Bazen sesler sesler dindikten,
herkes sustuktan ya da konuşmalar azaldıktan sonra söyleyeceğini
söylemek yeğdir. Daha dingin olur... Aslında,
söylenecek ve bir yazı ebadını aşacak çok şey var. Dünya Basketbol
Şampiyonası bitti, yuhlamayı maharet sanan kalabalık dağıldı, -bizim görmezden geldiğimiz-
Kerem Tunçeri çizgiye basmış videosunu sitesine ilk koyan olmayı bir
marifet görenler ile sen ben bizim oğlan kaldık. Şimdi, yuhlamanın
dayanılmaz hafifliğine geçmeden önce genel bir muhasebe yapabilir,
geleceğe bakabilir, sonra da kadınlar ile erkekler arasındaki dünya
farkını analiz edebilirim. Bir de Leyla...
Yalnız,
bu yaşananların yeni bir Beyaz Gölge ortamı yaratacağı heveslilerine şu
kadarını söyleyeyim, bu vesileyle bir takım sponsorları harekete
geçirip nemâlanmalar olabilirse de, kamusal bir şey beklemeyin. Bütün
çabalara rağmen #12 Dev Adam'ın 1-2 dakikalığına ucundan
trendy
olabildiği Twitter'da, Kıvanç Tatlıtuğ saatlerce zirvede kalıyorsa
buyrun boş tribünlere...
Dünya Basketbol Şampiyonası boyu
bizimkileri hariç tutar, bir de Slovenler'in doldurduklarını saymazsak
manzara ortadaydı. Herhalde hiçbir şampiyona bu kadar boş kalmamıştır
ve Somali'de dahi olsa bu kadar boş kalmazdı. Dünya basketbol tarihine
geçtiğimiz âşikâr...
Kimileri organizasyonu öve öve bitiremese de organizasyondan ne
anladığınıza bakar, Babalı sirk gösterisi de hazırunun zevkine
bağlıdır. Kıraç'a hazırlatılan marş ve ne idüğü belirsiz, kimlik
bunalımlı kedi-köpek maskot gibi, Ponpon Kızlar
bunalımı gibi pekçok falso vardı...
Bu turnuva öncesi depresif bir ruh hali içindeydim, Ferhan Şensoy'un
dediği gibi ''Havalar çok çok şizoit'' idi...
2001 sonrası yaşanan facialar gözlerimde canlanırken, diğer yandan da
içimde 2006'nın kahramanlık hikayesi ve 2001'deki destanın tekrar
yazılabileceği umudu da vardı.
Diğer yandan herhalde karşımıza Alaattin'in Sihirli Lambası çıksa,
Kobe'den LeBron'a Kirilenko'dan Nowitzki'ye, Pau Gasol'den Tony
Parker'a envai çeşit yıldızın olmadığı bir turnuva ayarlayamazdı.
Herşey bizim için dizayn edilmişti ve bu ziyafet sofrasında altın
tepsiyle sunulan kupayı alamadık.
Böyle bir ABD Milli Takımı'nı, muhtemelen ancak ben oluştururdum ki
kolayından yenelim diye. Fakat biz, ABD ile final oynamanın büyüsüne
kapılıp kendimizden geçtik, Amerikan Rüya'mızı kabusa çevirdik.
Emin olun bu turnuvada ABD, çoğu maçı Rüya Takım imajı, birkaç iyi
adamı ve çoğu kez de Sayı Kralı olduğunda dahi alamadığı takdiri elde
edebilmek için fazladan maharet sergileyen Kevin Durant sayesinde
kazandı.
Yoksa alın bu ABD takımını EuroLig'e koyun abartıyorum ama Final-Four
görmesi
zor olur, KD her maç 35 atamaz.
Kendimize geçersek... Sırpları yendikten sonra kendimizden geçmesek,
televizyonda lay lay yapmasak, ''Dehşet Yolcuları'' olmasak,
maç bittiğinde futbolumuzun kadim felsefesiyle, ''Hedefimiz puan veya
puanlar almak, artık önümüzdeki maça bakıyoruz'' diye soyunma odasına
dahi binmeden otobüse atlayıp otele gitsek ve herkes duşunu alıp
yemeğini odasında yeseydi...
