
Garip
bir maçtı... Hassas ve duygusal, bir o kadar da öfkeli günler
geçiriyoruz. Bunun günlük hayatımızdan, yazıp çizdiklerimize,
tribünlerden sahadaki futbolumuza kadar herşeye yansıması da normal...
Öğle saatlerinde kanemici terör örgütünün hamile kılığına girmiş canlı
bombasının yakalandığı bir kentte, gece Milli maç oynuyorsunuz!
Dolmabahçe'yi hedeflemediği ne mâlumdu?!
Kelebek Etkisi, hep
kullandığımız bir kavramdır, yahut da zincirleme reaksiyon... Ay Yıldız
giymiş insanların tribünlerde -tam da ekran başında içimden geçerken-
''Yaylalar Yaylalar!..'' diye tezahürat yapmaya başladığı, ''Şehitler
aşkına adam gibi oynayın'' diye bağırdığı bir karşılaşmada normal
futbol bekleyemezsiniz. Normal bir maçmış gibi de yazamazsınız.
Neredeyse
bir 11 çıkartacak kadar sakatlarlar yüzünden ''değişik bir 11'' sahaya
sürmek zorunda kaldığınız maçta... Olayın başka bir yanına baktığınızda
ise, sürekli tekrarlanan GAG'lar gibi Volkan Demirel'in ''Al da at!''
diye yaptığı hata; Mevlüt Erdinç'in saçbaş yoldurduğu pozisyonlar da
vardı.
Kendi kendimize, zorla attırdığımız golü yedikten sonra
Dolmabahçe'nin üstündeki basınçlı hava, daha da nefes alınmaz hale
geldi. ''Acemi Er'' Batuhan Karadeniz'in şanssız sakatlığı belki de
mecburi bir kurgusal değişime ve bir başka Kelebek Etkisi'ne neden oldu.
Devre arasında Fatih Terim'in takıma nasıl bir konuşma yaptığını tahmin
etmek için kahin olmaya hiç gerek yok.
Tesadüfen
attığı golün üstüne yatmaya çalışan, bir tane daha ''Armut piş ağzıma
düş'' pozisyonu daha bulmayı bulmayı bekleyen Bosna-Hersek'in üstüne 2.
devrenin başlangıç düdüğü ile birlikte Akıncılar gibi saldıran Ay
Yıldızlılar, eğer Arda Turan'ın aksiyonu sayesinde Dzeko'nun kendi
kalesine gönderdiği kafa vuruşuyla 51. dakikada beraberliği
bulamasaydı, sıkıntı büyüyebilir, hatta Bosnalılar 2'yi bulabilirdi.
Aslında,
ihtimal hesaplarıyla şöyle-böyle olsaydı diye konuşken Mevlüt'un ilk
devrede yakaladığı pozisyonları atabilseydi 3-5 olurdu diye de söylemek
durumundayız.
Bu kadar eksikle, bu atmosferde çıktığımız bir
maçta, hele de moral bozucu biçimde 1-0 geriye düştükten sonra 2-1
kazanmak kolay değildi. Bu Çocuklar, bunu başardı. Sanıldığından zor
bir iş ve bu mücadeleyi, bu hırsı, bu yüreği takdir etmeliyiz.
Golden
sonraki rahatlamayla gelen sanki 2-1 değilmiş de, 5-1'miş gibi
havasındaki oyunu ise ruh haline bağlayıp anlayışla karşılamamız lazım.
Kazandık ve 3 puanı aldık, mühim olan da bu...
PS: RUHUM HİÇ
SANATSAL DEĞİL...
Aslında,
Necmi Zekâ'nın sergisini yazacaktım ''Spordışı hayata dair not'' olarak
ama...
İstanbul'da
okuyup büyüyen Vampirsevici CNN provakatörü ''Demon'' Arwa Damon'ın
''Kadın Hakları Özgürlük Savaşçısı'' diye televizyonda tanıttığı
teröristlerden birinin, neredeyse 10 kilo bombayla yakalandığı bir
günün devamında bilgisayarın başına geçmişken, ruh halim hiç de
sanatsal değil.
Onun
yerine Türkiye'deki ''etkin'' Gazeteciler Cemiyeti'nin üyesi oldukları
uluslararası örgütler nezdinde ''Demon'' denilen gazeteci kisveli terör
propagandistini protesto etmelerini; Dışişler'imizin de bu kadının bir
daha bu tür işler yapamamasının için çalışmasını; sınırlarımızdan bir
daha içeri sokulmamasını; CNN'in Türkiye'deki ortağı Doğan Grubu'nun da
gerekli tavrı almasını talep ediyorum...
Ultraspor-12
Ekim 2008
|