1- Timsahlar neden düzdür?
2- Çekirge 1 sıçrar, 2 sıçrar 3'te ne yer?
Cevapları bilenler kendisine saklayıp diğerlerine haber vermesin,
bilmeyenler cevabı ''Hı ha ne ne olabilir'' diye düşünmeye
devam etsin...
80'lerin soğuk Amerikan esprilerini yaşı müsaitler hatırlar; pek çok
açıdan irrasyonel olan yılların ruhuna gayet uygundu bunlar. Soğuk,
sinir bozucu ama öte yandan mozistçe ya da sadistçe zevk alınan ve
topluca yapılan şeyler... ''Uçan fil sürüsüne ne denir'' diye basitten
sarmaya başlar ve devam ederdiniz...
Üstüste geldiği zaman artık sinirinizden gülmeye başlardınız, zorla
gıdıklanmak gibi. Karşınızdakini uyuz ederdiniz ama bunların hepsinin
cevabını ezberleyip sorulsun diye bekleyenler de vardı, kendileri
yenilerini uyduranlar da ve genelde uydurularak türetildiğinden ne
kadar ezber yapsanız da en sonunda bilemeyeceğiniz bir tane çıkardı
mutlak. Garip yıllardı...
Benim aralarında çok sevdiğim bir tanesi vardı ki, bu yazının konusuna
da gayet uygun...
''Saat 4 ile 5 arasında neden ormandan geçilmez?'' bilmeyenler bir sürü
cevap üretir bilenler hemen atlar, cevap tabii ki irrasyonel, ''Çünkü
fillerin paraşütle atlama saatidir''... Neyse, aradan bir zaman geçer,
hemen yapmamak gerekir çünkü sinir etme dozunu arttırabilmek için...
''Timsahlar neden düzdür?'' En alakadar değilmiş, bu tür
''espirik''leri sevmezmiş gibi davranan bile o arada aklından 500 tane
şey geçirir...
Cevap: '' Bütün uyarı levhalarına rağmen saat 4 ile 5 arasında ormandan
geçtikleri için!'' Sıkılan dişler, ateş saçan gözler, gırtlak sıkmaya
hazır eller...
Galatasaray'ın Bursa'yı bir göğüs, bir omuz darbesiyle yendiği maç
biterken kahkahalarla gülüyordum. Tam çuk oturmuştu.
Futbol Tanrıları'nın terkettiği bir maçtı Ali Sami Yen'de... Bütün bu
sıkıcı gecede Galatasaray'a galibiyeti getiren gollerin ikisi de bir
zamanların TRT'sindeki ''Futbol Balesi''ne girecek türden eğlencelik
gollerdi. Hatta ve hatta Sercan'ın şık bir omuz hareketiyle kaleye
gönderip De Santis'in son hamlede parmak ucuyla çıkarttığı top da... O
da girseydi son dönemlerin en ucube maçını seyretmiş olacaktık.
Kendi sebeb olduğun bu kadar tuhaf gollerle yenilmek Bursaspor için
başlı başına bir bahtsızlık tabii ki... Bahtsızlık ama zaten onlar da
fazla bir şey oynamadılar. Yine de, o son şık omuz hareketi gol olsa 1
puan alabileceklerdi.
Galatasaray tarafına gelince, hiç eleştirmek içimden gelmiyor ama
''Kötü oynayarak kazanmak da iyidir''in alışkanlık kespetmesi
beraberinde kötü oynama alışkanlığını getirir ve doğanın bir kanunudur
ki çekirge 1-2 sıçrar, 3'te Hamburger yer, midesine oturur...
Evet, biliyorum buraya kadar cevabı ne diye beklediniz ve sinir bastı,
ben uydurdum yoktu aslında ama bildiğiniz üzre böyle türetiliyor
bunlar...
Bordeaux maçında ilk gece acemiliği, orada bulunmanın büyüsü dedik,
gece de zaten muhteşem bir vuruşla toplu kendinden geçmeyle nihayete
ermiş, herkesin keyfi yerinde dedik...
Konya'da zemin müsait değil, attık üstüne yattık dedik...
Fakat Bursa maçında görüldü ki, benzer bir davranış biçimi var. İlk
devre attık mı, ikinci devre geriye yaslanıp durumu idare etmeye
çalışıyor ve rakibi belki de hiç niyeti, hevesi bile yokken üstüne
üstüne gelmeye tahrik edip sonra da paçayı kurtarmaya çalışıyorsun...
Muhammed Ali'nin George Foreman'ı 8. rauntta yere serdiği efsane maçta
yaptığı gibi iplere yaslanır yaslanır bekler rakibiniz vurmaktan
yorulup bitap düşer, sonra da üstüste kontraları çakar yere
serebilirsiniz...
Ne var ki Galatasaray'ın yaptığı farklı; Aslan 1-2 çakıp sonra iplere
yaslanıp gongu bekliyor, hani biraz daha çalmasa nakavt olacak. Hem
zaten her zaman
iplere yaslanıp kontrayı atacak fırsatınız olmaya da bilir... Her zaman
bir Sabri çakmaz...
İSTİSNAİ BİR DURUM...
Daha önce beyan ettiğim gibi, Bayan
Basketbolu hakkında yazmama kararındayım;
kararım da bir değişiklik yok ama istisnai bir durumla karşı
karşıyayım. Diye ön bir giriş yapıp bunu gelecek yazıya bırakayım.
7 Mart
< |