Her
yıl bulunduğum gazete, dergi veya internet sitesi her neresi ise
yaşanan senenin olaylarına, yaşananlara dair Subjektif Top
10'umu
yazmak, diğer yandan da bir nevii muhasebe yapmak gibi âdetim vardır;
bu sene de atlamayalım, gelenek bozulmasın dedim ama yılbaşı
gecesi yaşadığım ''Geleceğe Dönüş Vak'ası'' herşeyi silip attı...
1980'lerden kalma dergi, 3-D ve 2011 yılbaşı Times Square ile
bilgisayar... Sanki zamânda açılan bir Solucandeliği - Wormhole gibiydi
ama 80'lerde böyle bir Vak'a-ı hayâl dahi edemezdim...
1980'lerde ortaokul lise dönemi; internet yok, bugünkü gibi markalar
yok, Kapalıçarşı'da kaçak mal peşinde koşulduğu, bez Converse'i,
şimdilerde retroları tekrar üretilmeye başlanan Top-Ten'i olanın, Levis
501 (biz şimdiki gibi livayz demezdik yazıldığı gibi okunurduk, ol
nedenden apostrofsuz yazdım) giyenin, hele de Walkman'i olanın parmakla
gösterildiği; yabancı müzik dükkanlarından listelerle kasetler
yaptırıldığı yıllardı.
Eczacıbaşı'nda oynarken alınan ilk bez Konvers'im hâlâ
durur...
Fakat en büyük havayı dönemin kaçak yabancı mallar merkezlerinden
Pilavcılar Pasajı'nda tesadüfen aldığım yeşil Pony ile
atmıştım. Uzaylı muammelesi görmüştüm! Sahaya çıktığımda bile
ayaklarıma bakarlardı.

Almanca
bilmesem de (İngilizce) dönemin yabancı dergileri Pop-Rocky ve BRAVO'yu
takip ederdim. Şimdiki gibi her köşe başında olduğunu ve düzenli
geldiğini sanmayın, avuç dolusu harçlık giderdi; maksat posterler,
fotoğraflar, Top10 listeleri, bir de arada verdikleri plastikten
45'likler (Halen duran 2 tanesi var) hele arada Almanca bilen -ki o
vakit sırf bu yüzden Alman Lisesi'nden bir kızın peşine düşmüştüm-
birine de okuttun mu...
Mesela, Boy George'a neden ''Boy'' denildiğini bu sayede öğrenmiş ve
posterlerini hemen duvardan indirmiştim! Gerçi halen severim müziğini
ama...
BRAVO dergisi ilk kez 3-D posterler verdiğinde olay olmuştu. ''Stars in
3-D zum Anfassen'' yazan kağıt gözlükle posterlere sayfalara bakardın,
o dönem için büyük olay. Bir de 3 Boyutlu ilk film 13. Cuma vardı, 1982
ama bize yanılmıyorsam 1-2 yıl sonra gelmişti. Site Sineması'nda
seyretmiştik.
Jason'ın baltayı kafaya indirdiği bir sahne vardı, ikinci seyredişte
tam balta sahnesinde ön koltukta oturan ve sahnenin refleksi ile
kafasını geriye atan -hiç tanımadığım- bir adamın kafasına
dokunmuştum... Adam dehşet içinde kafasına gerçekten baltayı yemiş de
ortadan ikiye yarılmış gibi bağırmaya başlayıp kendini koltuğundan
geriye atmıştı. Bu arada yanındakilerin mısırları, kolaları havada
uçuştu, tam karmaşa... Işıklar yandı, film durdu ve şoku atlatan adam
benim gırtlağıma saldırmaya çalışırken gülme krizine giren ben
sinemadan atıldım...
80'ler böyle tuhaf bir dönemdi. O dönemden kalan ve itinâ ile
sakladığım BRAVO'nun 3-D gözlüğünü, 2011 yılbaşında kullanacağımı
söyleseler -Eğer
hayatta ise ve bu yazıdan haberdâr olup da yıllar sonra tekrar
gırtlağımı sıkmak isterse bilemem ama- herhalde
Jason
balta sahnesinde kafasına dokunduğum adam gibi olurdum.
Earth-Cam var malumunuz, dünyanın çeşitli yerlerini canlı
seyredebiliyorsunuz bilgisayar başında internet sayesinde.
