Bu kadarı hakikaten fazla,
bu kadar heyecan kalbe, akla, ciğerlere ve ses tellerine kesinlikle
zararlı! Korku, Aksiyon, Gerilim filmlerine gerek yok, Bizim
Çocuklar'ın maçlarını seyret yeter, hepsi, 32 kısım tekmili birden var.
Hani eskiden filmin sonunda kahraman galip gelince sinema salonunda
seyirci alkışlar, tezahüratlar, gözyaşları içinde coşarmış ya...
Ay Yıldızlı Milli Takımımız da
sağolsun bizi korkutup, heyecanlandırıyor, üstüne bir de öyle bir
geriyor ki, ne zaman bitirecek diye baktığımız hakem son düdüğü
çaldığında inanamıyor ve çıldırıp kendimizden geçmiş bir halde
sokaklara çıkıyoruz. 5-0'a bu kadar sevinmeyeceğiz!

Şöyle keyifle, gerine gerine, güle
eğlene bir 90 dakika seyretmek mümkün değil, heyecanı sevmek tamam da,
Bizim Çocuklar, ''Bayılırım Belaya'' diye çıkıyor sahaya. Sonrası mâlum!
Portekiz maçının ardından yazdıklarımı hâmaset olarak algılayanlar
çıkmıştı ama''Imperatore Terim'in atından düşmesini dört gözle bekleyen
ve şimdiden ellerini ovuşturmaya başlayan çakalların varlığını da
unutmaması, bizi kendi soktuğu zor durumdan çıkartması
gerekiyor. Onun ve takımın muhtaç olduğu kudret
damarlarındaki asil kanda mevcuttur!'' derken İsviçre ile Çek
maçlarının son yarım saatlerindeki oyuncularımızın o delicesine kazanma
hırsı ve ruh hâliyle, komutanlarının manevra kabiliyetini işaret
ediyordum.
Imperatore Terim, bir kez daha maç içinde iyi manevra yaptı, sadece
oyunun gidişatını değil reyting hesaplarını, reklam bütçelerini,
nemâ'lanma beklentilerini, promosyon gezi programlarını da değiştirdi.
Benim asıl merak ettiğim başka. Gazetelerde genelde futbol maçlarının
son 15 dakikasında köşe yazıları alınmaya başlanır, Terim'in Aslanları
ikinci defa yazı bozdurdu, İsviçre maçında son ana kadar beklenmiştir
büyük olasılıkla, bu sefer çoğunun yazısı bitmiş sayfaya bile
konulmuştur... Acaba, o ilk yazılarda neler vardı da sonradan ters yüz
oldu?!
Terim, Kobi Kuhn ve Brükner'i emekli etti, acaba kaç yazar var bizim
medyada geç veya erken emekli edilmesi gereken...
ÇAKMA İNGİLİZ
İşe bizim tarafımızdan bakmayalım da karşı cepheden seyredelim biraz...
Çekler sanki Çek takımı değil de İngiltere gibiydi.
Teknik Direktör Karel Brückner, tamamen strateji değiştirmiş,
soyunma odasında ''Siz Çek değil İngilizsiniz, çıkın ve öyle oynayın''
demiş. Sürekli uzun toplarla cezasahasına şişirip kuleleri Koller'i
aradılar. Özellikle sağ kanattan ardı ardına bindirme yapıp topları
içeri kestiler. Kalecileri Petr Cech, geleneksel İngiliz
Milli kalecileri gibi uzun değajlarla atakları başlattı.
Brückner, emekli olmadan önceki son maçı için hakikaten çok çalışmış,
rakibi iyi analiz etmiş fakat çok büyük bir hata yaptı.
İngilizler derinlemesine uzun toplarla, yandan ortalarla gol arar
ama... O hava toplarına kafayı vuracak forvetin ya da basketboldan yeni
apartılan lafla ''Pivot forvet''in yanında onun yere indirdiği veya
kaleciden gelen uzun topa tek vuruşu yapacak Gary Lineker gibi bitirici
elemanları da Jaws gibi fırsat kovalar.
Çakma İngilizler'de yere inen toplara tek vuruşu yapacak, ortasahadan
hızla kontraatak arayacak adam yoktu. Milos Baros kenarda sinirinden
kudurdu ama Brückner onu oyuna sokmadı.
