16 Mayıs Sanatın Utanç Günü
Şimdi, önce okuyup sonra
sahneyi hayalinizde canlandırın... Avrupa Şampiyonası'ndayız, İngiliz
Milli Takımı'nın Almanya ile maçı var, biliyorum Adalılar yok ama siz
farzedin ki oradalar ve kuranın bir azizliği aynı gruptalar. 800 yıllık
Klagenfurt'ta ortam gergin, 94 bin nüfuslu şehircikte
holiganların birbirine girmemesi için muazzam tedbirler alınmış.
Daracık tarihi sokaklarda her an savaş çıkabilir. Tam bu sırada
Almanlar birini dövmeye başlıyor, saldırıya hazırlanan İngiliz
Holiganlar ve aradaki tam teçhizatlı polisler şaşkın!
CNN'in
savaş muhabiri Peter Arnett de orada ve canlı yayında ''Irak'ta
füzeleri gördüm ama ben hayatımda böyle şey görmedim'' diyor...
Almanlar, bir adamı linç ettikten sonra uzaklaşıyor... Kameralar
hacamat olmuş adama döndüğünde, o da ne?!

Bütün
dünya medyası flaş haber geçiyor: Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk,
elinde Türk bayrağıyla yanlışlıkla Alman Holiganların arasına girince
telef edildi!..
İsviçre macerası başlamak üzere ama yeşil sahalarda başka mevzularımız
mevcut; Orhan'ım Pamuk'um ve Fenerbahçe formasının çok yakışacağı
konusunda birçok Galatasaraylı'nın hemfikir olduğu Emre Belözoğlu
var... Tabii ki, Boy George ile partiye devam edip bu konulara pek
girmese iyi olacak dedirten Oray Eğin ile duran saatin günde 2 kez
doğruyu göstermesi gibi Hınçal Uluç ve en sonda da PS var...
Hayatında futbol topunu nadir olarak görmüş Orhan Pamuk'un Milli
Takım'ın Milliyetçiliği körüklediğini söylemesi doğal karşılanıp kaale
dahi alınmayabilir; pekalâ, sabuklamış denilebilir... Fakat, onun gibi
düşünen zevatı da görmemezlik edemeyiz.
Bu vatandaşlarımıza, ellerine Türk bayraklarını alıp Alman
Holiganlarının yani Neo-Nazi olanlarının arasına oturmalarını tavsiye
ediyorum. O zaman milliyetçilik neymiş, ırkçılık neymiş görürler!
Yahut da Almanya'da Türklerin oturduğu kundaklanması muhtemel bir
apartmana yerleşmelerini öneririm, hiç olmazsa Nobel Ödüllü biri veya
AB taraftarı bir liberal-aydıncık'ın dairesinden dumanlar tütmesi,
sıradan vatandaşlarımızın yanmasından daha dikkat çekici olur, belki
yabancı medyada daha çok yazılır çizilir ve böylece onların da, her
geçen gün vak'a-i âdiyye haline gelen bu soruna bir faydası dokunur.
Nuri ''Bilge'' Ceylan'ın Cannes'da ''Yalnız ve güzel ülke''sine ithaf
ettiği ödülü, Pamuk'un daha yeni bir apartmanın kundaklandığı
Almanya'da bir gazeteye söylediği saçmalıktan sonra daha da anlamlı
hale geldiği açık. Hayır, Pamuk'un Ceylan'dan biraz memleket sevgisi
dersi alması lazım, Amin Maalouf'un bavulunu kullanacağına...
(BKZ: Türkiye’nin değil entelijansiyasının çirkin ördek yavrusu: Orhan
Pamuk, YKY Kitaplık Dergisi, Sayı 106, Tunç Özgörener)
Okan Buruk, Florya'nın kapısından tekrar girebildiği, Galatasaray
formasıyla Ali Sami yen'e tekrar çıkabildiği gün de yazmıştım; Emre
Belözoğlu'nun geri alınacağının her iddia edilişinde de... 13 Mayıs
2001'de Ali Sami Yen'de yaptıklarının canlı şahidiyim; asla ve asla
unutmayacağım, asla ve asla affetmeyeceğim...
İnter'e giderken entrika çevirdiler, insanların gözünün içine baka baka
yalan söylediler, daha sonra da söylemeye devam ettiler, Başkanımız
Faruk Süren'i karaladılar; kaldı ki o güne kadar yapmış oldukları
hiçbir şey Ankaragücü maçında çevirdikleri oyunu bağışlatmaz.