2011 yılbaşı tarihiydi çünkü Earth-Cam ilk kez New York Time
Square'deki kutlamaları 3-D verdi; şarap ve mükellef sofrayla kutlamaya
ZDF'de Dresden, Heidelberg ve Maastricht manzaraları ile süslü André
Rieu konseri ile başlayıp arada RAI seyredip ardından Nişantaşı'nda
kucak kucağa yeni yıla girdikten sonra Büyük Elma'nın ısırılmasını
beklemeye başladım. Fakat açıkcası 3-D yayından bihaber idim.
Son 10-15 yıldır dünyanın tamamen yeniyıla girişini beklerim o da bizim
saatimizle sabah 08.00'dir. New York'tan 1 saat sonra bütün Amerika
girmiş olur... O saate dek partiye devam!
CNN'i açıp şarap bardağını da boş bırakmayıp seyre devam ederken laf
arasında duydum, internetten search ve karşımda 3-D canlı yayın yapan
site... Hem klasik gözlüklerle hem de TV gözlükleri ile izleme olanağı
var, var da saat 06.30...
Nereden bulacaksın 3-D gözlük derken şimşek çaktı!
Dolaba döndüm, çekmeceyi açtım ve arşiv kutularım içinden BRAVO'nun
kağıt gözlüğünü çıkartıp elime aldım.
Hakikaten tarifi zor bir ândı... Sanki uzayzamânda bir nevii
Solucandeliği - Wormhole açılmıştı...
''Çalışacağını'' hiç düşünmemiştim ama gözüme taktım, ekrana döndüm ve
3 boyutlu Time Square karşımdaydı!
O gözlükle ekrana bakarken bütün ilkgençliğimden bugüne o kadar çok
sahne ve o kadar çok yüz geçti ki gözümün önünden... Kişisel tarihimle
zamanda yolculuk ederek girdim 2011'e...
Sonra daha da geriye döndüm ve Boney M'in efsane adamı Bobby
Farrell'i kaybederek kapattığımız 2010'u 1978'den kalma
Rasputin ile
uğurlayıp 2011'in gelişini Adriana Celento ile muhteşem Rafalle
Carra'nın siyah beyaz TRT çocukluğumdan kalma PRISENCOLINENSINAINCIUSOL'u
ile kutladım.
2010
iyi mi geçti? İyi veya kötü kavramı izafidir. Dolayısıyla,
bu türden bir sınıflama yapmak istemiyorum ama
son dönemlerde çok sıkıldığım aşikâr... Fala inanma,
falsız da kalma ama eğer doğru ise Aslan burcu olarak Neptün
etkisinden kurtuluşu kutlamak gerek. Neptün
çekilmezse ahtım var, Blue Grotto'ya
gideceğim ve ben yapmayacağım ama bir çocuk
bulup işeteceğim!
2010'un
Subjektif Top 10'unu yapacaktım ama Solucandeliği demişken oradan
başlayalım, çünkü Top10 listimin -geleceği de etkileyen- İlk
3'ü orada...
CERN'de 2010'un son 2 ayında başdöndürücü şeyler olmuştu. Alice'de
Mini - Big Bang yapıldığının iddia edilmesi
sonrasında Alfa
adı verilen yeni bir deney sonucunda
(şimdiye dek sadece teoride olan) Karşımadde
- Antimatter atoms elde edildiği açıklanmıştı.
En son ve
Karadelik oluşturulamasıyla birlikte modern fiziğin iki
payandası Kuantum Mekaniği ile Einstein'in Görelelik Teori'sini
birleştiren kolon olan Sicim Kuramı ile, bilinen Zamân'la birlikte
Uzay'ın 3 boyutu Yükseklik, Genişlik ve Derinlik dışında tasavvur
edilen çoklu boyutların hepsi gümbür gümbür çöktü...
Yani anlayacağınız Kuantum, Muantum diyen çıkarsa karşınıza sıçratın
gitsin!
2010'un
hiç kuşkusuz önemli olaylarından biri Lance Armstrong'un
KonuMankeni.com olarak bütün etaplarını videolarıyla
canlı aktardığımız Fransa Bisiklet Turu'na
hüzünlü ama onurlu vedâsıydı. Reklam ikizleri Lüksemburg Prensi Andy
Schleck ile El Pistolero Alberto Contador'un rezilliği, Team
RadioShack'e
28 numaralı özel formanın giydirilmemesi, son etap öncesi Lance'e kin
kusan L'Equipe'in asparagasları derken Contador'da tıpkı Floyd Landis
gibi doping çıkması takdir-i ilâhi idi. Ne kadar ceza alır, örtbas
edilir mi bilemem ama itiraf etmeliyim ki yağlarım eridi. Turun
en eğlenceli ve unutulmaz olayı ise Mark Renshaw'un kafa attığı
finişti (Video)...
