Bursa'daki
maçta belki
de dünya tarihine geçecek büyük bir dostluk, kardeşlik devrimi
yapılabilir, bütün ezberler bozulabilir, iki takım oyuncuları karma
olarak sahaya çıkabilir, dünya barışına büyük bir katkı sağlanabilirdi.
Bu fırsat kaçmıştır. Yazık... Peki, bu başlık ne mi? Ders!
Balık
hafızalara ilaç!
Dünya
tarihinin en kötü, en silinmesi gereken icadı nedir diye sorarsanız,
size hiç düşünmeden futbol'dur diyebilirim. İnsanları bölen, onları
histeri krizine girmiş fanatiklere dönüştüren, düşmanlıkları
körükleyen, körüklemekten öteye bizzat yaratan şeydir.
Sanılabileceğinin aksine
dinamitten de atom bombasından da daha büyük bir tahrip gücüne
sahiptir. İnsanları birer aptala çeviren, uyuşturan, düşünme yetisini
körelten bir mekanizmadır. Üstelik, İngilizler icat edeliberi de dünya
günyüzü, huzur görmemiştir. Ondan sonra dünyanın gördüğü en büyük iki
savaş patlak vermiş, insanlık kana bulanmıştır. Hatta kendisi de geri
kalmış Güney Amerika'da savaş çıkartmıştır.
Halbuki ne kadar
güzel
olabilirdi. FIFA ve UEFA, derhal toplanmalı Milli Maçları
kaldırmalıdır. Hem
ne gereği vardır bu çağda ''Milli'' maçların, milliyetçiliği
körüklemekten başka.
Yine de, sevindirici olan bu dostluk maçıyla
Milliyetçi kimliği ile tanınan, oyuncularına asker muamelesi yapıp
kendini komutan sanan Fatih Terim'in de en sonunda gitmiş olmasıdır. Kendini
tek bir kupayla İmparator sanan bu zat'ın, böyle bir maçla gitmek
zorunda kaldığı için bile düğün bayram yapılabilir.
Tarih
değişecektir, yeni bir tarih yazılacaktır. Maçtan önce söylediği
''Atabildiğimiz kadar gol atmak istiyoruz'' lafı bile düşmancaydı.
Böyle davranışların yeri yok artık. Bakınız, Asala bile
mesaj yayınladı. Keşke, maçtan önce o
da okunsaydı...
Ayrıca, Türk
Milli Takımı oyuncuları da cidden ayıp ettiler, maçı berabere bitirmek
gerekirken gol atıp bir de sevindiler. Bir de Terim'e koşarak gereksiz
bir gösteri yaptılar. Emre Belözoğlu'nu da kınıyorum, kendisine yapılan
faule böyle bir tepki vermesi hiç yakışamadı ama zaten ondan da bu
beklenirdi. Sinirlerine hakim olmasını bir türlü öğrenemedi gitti. Oysa
yerden kalkıp hemen kenara koşmalı ve bir demet çiçek alıp vermeliydi.
Dostluk ortamını zedeledi.
Aslında, Birleşmiş Milletler de bütün bayrakları ve sınırları
kaldırmalı bütün dünya kardeşlikle kucaklaşmalıdır.
Ahhh...
Sıkıldım, yazmaya çalıştım ama daraldım!
Ermeni
pazarından nemalanma yarışındaki gazeteci-yazarlar gibi olayım; ben de,
''kitap yazmış çiçek böcek edebiyatı yapmıştım, makyaj da yaptım hem
akıllı hem seksi de görünebilirim televizyona çıktığımda'' kızı gibi
ağdalı ağdalı bilgiç bilgiç yazayım konuşayım dedim ama başaramadım. Ne garip bir dünyadır ama
Milliyet'te yazmak. Bu kadar ilkeli bir insanın böyle bir
ad taşıyan gazetede yazmaması gerekir halbuki etik-betik değerleri
çerçevesinde...
Geçen maçtan sonra ''Erivan'ın neyi meşhurdur'' diye
yazmıştım; bu yazıyı kapatmadan iki fasılı söylemeliyim...
İlki bu memlekette televizyonlarda herkes allame-i cihân oluyor.
Can
Çobanoğlu, ''Teknik Direktörün sahadan atılmış Federasyon
Başkanı
kalkıp tribünde oturacak yer gösteriyor olur mu öyle şey canım''
gibisinden bir şeyler söyledi CNNTürk'te, karşısındaki spiker de kafa
salladı. Dinleyenler de bu cevheri lafı takdir etmiştir ama sormazlar
mı?
Bu Alman Milli Takımı'nın Antrenörü Joachim Löw, hem
de Avrupa Şampiyonası'nda rakip teknik direktörle boks maçı yapmak
isteyince sahadan atıldığında Alman Şansöliyesi Angela Merkel, şeref
tribününde kalkıp yanına gitmiş ve ''Gel benim koltuğumdan izle''
bizzat kendi yerini vermiş miydi?!
Bir de, Hürriyet'in 3. sayfa güzeli var, pek bir moda, pek espiricik yazar
Yılmaz Özdil, ''Tek kupayla kendini İmparator sandı'' diye
yazıp alkış almış.
Şimdi,
onun mantaritesine inip ''senin evinde kaç kupa var'' ya da ''O tek
kupayı alabilmiş başkası var mı'' diye sormayacağım...
Çok karakterli, çok sivri diye makbûl görülüyor ya. Pul kadarken...
Memleket,
balık hafızalıdır. Bilmez ya da unutur; bak bugün Türk medya tarihinin
en iğrenç manşeti denileni senin atttırdığını ya bilmez ya da
unutmuştur.
Sormazlar mı adama, bundan 6-7 yıl önce yanında
Çekirge Fatih, İskender kardeşle o günkü patronun Cem Uzan'a yaranmak
ve dolar dolar nemalanmak için...
Her gün saatlerce oturup
bugünkü patronun Aydın Doğan'a Star'ın birinci sayfasından nasıl
çakarız diye düşünen sen değil miydin?!
Şimdi, üçünüz de gerekirse en cengaver Aydın Doğan savunucusu olmayacak
mısınız?
Adamın,
bir düğünde filan keyifliyken çekilmiş elinde rakı bardağı bir pozu
vardı ona photo-shop'ta hafiften makyaj da yaptırıp kaç defa
bastırmıştınız 1. sayfadan...
Sen değil miydin...
Fatih
Terim'in Galatasaray'ının Milan'ı 3-2 yenip UEFA kupasına geçtiği o
tarihi maç sonrasında, İskender kardeşle birlikte Türk medya tarihine
geçen ''Yendik Mi Lan!'' manşetini atan 3 sayfa güzeli...
Leeds United maçından sonra attığın manşet neydi!
Ne
güzel söylemiş Fatih Terim, ''Biz sözümüzde duruyoruz da etrafımızda
sözünde duranları göremiyoruz'' diye bunun bir de argosu vardır,
''Âlem'' diye başlar...
Sen, kendini makbul bir allame-i cihân
olarak görüp... Bulduğuna yamanarak, 6 yıl önce sövdüğünü, şimdi överek
makbul oluyorsun da Terim tek bir kupayla İmperatore olmuş çok mu?!
15 Ekim 2009
|