Emre Belözoğlu'nun Galatasaray formasını tekrar giymesi, Galatasaray'ı
Galatasaray yapan bütün değerlere ihanet olacaktı. Hınçal Uluç'un
kendisiyle yapılmış röportaj havasındaki yazısının bir bölümü altına
imza atacağım türdendi fakat işin Fenerbahçe boyutu beni
ilgilendirmiyor. Çünkü, Emre'yi alıp Fener forması giydirdikleri için
müteşekkirim, hayrını görsünler!
(BKZ.
HU: G.Saray'ı kurtardı)
Bir zamanlar Küçük İskender'in de aşk şiiri yazdığı Emre, Oray Eğin'i
de hayalkırıklığına gark etmiş anlaşılan; Fener'e transferiyle
Galatasaraylı Emre'nin öldüğünü yazmış... Eğin, farkında değil, 13
Mayıs 2001'de intihar etmişti zaten...
Hayatının hatası da o idi... Yoksa İnter'e transfer olmadan
yaptıklarıyla Fener'e gitmeden öncekiler aynıdır. Konunun, Boy George
ile alakası nedir peki?!
Bakınız:
Cengiz Semerci: İnterneti kullanmayan oyuncu
Dahası da var ama...
PS: HAÇLILAR MI?!
Aslında, pek alıntı yapmayı sevmem ama son günlerde yıllar sonra
yeniden okuduğum bir kitap, sanki asırlar hatta tam da bin yıl sonra
aynı şeyler tekrar yaşanıyormuş hissine kapılmama neden oldu. Tam da
''Tarih tekerrürden ibarettir'' durumu...
''(...) 19 Ağustos 1099 cuma günü, arkadaşlarını Bağdat Ulu Camiine
götürür. Öğlen olup da müminler dört bir yandan cuma namazı kılmaya
gelirlerken, Ramazan olmasına rağmen saygısız bir şekilde yemek yemeye
başlar. Birkaç saniye içinde etrafında öfkeli bir kalabalık oluşur,
askerler onu tutuklamak üzere yaklaşırlar. Ama Ebu-Saad ayağa kalkar ve
etrafındakilere sükûnetle, binlerce Müslümanın katledilmesi ve
İslamiyetin kutsal yerlerinin tahribi karşısında tamamen kayıtsız
kalırlarken, birinin orucunu bozması karşısında nasıl bu kadar altüst
olmuş gözükebildiklerini sorar...'' (*)
Arap vakanüvist İbn el-Esir, Şam Mollası Ebu-Saad el Haravi'nin Haçlı
Seferleri sırasında birbirine düşmüş, kendi iktidar çekişmelerine,
kardeş kavgalarına gömülmüş Müslüman dünyasını ve Abbasi hanedanın
çökmeye başladı dönemin Halifesi el-Mustazhirbillah'i uyandırmaya
çalışmasını böyle anlatıyor...
Peki, genelde nasıl biliriz Haçlı Seferleri'ni? Sırf kendi surları
içindeki iktidarını korumak için Frenkler ile işbirliği yapan, hatta
sırf işine geldiği için onlara saldıran Selçuklu Beyi Dukak'ın ileride
kendisi için daha büyük bir tehlike olacağını düşünüp pusu kurduğu yeri
haber veren Trablusşam Kadısı Fahrümülk gibi Kadılar, Beyler...
Kendilerine bir şey olmayacağını sanarak, komşu kentin halkının başına
gelenlere aldırmayan halklar... Bütün bunların arasından Çekirge Sürüsü
gibi işgal eden, Mescid el-Aksa'da 60 binde fazla insanı kılıçtan
geçiren, Yahudiler'i havralara toplayıp yakarak katleden Haçlı'lar,
daha doğrusu birkaç yüz şövalye...
Amin Maalouf'un ''Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri'' (*) roman gibi
ama bir ibret kitabı, yeniden okudukça aradan geçen 1000 yılda bazı
şeylerin hiç değişmediğini, sadece isimlerin farklı olduğunu görmek
dehşet verici... Daha da dehşet verici olan bunları göremeyenlerin
sayısının çokluğu...
(*)
Çev: Mehmet Ali Kılıçbay, Telos Yayıncılık, Ekim 1997
Ultraspor 6 Haziran 2008
|