16 Mayıs Sanatın Utanç Günü
''4 Nikah, 1 Cenaze''ye
döndü hayatım, aslında pek öyle değil ama... Rolling Stone dergisinin
''Doğumgünü partisi''ndeki ''Kaki King'' eziyetinin ardından ''La Diva
Turca'' Leyla Gencer'e vedâ edince böyle garip bir havaya girdim...
''Parti'',
''doğumgünü'' kavramları ve Rolling Stone dergisi fenomeni yanyana
geldiği zaman gayet eğlenceli bir ortam, süper bir atmosfer bekliyor
insan... Gerçi, partide Kaki King'in çalacak olması hafiften bir
tereddüt yaratmadı desem yalan olur.

Parti
mekânı İndigo'ya girip henüz tenha olan ortamı kolaçan etmek için 2
adım atmıştık ki ''Bira ister misiniz'' diyen garson yanımızda bitti,
atlattık, balkon kısmına çıktık sahneyi gören yer ayarlayacağız, bu
sefer başkası ''Bira''... Sıkı takip altındayız, aşağı indik yine
''Bira''... Eliniz boşsa peşinizi bırakmıyorlar! ''Hayır''... Yer
değiştirelim dedik, bu sefer bir başkası! Kurtuluş yok, kabus gibi!
Sanki Sultanahmet'te çay bahçesindeyiz, bardağın boşalmadan yenisini
dayıyorlar burnuna. Neyse, aldık ve kurtulduk!
Bu arada ortam kalabalıklaştı ve beklenen an geldi, Kaki King çıktı...
Sanki gitar değil de bateri ile kontrabas arasında başka bir şey
çalıyor; tab'larla bateri ve tellere kullanışıyla da yaysız kontrbas
çalar gibi, sol eli de aşağıdan değil üstten kavrıyor, normal basmıyor
parmakları enteresan ama ''enteresan'' yani...
''Psychedelic'' ve atonal bir ''müzik'' yapıyor, 1-2-3 tamam hoş ama
sonrası tekdüze, sıkıcı, sahnede takılıyor, yani bir parti elemanı
değil, hele de Rolling Stone'un doğumgünü partisinin hiç değil,
pastanın içinden striptizci beklerken Tarkan'ın çıkması gibi! Kötü bir
sürpriz yani...
Ortamda bir kısım piyasa yapıp gayet yüksek volümlü takılırken, bir
bölümü de hipnotize halde sahneye bakıyordu ki, ''Bira alır
mısınız''lara ve Kaki King'e ancak 30 dakika kadar dayanabilip
kendimizi dışarı attık.
''Cenaze''ye gelince, 16 Mayıs tam öğlen sıcağı, tepede kavurucu güneş,
siyahlar içinde Dolmabahçe kıyısında hazırdım... ''La Diva Turca''
Leyla Gencer'i uğurlamaya, anısı önünde eğilmeye... Bir kesimin son
zamânlarda dilinden düşmeyen bir laf var: ''Bireysel tercihlerime saygı
gösterin''... Fakat, basit olarak başkalarınınkilere aynı saygıyı
kendileri göstermiyorlar. Çünkü inanarak söyledikleri bir şey değil bu,
çoğu için bir kisve sadece...
Hüzün verici bir törendi, sadece Mozart'ın Requiem'i ile Ahmed Adnan
Saygun'un Yunus Emre Oratoryosu'nun notalarının 30 yıl önce
içilebilecek kadar temizken etrafı megaköy'e dönünce kirletilen boğazın
suyuna eşlik edişi değildi, hüzün veren...
İçimi karartan boşluktu, kıyıda ''La Scala''nın ilk 5-6 sırasını dahi
zor dolduracak kadar az insanın toplamış olmaydı.
Bu ''sanat dünyamız'' ve sanatçıyım diyen; ressamından heykeltıraşına,
balerininden operacısına edebiyatçısına kadar herkes için bir utanç
vesilesidir. Bırakınız, devletin, belediyenin, özel kuruluşların
orkestralarını, topluluklarını; İstanbul'daki konservatuvar öğrencileri
bile gelse orada daha çok insan olurdu.
''Sanatçı''ların asıl tepki göstermeleri ve sorgulamaları gereken bu...
Megabasket-17
Mayıs 2008
|