Bu yıl da, geride kalan 12 ayın
dökümünü yapma ''geleneğimi'' sürdüreceğim; Türk ve Dünya sporunda
gayet subjektif kriterlerle tespit ettiğim, 2007’nin benim için ''Top
10'' spor olayını yazacağım... Yine de, Fransız Şef Georges Pretre
yönetimindeki Viyana Flarmoni'nin Yeni Yıl konserinde, Milli
Takımımızın da katılacağı Avrupa Kupası'nı onurlandırmak için ''Futbol
Balesi'' yapılmasının; konser sonunda Pretre'nin bis için seçtiği
Joseph Strauss'un ''Spor'' polkasını elinde futbol topuyla sunup
çalmayı da düdükle başlatmasının, hatta arada sarı kart çıkartmasını
da, şimdiden 2008'in ''Top 10'' listeme girdiğini söylemeliyim...
NTV'yi de unutulmaz şef Hikmet Şimşek'li çocukluk günlerimizden kalan
Yeni Yıl konserini yayınlama geleneğini sürdürdüğü için tebrik etmek
istiyorum.
GAZİLERİMİZİN AZMİ...
Onlar,
çok önemli insanlar, hepsi birer kahraman, hamaset yapmıyorum... 21
Milli yıldızın 13'ü Güneydoğu Gazilerimizden, Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin rehabilitasyon için başlattığı bir organizasyon Ampute
Futbol Takımı ve onlar, Dünya Üçüncüsü oldular, sessiz sedasız
çıktıkları yolda göğsümüzü kabarttılar. Bu vatan için siper ettikleri
vücutlarıyla yeni bir destan yazmakla kalmadılar örnek de oldular.
Bütün
kutlamalar yapıldıktan, takdirnameler verildikten sonra onları kendi
başlarına bıraktık... İstanbul'da 29 Ekim'de Boğaz'da atılan havai
fişeklere trilyonlar verilirken Gazilerimize verilen maaşlar utanç
vesilesi olmalı...
DÜNYANIN EN GÜZEL RAKETİ
İSTANBUL'DAYDI
Maria
Sharapova... Hayalleri süsleyen Rus güzeli, WTA İstanbul Cup'ta arz-ı
endâm etti. Gerçi turnuvadaki oyunu tatminkâr değildi ama Elene
Dementieva, Venus Williams gibi son yılların en güçlü ve en ünlü kadın
raketleriyle birlikte Topkapı Sarayı'nın Harem Dairesi'nde verdikleri
pozlar bile olağanüstüydü. Müthiş bir organizasyondu. Tabii, Sharapova
kıskanılacak bir kadın, hayatımda en unutamayacağım anlardan biri,
Topkapı Sarayı'ndaki gecede bir hanım arkadaşımın yanıma gelip
sahnedeki Sharapova'ya baktıktan sonra ''ne buluyorsunuz şu koca
g..lüde'' demesiydi. Şaka yapmıyordu ve takdir edersiniz ki, ne cevap
vereceğimi bilemedim...
Gerçi,
Kuzey Amerikalı tenis yazarları toplanıp Sırp Ana Ivanoviç'i ''Yılın en
seksi raketi'' seçmişler ama zevkler ve renkler tartışılmaz diyerek
geçeyim...
Dünya basketbolunun zirvesinde...
Mehmet Okur'un
NBA'de All-Star olması yılın en büyük olaylarından biriydi.
Hayâllerimizden biri gerçek oldu. Gerçi... Taraftar oylamasında ''İlk
5''e giremedi, ki Yao Ming gibi dev bir ''Çin Seddi'' varken bu mümkün
değildi; ''Coachlar'ın Seçimi''nde de ''Yedekler'' arasına alınmadı ama
kısmetinde varmış... Üstüste gelen sakatlıkların ardından NBA Başkanı
David Stern, onu çağırdı. Memo da Las Vegas'taki büyük şovda sahneye
çıktı. Bundan 15 sene önce bir Türk'ün NBA'e gidebileceğini hayal bile
edemezdik, nerede All-Star... Memo'nun orada olması tabii ki gurur
verdi ama medyamıza pek yansıtılmasa da ABD'deki yorumlar ''pek iyi''
değildi. Spektakülerliğinden çok şey kaybeden All-Star'ın son
dönemlerde tarihine geçen iki ''hareket''ten birini yaptı Memo...
