Basketbol Resmi Kuralları
Kitapçığı'nın 1. Maddesi'nin
3. fıkrası ne der? Maçın Galibi: Oyun süresinin sonunda daha
fazla
sayı yapmış olan takım, maçın galibidir. Açık değil mi? Atan, sokan kazanır...
Uzun
yıllardır basketbol camiasında, basketbolbilenler arasında konuşulur
durur, artık normal insanların bile diline pelesenk olmaya başlamıştır.
''Bir Türk Ekolü yaratmalıyız''... Laf uzundur tabii, ''Rus ekolü var,
Litvanya basketbolu, Yunan, Yugoslav ekolü var'' diye başlar. Çoğu kez
de, çok iyi jenerasyon yakaladığımızdan ve Türk Ekolü'nün
savunmadan başlaması gerektiğinden dem vurulur.
Çarpık
Yapılaşma ve Karadenizli Müteahhit Zihniyeti sadece kentlerimizde,
kasabalarımızda, tatil yörelerimizde görülmez, basketbolda da vardır;
ekol için altyapıdan sağlam ve oturmuş temeller atmak, kulüp
takımlarında geliştirmek
gerekir ama Türk Basketbol Ekolü, anca senenin 2-3 ayı yanyana gelen,
eğitilmiş ve
egoları şişkin generallerden terkip A takımda inşaa etmeye çalışır.
Fransa maçını seyrederken aslında 4
oda 1 salon salomanje, balkon havuz, müştemilat kaçak villa inşaa
edildiğini farkettim.
Tam teşekküllü,
alamet-i farikalı bir Türk Ekolü
var...
Bu
Ekol'ün baş özelliği istikrarsızlık; sadece şampiyonadan şampiyonaya,
maçtan maça değil maç
içinde de dalgalı seyir. ''Takımcak'' toplu olarak da, tek tek
elemanlar halinde de bir 24 saniyenisin diğer 24 saniyesine uymaması.
Hiçbirşey full time iyi yapılamaz.
Türk
Ekolü'nün hücumu ne-idüğü-belirsizlik ve karmaşa üzerine
kurulmuş. Yanlış
seçimler yapılmak süretiyle geliştirilmiştir ki bunun savunma versiyonu
da hayli ileri bir sürümdür. Yazının sonunda özellikle savunma
mantar'itesine, pardon mantelitesine değineceğim ama Farz-ı mahal
Fransa karşısında baskılı Zone savunma işe yarayacakken bu sadece kısa
bir süre için oynanır ama buna karşılık ''iyi savunma'' yaptığımız
söylenir.
Hücuma dönersek... Mehter Marşı'ndan Atonal Jazz yapmak gibi -ama umarım kimse bunu yapmayı
denemez-
Dalgalı Hücum Kurma stili, özellikle sete set hücumlarda 5 çakılı
direk oyunu; hızlı top çevirememek, pas trafiğinin sürekli tıkalı,
ıkına ıkına gidililen, Boğaziçi Köprüsü
gibi olması; topu içeriye
indirmek varken dışarıdan şut atmak,
dışarıdan şut atma varken inatla içeriden zorlamak... Ver eline birinin
topu tak
the tak tak tak mors alfabesi ile telgraf çeker gibi evelesin gevelesin
sonunda ya mancınığı göndersin ya da yakar topu bir başkasına atsın o
da yââ kısmet diye potaya savursun... Pick'ilsin ama Roll'amamasın,
Roll'ulsun ama Pick'emeden Pick gibi kalalınsın.
Oyunkuramayıcı sorunu,
her daim berdevam, ya abâd ederler ya çemberi döve döve eğerler.
Çemberin dayak yemekten itiraf ettiği bile görülür...
Güzide
Türk Ekolü'nün bir diğer alâmet-i farikası da iki pota arasındaki
dikdörtgen alana baktığınızda kimin liderliğinde, şefliğinde
kimin hangi
rolleri paylaşarak oynandığının ve oynatıldığının belli olmamasıdır.
