sakin liman'' olma, sahiplenme hevesidir...
Bu heves, kendi tabutuna çiviyi çakmak gibidir.
Zor
Kadının değişebileceğini, eğlişebileceğini düşünmek özünde büyük bir
hatadır ama
farzedelim ki değişirse zaman aynı kadın olmadığı için de
cazibesini, heyecan vericiliğini kaybedecektir.
Erkek kazandım, sahip oldum derken kaybeder.
Zor Kadın'la olduğu gibi doğal haliyle yaşamaya çalışmak ise; Ölümlerden ölüm beğen denildiğinde, bir anda samanların, odunların
yakılmasıyla alev alev ölmeyi değil de...
Yavaş
yavaş bütün acıyı yaşayarak kanının damla damla dökülerek ya da derisi
canlı canlı yüzülerek ama en çok da kafanın tepesine suyu damlata
damlata çıldırtan su işkencesini seçmek gibidir...
Bu garip paradoks gel-gitlere direnen Erkek mendireğinin
tsunamisidir...
Bu
dalgalı ruh halleri ve gel-gitler arasında erkeğin ayakta kalması için
iyi bir sörfçü olması, yeteneklerini reflekslerini de geliştirmesi,
dalgaların üzerinden ve içinden bütün
dengesiyle geçmesi gerekir; en ufak hata, konsantrasyon
bozukluğu su duvarının altında kalıp boğulmasa bile ölümün yüzünü
görür...
Bazı erkekler de tıpkı Zor Kadın'ları seven erkekler gibidir; işlerinde
de, hayatlarında bayılırlar belâya.
Sorunsuz, tek düze, risksiz, sabah akşam mesaiye git git gele, ilk
ateşi geçtikten sonra sıradanlaşan, ayakları sürüye sürüye gidilen,
hatta gitmemek yapmamak, orada olmamak için can atılan, orada olunsa da
aslında orada olunamayan ''şey''lere tahammül edemezler, asla normal
denilen şeylerden tatmin olamazlar...
Zor Kadın'ın bir yüzü nasıl ki ''hastalıklı''dır, onlara bayılan
erkeklerinden bir tarafı öyledir...
İllâ ki kolay olmayacak, zoru başaracaklar ve hatta öyledir ki zorluğu
kendileri yaratırlar... Zorlukların adamıdır onlar.
Bütün bunlardan sonra kendi hayatımı yazdığımı sanmayın ya da
sanabilirsiniz, siz bilirsiniz... Ben, bunları Fatih Terim'i anlatmak
için yazdım, Yeni Galatasaray'a bakın deli deliyi görünce sopasını
saklar takımı... Ne kadar sorunlu, hakim olması zor, ne yapacağı belli
olmayan eleman varsa toplandı. Hadi bir tane bilemedin iki tane bir
takımın homojen yapısı içinde zamanla absorbe edilebilir ama
Galatasaray da absorbe değil aa zor be!
Sağdan say desen Melo'sundan Selçuk'undan Sercen'inden, Kazım'ından her
cinsi var...
Fatih Terim, hepsini kendi bildiği yöntemler ile terbiye ve disipline
edecek, hedefe kanalize edecek ve zaferi kazanacak.
Biz, Terim'e hep Imperatore diyoruz ama ben, onu uzun vakittir II.
Cihan Harbi'nin efsanevi komutanı George S. Patton'a benzetirim...
Toprağı bol olsun Patton müthiş bir adamdı, savaşın seyrini değiştiren
gerçek kahraman ve taktisyendi fakat ''politika'' bilmezdi ve sonu kötü
olmuştu. Galatasaray'daki İkinci Terim Dönemi acı bitmişti, benzer
şeyleri yaşamaya hiç kimsenin tahammülü yok.
Özellikle bu sezon çok kritik, bu atmosferde Arena'da alınacak bir
Fenerbahçe yenilgisi deprem ve tsunami etkisi yaratır.
Kimse 6-0 gibi 1 gün dahi olsa sineye çekemez, sezon sonunu beklemez...
Şampiyonluk dışında hiçbir sonuç kimseyi tatmin etmez, hele de
Fenerbahçe'nin şampiyon olursa Terim için gelecek bir sezon olmaz.
Galatasaray'da kötü bitecek bir III. Dönem, Terim'in efsanesini de
bitirir fakat o bunları biliyor ama kendine de hakim olamıyor bir
yandan da, Zor Kadın'ları seven adamlar gibi risksiz sıradan kolay
şeyleri sevmiyor, kendi tarzıyla zoru elde etmeyi istiyor.
UEFA Kupası'nı aldıktan sonra gitmesi de bu karakterinin tezahürüydü,
Zor Kadın'ı elde etmiş, eğlileştirmişti ama artık o kadın
sıradanlaşmış, heyecan vericiliğini kaybetmişti, o da başka heyecanlar
aramaya gitti, yine zor olanları seçti ama Fiorentina'da da Milan'da da
hüsrana uğradı... Milli Takım'daki son döneminde de... Yine de şu bir
gerçek, Fatih Terim böyle bir adam olmasaydı, efsanevi Fatih Terim
olamazdı ve biz onu Fatih Terim olduğu için seviyoruz...
20 Eylül
2011 Olmayan 20 Eylül 2011
|