İlki
Michael Jordan'a vedâ gecesi olan 2003 All-Star'ındaydı... İlk
uzatmasının sonunda ''Majesteleri''nin Shawn Marion'ın üstünden
gönderdiği şanına uygun şutuyla bitecekken, Jermaine O'Neal'in yaptığı
faulle başlayan 3 saniye içinde her şey nasıl rezil olduysa ve
basketbolseverlerin kalbinde hâlâ bir yaraysa... Pekçokları için çok
sıkıcı geçen 2006 All-Star'ının en eğlenceli, en unutulmaz olabilecek
sahnesi, işini aşırı ciddiye alan Mehmet Okur'un Shaq'a savunma yapma
sevdası yüzünden hebâ oldu. Fakat onu da anlamak gerek, ''Poster
olmamak'' içindi belki de...
Bu yıl Hido'nun ''Coachlar'ın
Seçimi''nde ''Yedekler'' arasına gireceğini tahmin ediyorum... Çünkü
oyunuyla bunu gerçekten hakkettiğine inanıyorum...
Atletizmin kalbi İstanbul'da atacak
Pistlerden
bence çok önce Kop'muş olan Süreyya Ayhan'ın dopingli çıkması ve
sonrasında mağduru oynaması yüzünden arada kaynayıp gitse de, 2012
Dünya Salon Atletizm Şampiyonası'nın organizasyonunu İstanbul'un almış
olması büyük bir olaydı. Gerçi, Ataköy'de 1993'ten beri yapımı süren ve
2009'da artık açılacağı deklare edilen Sinan Erdem Çok Amaçlı
''Hiç Bitmez'' Olimpik Spor Salonu'nda yapılacak olması içimde şüphe
uyandırıyor ama içimi ferah tutmaya çalışıyorum.
MotoGP'yi kaybettik
İstanbul'da
yapılan 3 yarışa da gidip tribünde ''hadi aslanım Rossi, ayrılda gel!''
diye bağırmama rağmen, Valentino Rossi'nin kazandığını görememiş olmam
içimde bir yara olarak kalacaktır. Futbola endeksli spor medyamızda pek
''görülmese'' de dünyanın en büyük organizasyonlarından birini
kaybettik. Dünyanın en hızlı motosikletçileri artık İstanbul'dan
geçmeyecek. İstanbulPark'ın işletmesini alan F-1'in patronu Bernie
Ecclestone'un şahsi kaprisiyle koskoca pist MotoGP'ye kapandı.
Formula'dan başka bir yarış istemeyen Ecclestone'un talep ettiği fahiş
kira bedeli yüzünden MotoGP İstanbul'da yapılamayacak. Bizde fazla ilgi
görmese de, 72 milletten motosiklet hastalarının geldiği dev
organizasyonu elimizden kaçırdık. 210 milyon dolar harcadığımız tesisi,
3 milyon'a kiraladık. O da, bizim motorumuzun tekerini patlattı!
İlk
GP'nin ardından İstanbulPark'tan ayrılan binlerce motosikletin
gürültüsüne karışan ''Lütfen pistte gördüğünüzü
yolda
yapmayınız, sakin sakin gidip motosikletinizi yavaş sürünüz'' anonsu
ise böğür yaran unutmayacak olaylardan biriydi...
Fenerbahçe 14-0 yaptı...
Ah...
Biliyorum, Fenerbahçeli dostlarım için en büyük, en mühim olay 100.
yıllarında yeşil sahalarda şampiyonluğa erişmiş olmaları. Ülker'in de
katkısıyla basketbolda yıllar sonra ''mutlu sona'' ulaşmaları.
Futboldakinden çok potalar altında hem erkek hem de dişi Kanarya'nın
kazanmış olduğu çifte zaferi daha çok mühimsediğimi söylemeliyim.
Bundan da önemlisi, bir ucu 2006'ya uzansa da 2006-2007 sezonu sonunda
basketbol, futbol ve voleybolda Galatasaray'a karşı yaptıkları 14
derbiyi de kazanmış olmalarıydı. Yüzme, kürek, atletizm gibi dalları da
saymıyorum. Tabii, bu 14-0'a diğer açıdan da bakılıp yazılabilir ama bu
''2007'nin felaketleri'' listesine girer ancak.