Bu
günün Sıcak Eli'nin üzerinden oynanması, Ekstra Katkılı Adamların
bulunması, Kenardan Gelen Adam'ın Sürpriz Katkısı gibi klişelerin
dışında takımın etrafına kurulduğu bir Patron, bir Başrol
Oyuncusu
vardır normal takımlarda. Şablonlar bellidir ve sarih biçimde görülür,
aksedilir.
Yine normal takımlarda, Başrol
oyuncusunun yanında yardımcı roller vardır ve bunların dağıltılması,
görev tanımları, takımiçi dengeleri bellidir. ''Ekol'' olan takımlarda
bunlar nesilden nesile aktarılır. Zaten bu da gerek şarttır.
Türk Ekolü'nün A Takımı ise erken kalkanın darbe yaptığı ya da iktidara
getirildiği
Muz Cumhuriyetleri gibidir.
Abartmıyorum,
bu takımın lideri kim sorusunun reel cevabını kimse veremez. Kağıt
üzerinde isim(ler)
söylen(ebil)se
de Türk Ekolü'nün özelliği gereği,
pratikte bu
çok başlılık olarak tezahür eder. Daha ileri uygulamada ''herkes
kafasına
göre'' biçimini alır.
Tabii
ki, bunlar alenen ifşaa edilmez ama uygulamada böyledir; en olmadık
yerde en olmadık topu en olmadık oyuncu potaya gönderir... Girerse
''yumurtaya can veren Allahım'' girmezse ''Bahtsızlık, şanssızlık''
kimse lagarlık demez...
Ekolün ayrılmaz ve bütünleyici bir
diğer unsuru, bahane üretme mekanizmalarının çok seri ve neredeyse hiç
mola almaksızın çalışabilmesidir. Bu konudaki yetenek ve kapasite
yadsınamaz
boyuttadır. Bazen hakemler, bazen basit ve kişisel hatalar, aynı
nakaratlar söylenegelir, Bir Şarkısın Sen ömürboyu Sürecek...
Muhteşem Türk Basketbol Ekolü'nün bir başka özelliği ise ''Hatalardan
Ders Çıkartma'' gereğidir.
Ne
savunmada, ne de hücumda iyi olan bir uygulama veya
taktik, şampiyona, maç ve hatta periyot boyunca yayılamaz.
Zaten
bu yapılabilse Ekolün baş özelliği istikrarsızlık olmaz fakat seri
hatalar ve benzer yanlışlar biteviye sürer gider, bitmez tükenmez
Anadolu gibidir.
Futboldaki ''Önümüzdeki maçlara bakıyoruz''un
basketbol versiyonu ''Hatalarımızdan ders
çıkartmalıyız''dır. Tabii ki, insan her daim hata yapabilir ve
ders çıkartmalıdır fakat iş Temel fıkrasına dönmemelidir.
Eşi
benzeri bulunmaz Ekolün Savunma faktörüne ve ''Çok iyi bir
jenerasyon yakaladık, alttan da çok yetenekli gençler geliyor''
teraneleri ile İcat Çıkartma, Yerli değil Avrupa Hayranlığı'na
gelirsek...
Bunlar, En Şahanesinden En bi' Muhteşeminden Ekolün Coaching
Hastalıkları başlığı altındaki alt-kült'lerdir.
İyi
Savunmanın maksadı yahut da iyi savunmanın tanımı 23 saniye direnmek
24. saniye en abuk hatayı yapıp mesela Zone'un içine -drive- ederek
giren rakip oyuncunun turnikesini yahut slalom yaparak 3 kişinin
arasından verdiği pası
nasıl basket oluyor diye seyretmek değildir. İyi Savunma, rakibi kötü
atışa zorlama, top kaybına sevketme, topu kapma da değildir.
İyi
Savunma, bunları yaparak başlar ama orada bitmez. Sonrasında ele
geçirdiğiniz top ile ne yapacağınız mühimdir. Eğer geçiş oyununu iyi
organize edemez ve sahip olduğunuz topu en kısa yoldan rakip sepetten
geçiremezseniz, sadece deli danalar gibi oradan oraya koşturarak
kendinizi yorar ve hücumda kısır döngüye girer, savunmada tükenmeye
başlarsınız. Zaten, bir tutarsın 2 tutarsın atamazsan gelir sana
atarlar. BKZ: Basketbol Resmi Kurallar Kitapçığı Madde 1.3...