Yeseydik yaptıklarımızın doygunluğuyla o kadar basketi yemezdik KG ve
saz arkadaşlarından. Onlar bizi yenseydi, övünürdüm ama şimdi
dövünüyorum.
Turnuvanın başından beri hazırlık maçlarında önümüze gelene
yenildiğimizden oluşan, 2002 İndianapolis'ten bu yana 2006
hariç başarısızlığımızın beslediği bir psikoloji vardı.
Her galibiyette dünya şampiyonu olmuşcasına abartma... Yunan galibiyeti
de bunu körükledi. Aslında hedefimiz madalya ise bize rakip olmaması
gereken ve zaten normal koşullarda rakip olamayacak Tony Parker'sız
Fransa ve bir seviyeden sonra hep Yumuşak Beyaz Peynir gibi kalan
Slovenya'yı yenmek egomuzu şişirdi, lay layları abarttık.
Bakın bizden bir halt olmaz diyordunuz ama, biz, onu da bunu da yendik
boşalması yaşadılar.
Sırpları da inanılmaz bir sonla yenince ''Gönüllerin Şampiyonu'' olduk
fişi çektik. Oysa yapı bitmemişti. Biz, paydos ettik.
Şimdi, bu dev organizasyonda hiç kimse ''Hop beyler, bir maç daha var,
herkes otele, daha altını almadık'' diyemedi mi?
Aslında, toz duman dağılınca konuşulacak çok şey var. Buldumcuk olmanın
mânâsı yok.
Turnuva öncesindeki ''WC'de Kaderimizi
Belirleyecek 10 Şey''e ve sırasındaki yazılarıma
bakabilirsiniz... Mükerrer baskıya düşmeden kısa kısa özetlere geçeyim:
1 numara- Perhiz: Kerem Tunçeri ve Ömer Onan yaşlı, 2010 kadrosunda
düşünmüyoruz, biz 2010'da madalya alacak kadroyu kuruyoruz...
Lahana Turşusu: 2010'da Kerem Tunçeri hem atsın hem oynatsın, Ömer Onan
hem atsın hem tutsun...
2 numara- Hakları yenmiş Gelecek Vaadeden Genç Yetenekler mezarlığı...
Barış Ermiş çağrıldığında da yazmıştım, hani 2010 kadrosu kuruluyordu,
''Hani bir çocuk vardı, Tofaş'ta altyapıda Avrupa'nın en iyisiydi,
Fenerbahçe'ye transfer olmuştu, adı neydi? Hah... Hakan Demirel!
Nerede? Karşıyakalı çocuk Mehmet Yağmur, sağnak oldu dindi, o nerede?
2010'da en az 5 tanesi oynar denilen Tofaş takımı nerede? Kaçaniku...''
3 numara- 2010 kadrosu kuruluyor diye sayısız Kimyasal deneyler
yapıldı, sürüyle olmaz dualara Amin denildi; Cenk Akyol'dan 1 numara,
Ersan İlyasova olmadı Kerem Gönlüm'den 3 numara üretilme gayretleri en
sonuncularıydı. Hele bir turnuva vardı ki Tanjevic Barış Hersek'ten
bile 2 numara imâl etmeye çalışmıştı.
Power Forvet- Turnuva öncesi ''Burası ne İsveç,
ne Sırbistan-Karadağ, ne Polonya... Burası Türkiye, adam
devşireceğinize aklınızı başınıza devşirin, sonra
tribünler aşağıya iner!''
diye yazmıştım. Yıllardır, Willie
Solomon'dan Kinsley'e Emir Preldzic'e devşirme girişimleri oldu.
Toprakta yetiştiremediğimizi ithale kalkıştık, bir de hava yaratıldı,
aman devşirmezsek diye? Bu ve benzeri bir sürü yanılgı var. Bunlar
unutulmasın ki ders olsun.
Pivot- Bu turnuvanın böyle bitmesinin temelinde ne var? Arkeolojik kazı
gerektirir belki, yıllar sonra öğreniriz. Tanjevic mi kimyasal
deneylerden vazgeçti, yakınındaki birileri mi vazgeçirdi? Mesela, 2 gün
kala Ersan'ı 3 numara oynatmamaya kim ikna etti?
