VPP; Very Party People...
Kabul
ediyorum, modern-sanat'ta piyasa koşulları, kuralları,
davranış
biçimleri var, oluştu. Fakat malûm tüketiciyi, müşteriyi yanıltıcı
reklam diye bir durum var. Bebek maması, cola, zayıflama kreminde
varsa, burada da olmalı...
Herkes
gayet cool, ortamla alâkalı ama bir o kadar alâkasız, uzak... Bir
köşe de Sid Vicious'un yaşıtı tuhaf biri de var, bir sahil kasabasının
boş plajının sonbahar ıssızlığı da taşıyanları da...
Aynı
sessiz ritimle uyum içinde slow-motion
slow-motion dalgalanan, kesik kesik devinen, 3
kat arasında bir
o tarafa, bir bu tarafa akan birbirinden çok farklı ama benzer
bedenler, bakışlar, jestler, mimikler... Bohem bir gece kulübü ortamı
bir nevii ama disko topu, loş ışıklar, lazer, dj yok...
Mısır
Apartmanı'nda bir Cuma gecesi, 3 katta 3 galeri ve 4 sergi, haliyle
ortam party ve people da orada... Çoğunluğu genç bir biçimde tasarımla
veya modern-sanat ile alâkalı, yapıyor veya takip ediyor.
Sergiler de birbirleriyle tezât ama bir yandan da hoş bir renklilik
oluşturuyor.
Kitle koskocaman bir galeriye dönüşen apartmanın merdivenlerinde,
salonlarında sürekli bir devinim halinde...
Duvarlara
iliştirilmiş sanat eserleri, dekor gibi yahut ünlü bir gece kulübünün
duvarlarına asılan tablolar gibi. Başlangıçta, içeri girdiğinizde
çarpıcı gelen ama az sonra lazer ışıkları, dönen disko topu parıltıları
ve müzikle birlikte görünmez hale gelen bir dekoratif süs... Kimse
depresyonda değilse ya da cool durma derdinde değilse duvara doğru dans
etmez, çekim alanı pistin merkezidir.
En altta URA
var;
Raymond Pettibon'un ''Crop'' sergisi,
aslında tam da ortama uygunluk taşıyor, 80'ler, Punk, fantastik korku
çizgi-roman, saldırgan, kara, ironik, irkiltici, eleştirel, acid, fazla
Amerikan bir ''estetik''...
Resim
kağıtlarına yapılmış acaib suluboya resimler ya da çizgi-film
planları gibi, 80'lerin başında punk-rock yapan Black Flag'in basçısı,
aslında entresan bir karakter.
Tabii ki, yaşıtı Sid Vicious gibi değil, bence daha tuhaf bir figür...
Ekonomi
okumuş, UCLA gibi zor bir yeri bitirmiş hatta matematik
öğretmenliği de yapmış sonra nasıl bir tozutma, azma ise punk yapmış,
ardından şiir, şarkı sözü de yazmış, çizgiroman tarzı resimler,
underground filmler de... Asıl ünü çizimlerinden...
Sergisi
fantastik çizgiromanların, anime veya o tarz filmlerin takipçileri için
sıradan ya da bildik de gelebilir çünkü sonuçta jargon aynı.
Sergi
salonuna yapıştırılmış grafiti gibi duranları da var, 70'lerin ünlü
acid posterleri gibi olanlar da, 60'ların sonundaki öğrenci olaylarının
afişler'lerinin
tıpkı-basımı
gibi duranlar da, yeni bir şey yok. Yine de ilginç ve bu bir tarz...
Pettibon da bunun iyi bir örneği.
Punky filmleri seyredemedim kalabalıktan ama sergi 19
Nisan'a kadar açık nasılsa gider Salı ile Cumartesi
arasında bir gün 12 ile 19 arasında oturur seyrederim...
Orta-dünya pardon stage ise sanki keskin bir speratör gibi. Daha
klasik, daha figüratif.
