''Günümüzün en iyi
taktikçisi, elindeki malzemeyi iyi karıştırabilen bir simyacı olsa
gerek''...
Züğürt
tesellilerini sevmem ama şu bir gerçek ki, 2008 şampiyonasından yeşil
sahalar üstünde geriye kalan, çeyrek yüzyıl sonra bile kupanın
tarihinde anlatılacak savaşçılar, ''bu güzel oyunun hala sihir ve gizem
dolu olduğunu gösteren'' kahramanlar bizleriz! Nöbetçi Semih
ÇılgınŞenTürk, kulak zarının yırtıldığını farketmeyen Rüştü, sekiz tane
ok yediği halde kalesini savunan Servet ve diğerleri...
Yine
de birisi var ki... Ne Sezar, ne zehirlenen İmparatorlar, ne kardeş
kavgasında boğazlananlar, ne de iktidâr oyunlarına kurban edilenler...
Hiçbiri, böylesi toplu bir düşmanlıkla karşılaşmamış ve bütün bunlara
rağmen zafer kazanmayı başaramamıştır.
Tarihe baktığımızda pek çok şeyin tahrif ve tahribe uğratılarak tahrir
edildiğini unutmamak gerek. Yüzyıllar önce bir ovada karşı karşıya
gelmiş iki ordunun savaşını yahut da çok daha büyük bir olayı mesela
Haçlı Seferleri'ni farklı kaynaklardan hatta aynı dönemin
vak'anüvislerinden dahi birbirinden farklı ''doğru''lar ile okuyabilir,
öğrenebilirsiniz.
Bundan 50-60 sene sonra 20 yaşındaki bir futbol düşkünü, hiç görmediği
bu kupanın tarihini okuduğunda, mutlaka tuhaf bir hisse kapılacaktır.
Türklere baktığında başka, karşısındakilere baktığında farklı, tarafsız
gözlemcilerin tarihe düştüğü notlarda bambaşka bir ''gerçek''le
karşılaşacaktır.
Garip... Kupanın tarihi için kuşkusuz önce UEFA'nın kaynaklarına
başvuracaktır gelecekteki bir meraklı, oradan hareketle de başka
kaynaklara yönelecektir. UEFA'da okuyacağı ve benim de yazının başına
koyduğum o söz, kuşkusuz merak uyandıracak, bu kahraman komutanı
tanımak isteyecektir.
Bizim, Türklerin çoğu vak'anüvisinin olaylara dair düştüğü notları
karıştırdığında ise, muhtemelen hayrete düşecektir. Kendilerini en
büyük seferlerinden birine çıkartan, daha önce de olduğu gibi en büyük
zaferlerinden birini yaşatan, rakiplerince övülüp yere göğe
koyulamayan, karşı ordudaki ''düşman''larının bile en sonunda takdirine
mazhâr olan, kendisine özür mektubu yazılan bir komutanın... Sonu
benzemesin ama, ben, O'nu II. Dünya Savaşı'nın asıl kahramanı General
Patton'a benzetiyorum.
Nasıl olup da, kendi ulusunun kalemlerince bu kadar büyük bir saldırıya
uğradığını, arkadan hançerlenmeye, karşı saf tutulup alaşağı edilmeye
çalışıldığını anlamakta zorlanacaktır.
Eğer bu turnuvanın resmi şampiyonu, kazananı İspanya ve Gönüllerin
Şampiyonu, kalplerin fatihi Türkiye ise kaybedeni de TSM Korosu'dur...
Hayır, Türk Sanat Musiki'si değil, Türk Spor Medyası... Ah, tabii
promosyon yazarlarını da unutmamak gerek...
Bu yazdıklarımı abartılı bulanlar çıkabilir. O zaman, dönüp bir-iki
hafta önceki gazetelere ve köşebaşlarına baksınlar, sonra da şu iki
alıntıyı tekrar okusunlar...
''Maçı yaşayan bir adam... Biz, Çinliler Türklerin ne denli inatçı
olduğunu tarihten biliriz. Hun komutanları andırıyor. Ordusunun
başında... Sahadaki futbolcu onu kenarda gördüğünde koşuyor.
Futbolcularla da iletişimi müthiş. Sahadaki onun ne demek istediğini
anlıyor.'' (Lhni, Çinli gazeteci).
Aşağıdaki paragrafların yazarına, İsviçre maçının ardından gazetesine
tepki göstersem de, bu satırlarını okuyunca kendisine saygı duyduğumu,
gösterdiği yücelik karşısında eğildiğimi söylemeliyim. Yaptığı ibret
olsun:
''Turnuvanın en iyi antrenörü: Fatih Terim
Kuralar çekildi. İsviçre ve Türkiye aynı gruptaydı. Harikaydı. Kimse
sizi ciddiye almıyordu. İlk maçtan sonra da, hatta bizi yendiğiniz
maçtan sonra bile. Sizi küçümsüyorduk. Ve sen Fatih Terim, bizi
turnuvanın dışına attın.
En sonunda anladık. Hâlâ patlamaya hazır bir volkan edası var sende.
Eşim bile kararını vermişti: Bu adamda bir şeyler var. Sempatik,
karizmatik ve çekici...
Nihayet destansı Almanya-Türkiye maçına gelmiştik. Son saniyelerdeki
göz yaşlarına tanık olduk. Hiç şikayet ettiğini görmedik. Oysa 9
oyuncun eksikti. 2,5 sağlam adamın oturuyordu kulübende. Sen ve
oyuncuların savaştınız. 2005’teki gibi değildi bu kez. Tutkuyla ve
sanki olağanüstü bir savaşçının ruhuyla...
Ve şimdi. 2010’a kadar kontratın olmasına rağmen ayrılmayı
düşünüyorsun. Ama sen ve takımının yaptığı şey eşsizdi. Sen, bunu bizim
kalbimize kazıdın. 2,5 yıl aradan sonra. Sen olmasan da harika bir
takım bıraktın.
En büyük saygılarımla.
Alain Kunz'' (Blick)
Ultraspor-1
Temmuz 2008
|