Aslında,
uzun süre futbol yazmaya yani Galatasaray yazmaya hiç niyetli değildim,
zaten Trabzonspor yazacağım; kaldı ki sevgili Anıl Yazar, taraftar
sesini katarak gayet güzel Galatasaray yorumları yapıyor. Hâkeza kadim
dostlarım Fatih Sarı ve Serdar Gürel
her ne kadar Beşiktaşlı ve
Fenerbahçeli olsalar da gerçekten zevkle okuduğum post-futbol
yazılarıyla internet dergimiz Konumankeni.com'a zenginlik katıyorlar.
Biz de, yayın felsefesi olarak ''antrenman haberleri'' yerine ana eksen
olarak futbolu bu yorumlar üzerinden manşete taşımayı tercih ediyoruz.
Dolayısıyla, ben, topa girmek istemiyordum; Ali Sami Yen'e giderken
yazmak fikrim de yoktu fakat...
Trabzonlular alınmasın ama kentlerinin adını taşıyan takımın perişan
halini görünce dayanamadım.
En son söyleyeceğimi zaten başlık olarak attım, Şenol Güneş derhal
istifa etmelidir, hatta uçağa atlayıp olmazsa koşarak Kuzey Kore, Güney
Japonya,
Hindiçin neresiyse oraya derhal dönmeli, bulduğu takımı çalıştırmalı.
İnat edip kalacaktır ve bir gün tribünler topluca kendisine Güneş
istifa diye bağıracaktır.
Gerçek şu ki, Trabzon'da 2-3 kahvehaneye girsem bundan daha iyi bir
takım çıkartırım.
Bakınız, biliyorum her sene birileri sizi kandırıyor. Başta spor
medyası. Özlenen şampiyonluk, 4. Büyük, Anadolu Beyi gibi poh pohluyor,
dolduruşa getiriyor, takıma ve kente övgüler düzüyor, eğer
eskaza lige de iyi başlarsa Karadeniz Fırtınası esiyor ve sonuçta siz
de boşa umutlanıp sömürülüp sonunda kendi derdinizle ve öfkenizle
başbaşa kalıyorsunuz.
Trabzonspor'un hâli futbol adına ağlanacak bir haldir.
Karşısındaki takım Galatasaray, sıfır yabancı, ah pardon Linderoth'un
forma giydiği tarihi dakikaları unutmamak gerek; ileride ''Biliyor
musunuz ben Linderoth'u oynarken canlı canlı görmüştüm'' diyebileceğim!
Para almadan duruyorsa bilmem ama neden halen tutulduğunun bence
mantıklı bir açıklaması yoktur. İyi ve güzel bir insan olabilir, herkes
Noel tatiline giderken o kalmış olabilir, gitseydi bari, kimse
farketmezdi yokluğunu, müzmin sakatlığı nüks etti denmesine bile gerek
olmazdı. Noel'e değil hiçbir yere gitmez bu kadar bedava hayatı nerede
bulacak!
Neyse, biz Trabzon'a dönelim...
Ali Sami Yen'e giderken söylenip durdum, neden gidiyoruz, işimiz mi
yok, zaten kimse de gelmez, stadyumda sağdan say diye bağırsan 2
dakikada sondur diye bağıranı duyarız, takım yarım, Trabzon tır gibi
ezer bir de canlı canlı sinirimiz bozulur, sıcak evde oturalım, en
azından canımız sıkılırsa zap yapar geçeriz dedim ama nafile
dinletemedim, kaşkol, şapka, totem gittik Mr. Çelik Bey ile birlikte...
Benim beklediğim ve ''kıt'' futbol bilgimle düşündüğüm,
''dakka 1'' Trabzon tora tora bize saldıracak, presleyecek, göz
açtırmayacak, sağlı sollu saldıracak ve cehennem gibi 5-6 dakika içinde
şak diye golü yiyeceğiz.
Trabzonspor tam kadro... Diyorum ya, Trabzon'da kahvehaneden adam
toplasam daha çok koşar, çatlayıncaya kadar saldırır, elinden geleni
ardına koymazdı. Sahadakiler ise Bordo Mavili formaları giyen ceplerini
dolduran ve kırmızı mumlu davetiyle gecenin bu saatinde lütfen
gelmiş bir takım adamlardı.