Basketbol
oynatmamaya yönelik zihniyet giderek basket oynamamaya dönüşür. Çok
yetenekli bir jenerasyon ile basketbol oynayacaksınız, basketbol
oynatmamaya odaklanmayacaksınız. Altınızda Ferrari var, pistte 5
kırmızı ışık yanmış ve siz bunu yanlış anlamışsınız frene basıp
duruyorsunuz.
Basketbolumuzda ''Gelecek Vaadeden Genç
Oyuncular'' vardır, bunlar genellikle kariyerlerini ''Gelecek Vaadeden
Genç Oyuncu'' olarak tamamlarlar.
Alttan gelen yetenekli
oyuncuların parlayacağı, pişeceği yer A Milli Takım değildir, kulüp
takımlarında parlamaları, pişmeleri A Milli Takım'da leziz bir yemek
olarak servis edilmeleri gerekir.
Oysa Türk Ekolü'nde kulüp takımlarında Yerli Değil Avrupa
merakı vardır ve A Milli Takım'a da artık sirayet etmiştir.
Yerliler,
kulüp takımlarında çoğu kez yedek bırakılır, sonra kendi
takımında
yedek olan ve Coach'un sınırlı bir tahammül ile belirli bir vazife için
kullandığı... Getirdiği Amerikalı veya Avrupalı'ya her türlü atma tutma
serbestiyesi ve kredisi verirken, en ufak bir hatasında kenara çektiği,
hatta azarladığı oyuncudan A Milli Takım'da yaratıcılıkta ve
performansta sınır tanımamasını beklenir. Adam külkedisine çevrilmiş...
Ekolü Coaching Hastalıkları'nın alt-kült'lerinden biri de fizik, kimya
ve basketbol kurallarına aykırı İcat Çıkartmak'tır...
Külkedilerine
bir de acaib işler verilir... Mesela, adam hiç 3 numara
oynamamışsa A Milli Takım'da 3 numara yapmaya çalışılır ama bu
arada 4 numaradan 5, 5 numaradan da 4 çıkartılır sonuçta külkedisi
külkedisidir. Olmayana ergi metodu, kelimenin modamod haline çevrilir.
En sonunda ayaklar suya erer... Magic Johnson'ın gölgesi hep
üzerlerinde
gezinir. Bu sadece oyuncular üzerinde uygulanmaz, taktiksel mânâda da
geçerlidir. Eldeki malzeme ile ne yapılacağı düşünülmez, Ben Yaptım
Oldu metodu uygulanır. Mesela, Show-Time Lakers Fast-Break'i için
elinde bir Magic Johnson, Bir James Worthy, bir Abdülcabbar olması
gerekir fakat Türk Ekolü'nde israrla oldurmaya çalışılır.
Daha da enteresan ve eşi bulunmaz olanı altyapıdaki antrenör adayı dahi
kendini küçük bir Phil Jackson zanneder, hafif zeki ve cin fikirli
olanları ise küçük birer Pini Gershon'dur; altyapıda Fundamentalist
olunmaz Taktisyen olunur, el kadar çocuğa Basketbol
Fundamentali öğretilmeden taktiğe geçilir. Yetenekleri geliştirilmeye
çalışılmaz savunma çalıştırılır...
Türk
Basketbol Ekolü'nün geldiği nokta ''Her takımı yenebiliriz, her takıma
yenilebiliriz'' bir şampiyonada zirve yapar diğerinde dibe vururuz, bir
maç muhteşem, diğerinde Milli Facia, bir Dev, bir Cüce...
Eskiler ''Basketbol temaşa sporudur'' derdi. Türk Basketbol Ekolü
insanda x-treme spor etkisi yapar ama bu düzensizlik bir süre sonra
insanı sıkar!
8 Eylül
2011 Olmayan 8 Eylül 2011
|