Tamam, ikinci gollerini de İngilizvâri bir oyunla, biz
Koller'i kollarken kanattan gelen adamlarıyla attılar ama Baros olsa
devamlılık sağlayacaklardı. Biz, üstlerine çöreklenirken arkaya uzun
topta kaçacak adamları yoktu, Baros'u sokmayınca da Koller'in dörde 1
kaldığı pozisyondaki gibi öldürücü darbeyi vuramadılar. Bu da, onların
makus kaderini çizdi.
Bizim tarafa dönersek, ilk devre onlar uzun aşırtma toplar
atınca ortasahamız savunmada etkili olamadı, bir de kenardan bindiren
adamlara karşı gömülü defans yapıp ortalama yollarını kesmeyince sorun
yaşamaya başladık. İlk başlarda özellikle Servet Çetin'in içeri inen
toplarda son müdahaleleri yerindeydi, fakat bir kere Koller fırsatı
bulunca attı. Hemen ardından sırtı dönükken yarım dönerek
benzer bir kafa daha attı ki az daha o da girecekti.
Yalnız hakemin de erken sarı kartlarla savunmada bizim sert oynamamızı
engellediğini, topa girmekte mesafeli durmamıza neden olduğunu da
söylemek şart.
Hücumda ise biz, yerden oyun kurmaya çalıştıkça blok halinde alanı
kapattılar fazla şans vermediler. Hava sahası zaten kapalıydı. Semih
Şentürk'e imkan sağlayamadık. Onların duvarını delecek bir organizasyon
da yapamadık.
İlk devre Semih varken o yokmuş gibi, ikinci 45'in başında da sanki o
varmış gibi oynadık. Sabri Sarıoğlu'nun girişi maçın şeklini
değiştirdi. Giderek baskı kurduk, giderek risk almaya başladık, 62'de
10 kişiyken oyuncu değiştirtmeyen hakemin de katkısıyla golü yedik.
2-0 olduğu anda bile, 1 gol atsak gerisi gelecek, yeter ki atalım
''Tavuk şaşkınken 2 de olur 3 de'' dedirtiyordu oyunumuz.
Nitekim, Terim Sabri'yi geriye çeker gibi yapıp Halil'i ortaya sürünce
bu ikiliyle birlikte Arda Turan'ın sağlı sollu bindirmeleri Çekler'in
başını döndürdü. Önce ''Kalırsan Darda Yetişir'' Arda Turan ışığı
yaktı. Bir de büyük kaleci Cech de hatalar yapınca tam da ''tavuk
şaşkınken''di...
Heyecandan titreyen Duble Kazım'a sakin ol diyen Nihat Kahveci, defans
içinde boşluğu, fırsatı buldu mu çakacağını gösterdi. Kahvenin iyisi
ağır yapılır köpüğü yavaştan kabarır ya Nihat da öyle yaptı.
Tabii bir de Tuncay Şanlı var, turnuva bitmeden kendine gelip kaleyi
bulsa rahatlayacağız, o da kaçırmasa 3 değil 5 bile sığardı 15
dakikaya. Herkesin unutamadığı maçlar vardır, bu kimsenin unutamayacağı
bir maç oldu, teşekkürler Çocuklar!
PS: KUTLAMA ANMA OLDU...
Hayat cidden garip, düşünün ki Türk Musikisi'ne gönül vermiş
amatörlersiniz, bir koro kurmuşsunuz, bir konser vereceksiniz ve
demişsiniz ki ünlü bir bestekârımızı onore edelim, 80. doğum yılını
kutlayalım, titizlikle hazırlanmışsınız, hatta ve hatta kendisine de
telefon açıp şarkılarınızı dinletmişsiniz, o da çok mutlu olmuş, ''Çok
iyi terennüm ettiniz, beni bahtiyâr ettiniz, mümkün olursa ben de
konserinize geleceğim'' demiş sevinmişsiniz... Davetiyeleri bastırmış,
üstüne de ''Ünlü bestekâtın doğumgünü kutlamak'' diye yazmışsınız...
Fakat... Tam da konsere 24 saat kala ölüm haberiyle sarsılmışsınız.
Kutlama konseri anmaya dönüşmüş.
Amatör ARDA Musikisi Topluluğu'nun, unutulmaz şarkıların bestekârı Avni
Anıl için verdiği konserin hikâyesi bu.
Sevgili bir dostum beni davet etmişti, Çek maçına denk geldiği için
gidemedim, güzel bir konsermiş. Bu vesileyle şarkıları dillerimizden
düşmeyecek Avni Anıl'ı ben de anmış oldum. Allah rahmet eylesin, ruhu
şâd olsun.
Ultraspor-16 Haziran 2008
|