En İyi 6'ıncı- 2001'den sonraki 9 yıl boyunca çektiğimiz çilenin
benzerini 2010'dan sonra da yaşayacak mıyız? İşte asıl soru bu...
Gelecek yazıda devam edeceğim ama, şu yuhlama, video ve Leyla vak'aları
ile bitireyim...
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını, Cumhurbaşkanı ile Başbakanı
sevmeyebilir, referandum sonuçlarına tepki gösterebilirsiniz fakat eğer
Dünya Kupası finalindeyseniz alkışlamanız gerekir.
Çünkü bu turnuvanın alınmasında devlet güvencesi olan paranın masaya
koyulmasından, projelerin sunulmasına, bire bir delegelerle
görüşülmesine, telefon trafiğine dek bizzat Gül ile Erdoğan'ın imzası
ve alın teri vardır.
Yoksa bu turnuva Fransa'da olacak biz de, muhtemelen -Polonya 2009'da
derece yapamadığımız için- FIBA 2006'daki gibi Wild Cart
tahsis etmezse Fransız kalacaktık.
Geçelim video olayına... Biz de böyle bir şey vardır, başkaları örtbas
eder biz sergileriz, İsviçre maçında koridorda çekilen fotoğrafları
İsviçre'de olsa yakarlar, asla vermezler biz satarız. Evet, satarız!
Sırplar, Kerem Tunçeri çizgiye bastı diye viyaklıyormuş, biz
KonuMankeni.com olarak Site Kılavuzu'nda bulabileceğiniz ilkelerimiz
gereği bu videoyu görmedik, neden görmediğimizi Twitter'da yazdım,
tekrarlayayım:
''Biz çok çizgiler gördük çok düdükler işittik günde 3kez
pascaldorizonlar yedik buvideoyu siteye koymadık öyle de yendik böyle
de''
Bu bölümü sitemize koymadığımız -daha doğrusu benim koydurmadığım-
Leyla Vak'ası ile kapatalım, kimseyi incitmek ve ajite etmek istemem
ama medyamız bu tür magazinel olayları sever. 2-3 yılda bir ısıtır
ısıtır sunar...
Ben bildiğimi, yaşadığımı
üstüne ya ben mi yanlış hatırlıyorum diye teyid ettirdiğimi yazayım.
Kemal Tunçeri, Galatasaray'ın altyapısındayken Genç'teyken, hatta
yıldız son. 5 yaş küçük kardeşi Kerem de minik takım yaşındayken hep
şunu derdik, ''Kemal iyi ama asıl kardeşi büyük basketbolcu olacak''
hakikaten de oldu, tamamen o dönem Koray Mincinözlü'nün başında olduğu
başında olduğu büyüklerin küçüklere ağabeylik yaptığı Galatasaray
altyapısının ürünüdür, hatta son büyük ürünüdür.
Çavuşoğlu'nda oynamıştır, Ahmet Çavuşoğlu'nun bir dönem basketbolumuza
katkısı yadsınamaz, mesela fazla sözü edilmese de o dönem benzeri
Taksim Atatürk Lisesi'nde de yapılmıştı. Fakat çoğu kez hazır malzeme
kullanıldı. Şimdi İbrahim Kutluay da oradan mezun diye Fenerbahçe
altyapısında yetiştiğini unutacak mıyız?
Hido, Çavuşoğlu'na gelmeden zaten Bayrampaşa'da okul takımında
oynuyordu, Efes ve Çavuşoğlu'na alındı; gidip Hido'yu keşfedeni ilkokulda takıma alanı bulsanız
anlarım.
Çavuşoğlu Koleji'nin asıl temeli genelde Efes Pilsenliler idi ve
Efes'le anlaşmalıydı, İstanbul ve Anadolu'da bulduğu yetenekli
gençlerin çoğu orada okutulurdu, o vakit Efes altyapısının mimarı ve
altyapıdan geçen çoğu Coach'un Hocası Aydın Örs'ü ne yapacağız?!
Yeteri kadar magazin malzemesi yok mu 14. Adam'lığa...
Töbe töbe!
|