Yorgun Savaşçı Song'u cidden ayrı tutarım ama diğer yabancıları facia
ötesi, kim nasıl ve neden aldırtmış, mahalle arasında tek kalede bile
oynatmayacağım o küçüğün de yarısı rakı gibi alanamalanzingo'yla mı
şampiyon olacaklar. Bu kadar büyük bir star da yıllarca Norveç'te adını
unuttuğum takımda oynamış da kimse neden almamış?! Hırvat Cale midir
geçilmez kale
olacak?
''Türkiye'ye
geldiğinde büyük bir yıldız olacak'' denilen Colman'ın ne kadar büyücek
bir yıldız olduğunu Fenerbahçe maçında görmüştük. Ali Sami Yen'de
takımı kurtarsın diye Güneş'in soktuğu Tjikuzu tam besili kuzu...
Bu
kadronun bu oyunu ile şampiyonluğa oynayacağına inanmak, Kutup Ayısının
çölde gezeceğine ihtimal vermekle eşdeğer. Tabii hamsi kavağa çıkarsa
bilemem...
Galatasaray'ın
bu sezon yakalandığı 1-2 atınca geriye yaslanıp vaziyeti idare etmeye
çalışma hastalındığı ve yan toplardaki zafiyeti olmasa Trabzonspor'un
bir varlık göstereceği hatta rahatsozlık yaratacağı bile yoktu. Arda
Turan 2 yaptıktan sonraki kolay pozisyonu kaçırmasa kalan dakikalar
daha da farklı geçerdi.
Burada bir parantez açıp uzun vakittir kafamı kurcalayan bir tabii
ilimler peoblemini gündeme getirmek istiyorum.
Galatasaray'da Büyük
Mehmet'i, Gökmen'i, Bülent Ünder'i, Çilli Mehmet'i, Fatih Terim'i de
seyrettim, hatırlıyorum, gerçi 2-3 aylıkken bile maça gitmişim ama
sorsanız ilk 11'i sayamam ama aklımın erdiği günden beri, onca kuşak,
Teknik Direktör geçmesine rağmen hiç değişmeyen bir şey var.
Galatasaray'ın alâmet-i farika'sı gibi...
Bu
nasıl oluyor anlamıyorum, yani kanbağı olmayan usta çırak ilişkisiyle
yetişmeyen hatta altyapıdan gelmeyen oyuncular olmasına rağmen sanki
gizli bir kod, sır, damga gibi nesilden nesile aktarılan kısaca OKGPV
yani ''Ortasahadan Kaleciye Geri Pas Vermek'' ve OGD yani ''Ortasahadan
geriye dönmek''...
Ben, bu geleneksel hareketler yüzünden
yenen nice goller, nice boşa harcanan, hebâ edilen hücumlar gördüm.
Herhalde bizim torunlarımız da bunu görecek.
Bu arada küçük bir
not daha iliştireyim; Mr. Çelik Bey ile aynı kanaatteyim, Arda Turan,
modern bir Büyük Mehmet, bu kadar mı benzer. Bir de arada topu
gevelemese...
Neyse, biz, yine Trabzonspor'a dönelim...
Ey, Trabzonlular silkinin ve kendinize gelin!
Önünüzde iki yol var:
Ya
durumu kabullenecek ve biz sıradan bir takımız, vakt-i zamanında iyi
bir nesil ve biraz da şansla şampiyonluklar yaşamışız ama artık ne o
amatör ruh, ne öyle bir nesil ne de Özkan Sümer gibi biri yok,
yeniden
öyle bir nesil gelecek diye umut etmeye devam edecek ve eski güzel
günlerin hatıralarıyla yaşayacağız diyeceksiniz...
Yahut da Trabzonlu zenginler gerçekten ellerini ceplerine atacak
gerçekten güçlü ve pahalı bir takım kuracak.
Yoksa ne olacak...
Bir gün gelecek ve Şenol Güneş istifa diye bağıracaksınız!
24 Aralık 2009
|