Bu arada Team
RadioShack'in resmi 2011 kadrosunda bulunması ve iki Pegasus'un
transferi acaba tekrar Tour de Lance olur mu
dedirtmiyor da değil...
* Lance Armstrong Vak'ası: İyi,
Kötü, Çirkin
Subjektif
Top10 listimin 5. maddesi, John
Higgins Vak'ası...
Contador örtbas edilir mi bilmem dememin bir nedeni
de bu... Snooker tarihinin en büyük skandalı sonrasında benim gibi
pekçokları derin bir aldatılmış hissine kapıldı ama bir biçimde Higgins
yarı yarıya aklanıp masaya döndü; aslında olayın ardından yazdığım
gibi spor tarihi boyunca pekçok kez aldatıldık...
Acı ama gerçek... Rocket
Ronnie O'Sullivan'ın unutulmaz 147'sini (Video)
seyretmiş olmak bile Crucible
Tiyatrosu'nda kurulan Snooker
masasında çerez olmamız gerçeğini değiştirmedi.
Sporda
2010 bizim açımızdan altın sayfalar vardı. Belki de, hiç bu kadar
muhteşem bir yıl yaşamadık. Yaşamadık ama itina ile gölgelemesini de
bildik başarılarımızı. Basketbolda Dünya ikincisi olduk, düğün bayram
ama hemen ardından, bir
garip Leyla Vak'ası patlattı güzide medyamız...
Garipti çünkü bilmem kaçıncı kez ısıtılıp sunulan temcit pilavı
gibiydi.
Benzer bir vaziyet atletizmde yaşandı. Tarihimizin en başarılı, en
harika Avrupa Şampiyonası'nı yaşadık; Nevin
Yanıt'ın inanılmaz 100 engellisi (Video)
ile kendimizden geçtik, Elvan Abeylegesse'nin 5000 altını, Alemitu
Bekele'nin 10 bin altını yanında Elvan'ın gümüşü ile kaymaklı ekmak
kadayıfı derken burada Cehennem'deki Türkler fıkrası gibi olaylar
yaşandı... Ertan
Hatipoğlu, itina ile limon sıktı keyfimize...
SuperSport'ta inanılmaz badireler atlatarak şampiyon olan Rocky ile
Apollo'nun maçı gibi İmola'daki unutulmaz
finişte ayağa kalkan (Video)
Kenan
Sofuoğlu, iki tekerlek üzerinde en hızlı Türk olduğunu ispatladı;
üzerine Moto2'ye terfi etti ama...
Tuhaf
ama yine havalara sıçradığımız bir olayı yine heder ettik. Kimileri
MotoGP'de değil diye küçümsemeye kalktı başarısını, bizim yollarda
herkes Valentino Rossi ya sevsinler beğenmediler! Üzerine bir de sponsorluk
tartışmaları tuz biber ekti vaziyete...
Listimin 9. maddesi ise aslında üzerine çok ağır şeyler yazabileceğim
bir şey... Şükran
Moral'ın yatak performansı... Sanatla manatla
alâkası olmayan bir vukuattı. Bir de ''sanata saldırı''dan korktuğu
için performansının video ve resimlerini göstereceği ''sergi''yi iptal
ettiğini söyleyip mağduru oynamaya kalkışması...
Yaptığı şey sanatsa internette porno sitelerde canlı gösteri yapanlar
da icra-i sanat eyliyorlar. Özel partilere gidip maharetlerini
sergileyenler de...
Aslında benim şaştığım şu, her daim ''kadın bedeninin
metalaştırılması''na karşı çıkan ''kadınların kullanılması''nı
eleştiren feminist eminelerin, ''sanat''ının en başından beri vücudunu
ve çıplaklığını kullanan bu kadına karşı ayaklanmamış
olmaları.
Hah, şimdi modern-sanata düşman olduğumu söyleyeceklere cevabı arşivden
yapıştırayım: 5 dakkada Beşiktaş 15 dakkada
1 buçuk modern sanat... İsmet X-Bilen'in günahı ne??
Top10
lisitinin son maddesi ise Lady GaGa ve fazla söze gerek de bırakmayan Meat Dress'i ve öncesinde
Japon Vogue Homme dergisinin kapağındaki Meat Bikini
ile pozu...
|