Casa
Dell'Arte Mustafa
Özel'in ''Hayat
Oyunları''nı
sergiliyor. Toprak rengi, nü'leri çok erotik olabilecek birer nesne
olmaktan çok kasvetli, o toprağa bulanmışlık ya da çamura bulanılmış
duygusu veriyor,
modellerin aldığı figür de iç
daraltan bir duygu veriyor. Beyaz kokteyl ortamında bu daha da arttırıyor.
Çarpıcı hâle geliyor. Yahut da o ortamda bana öyle geldi ama hayır,
kataloğuna tekrar tekrar baktım hatta duvara karşıma koydum, benzer bir
hissiyat. Sergiyi 7
Nisan'a kadar gezebilirsiniz; hissiyatımı paylaşırsanız
mail atın, paylaşmazsanız üst kata çıkabilirsiniz...
En
üstte Galerist'te
sol tarafta En
üstte Galerist'te
sol tarafta Evren
Tekinoktay'ın Eldorado'su, sağ yanda ise Uygur Yılmaz’ın Eksik
Parçalar'ı
vardı.
Açıkçası,
Uygur Yılmaz'ın fotoğraflarında ekstra bir şey bulamadım; o sahil ve o
kasaba kişisel tarih için önemli olabilir, çok şey ifade edebilir.
Benzeri pek çok sahil kasabasında, sayfiye yerinde pekçok kişinin
hayatında ayrı bir yere sahip olduğu gibi...
Giderek
apartmanlaşan yazlık
sitelerle dolu,
herhangi bir kıyı kasabasına sonbaharda, kışta gitseniz,
benzer
fotoğrafları çekersiniz. Bir yalnızlık, boşluk hissi, yıpranmışlık,
terkedilmişlik, boşluk, yıpranmışlık hissiyatı verebilir ama...
Bu
fotoğraflar onu da pek vermiyor, sadece maksadının bunları vermek
olduğunu tahmin ettiğim için yazıyorum. Sanatsal bir yan da bulamadım.
Kaldı ki ben büyük sanatsal bir yorumu, tarihi önemi veya belge
niteliği yoksa günümüz dünyasında fotoğraf sergisini de mânalı
bulmuyorum...
Yoksa tabii ki, sizi geçmişe götürüyor, hüzünle üşütüyor, plajda
zamanın önlenemez geçişi...
Neyse, ''sergi eleştirmeni'' ya da ''sergi yazmanı'' gibi bir cümle
bile kuramadım...
Elderado'ya
gelince tual üzerinde kolajlar, gözetleme deliği, biçki dikiş, çizim
kalıpları gibi karton parçaları, imza niteliğini taşıyan üçgen çerçeve
kenarı, altında porno filmlerin fotoğraflarından, posterlerinden
kadınların belli belirsiz görünüşü...
Sorun şu, ''kadın
kimliğinin tarihi bir haritasını oluşturmak''... ''Muş'' gibi bir etki
yaratmıyor; kolajdaki kadın varlığını ancak dibine girip gözünü deliğe
dayar gibi yaptığında görüyorsun ama görsen de görmesen de... Belki,
ben erkeğim, tarihi haritayı göremiyorum... Fakat yapılan işlerde
''kışkırtıcı bir sertlik'' yok...
Kışkırtıcı
sertlik buysa... Kışkırtıcı sertlik görmemiş... İkisinden de ''eser''
yok açıkçası; kimbilir belki bu tanımlamalar olmasa, düz yapılan şeyle
karşı karşıya kalınsa olanı görmek mümkün olacak.
Kabul
ediyorum, artık bu bir piyasa, yani modern-sanat'ta bir piyasa
koşulları, kuralları, davranış biçimleri var, oluştu. Dolayısıyla,
işler ben ne güzel sanat eseri yaptım gelin bakın diye asılmıyor
galeriye pazarlanması gerek. Fakat malûm tüketiciyi yanıltıcı reklam
diye bir durum da var. Bebek maması, cola, zayıflama kreminde varsa,
burada da olmalı.
(Not:
Nüklüer santrallere karşı çıkmaktan vazgeçen Greenpeace'ciler olayını
gelecek yazının eğlenceliği olarak bıraktım...)
21 Mart
|