Aydın Örs'elendi...
Kadıköy'den
ayrılmayalım... 100. yılında Fenerbahçe'yi şampiyonluğa ulaştıran Coach
Aydın Örs, daha tam da mutluluğunu yaşayamadan kulübünden ayrılmak
zorunda kaldı. Yoğurtçu Parkı'ndan Şükrü Saracoğlu'ndaki merkeze kadar
yürüyen 200 Cesur Fenerbahçeli, ''100. yılda yüzyılın vefâsızlığı revâ
görülen Örs''e sahip çıktı ama basketbolu seven herkesin içinde de bir
şeyler örselendi bu olayla...
Şampiyon ilk Türk
Kenan
Sofuoğlu... Motosiklet üzerinde şampiyonluğa ulaşan ilk Türk unvanını
elde etti. Supersport Dünya Şampiyonası’nda zirveye çıkan Kenan da
sonunda kürsüye çıkana kadar gölgede kalanlardandı. Belki MotoGP gibi
üst kademede yarışmıyor, Casey Stoner'ın 22 yaşında olduğu düşünülürse
geç kalmış da sayılabilir ama bu yine de olanaksızlıklar içinde
başardığını azımsamamız manâsına gelemez. Hele de bütün çafçaflı destek
beyanatlarına rağmen, Kenan Sofuoğlu'nun 2006'da üçüncü, 2007'de
şampiyon olduğu Hannspree Ten Kate Honda takımına İsviçre'de yaşayan ve
ismi açıklanmayan hayırsever bir işadamımızın sponsorluğu sayesinde
girebildiği düşünülürse... Dolayısıyla, büyük bir iş yapmıştır...
Kimi geçti, kimi kaldı!
Schumi'nin
2006'da hazin bir finişle kariyerine son noktayı koymasının ardından,
onun ahı tutmuş olacak ki Fernando Alonso'nun başına gelmedik kalmadı.
Kendisini yıldız yapan Renault'u terkedip gittiği McLaren Mercedes'de
huzur bulamadı, üstüste 3. kez şampiyonluk rüyası da kabus gibi bir son
yarışla nihayete erdi. Kimi Raikkonen, Brezilya'daki Interlagos
Pisti'nde inanılmaz bir şampiyonluk kazandı. ''Teknoloji hırsızlığı''
yaptığı tescillenen McLaren'in İngiliz pilotu David Hamilton, önce
Alonso'nun sıkıştırmasıyla pist dışına çıktı, sonra da tam 7 puanlık
farkı koruyacak sıraya yükselirken arıza yaşadı ve tekrar geriye
yuvarlandı. Onun devredışı kalmasıyla heveslenen Alonso ise Massa'nın
egzosunu yutmaktan öteye gidemedi. Damalı bayrak Kimi ve Ferrari'si
için sallanırken içimden ''İlahi Adalet'' dedim...
''İmparator'' Terim ve Askerleri...
En
sona bıraktım... Başarı normal, normal koşullar altında Avrupa
Şampiyonası'na zaten gitmemiz gerekirdi ama çok inişli çıkışlı, çok
stresli bir yoldan geçtik İsviçre'ye varana dek... En çok yıpranan, en
çok yıpratan, en çok savaşılan, en çok savaşan hep o oldu. Hiç geri
adım atmadığı, kimseden ders almadığı, cesaretini kaybetmediği için o
bir fenomen... Hep sert ve ketum olan Fatih Terim'i, NTV'deki ''Hiç
Bunları Dert Etmeye Değer Mi?'' programında, oturduğu koltuktan düşecek
kadar gülmesi yılın bomba olayıydı. ''İmparator''un değişik yüzünü
görmek güzeldi.
Tabii ki, Şehit Mehmetçiklerimiz için açtığı
kampanya ve Millilerimizin verdiği Asker selamı, kim ne derse desin
yılın en mânalı olayıydı... Buna karşın Yunan maçından önce
''Yenilseler de şu Terim gitse'' diyebilecek kadar benliğini kaybetmiş
yurttaşlarımızın olması da yıın en düşündürücü olayıydı...
Ultraspor-3 Ocak 2008
|