Her yıl bugünlerde, Temmuz
ayının sonlarında aynı şey oluyor, korkunç bir boşluğa düşüyorum, gayet
irrasyonel, bu yaşta bu zekâ akıllara sezâ dedirtecek meşgaleler
arıyor, elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemiyorum; o kadar ki, tam
teşhizat tv karşısına geçip ''Pasifik Sardalyaları'nın vahşi yaşam savaşı''
gibisinden bir belgeseli bile sakinleştirici olarak seyretmeye
kalkışabiliyorum... Kesmiyor üzerine gayet mânâsız bir davranış
sergileyerek Anderlech-Sivas maçını seyredip kendime Ömer Üründül
eziyeti çektirebiliyorum... O kadar kötü vaziyetteyim...
Hayır,
futbol sezonu açılsın da Mor Aslanlar sahaya çıksın diye
sabırsızlandığım yok. Zaten, sitemizin salı günü boyunca manşetini
gördükçe kudurdum ve tavrımı yayın kurulu buluşmasında -home office
sisteminde böyle- surat asarak ve sırtımı dönerek gösterdim; telefonla
katılan Yayın Danışmanımız Anıl Çırpan'ın bir Beşiktaşlı olarak alaycı
ses tonu ve manşetin Antu yorumlarıyla çeşitlendirilmesi yönündeki
ısrarını esefle kınadım... Tabii ki, sitemizin sahibi yüce insan Oğuz
Berköz'ün de bundan hoşlanmamış olduğu açıktır. Fakat yayın
ilkelerimizden taviz veremeyiz. Sivas olayına gelince tamamen
bilinçdışı bir hareketti, hipnotize olmuş gibi seyrettim, güzel
yurdumun en mühim futbol yorumcusunun, kendisini ayrıca çok takdir
ederim, sadece futbol değil buldu mu voleybol, basketbol, bütün
ball'ları anlatır, bir başarı timsali olarak görürürüm, yabana
atılmaması gereken arş-ı âladır, mesela eşdeğeri benim gidip sıfır
sankritçeyle Hint televizyonunda kamasutra karşılaşması yorumlamamdır
anca...
Dolayısıyla, sesi bir ağır çökmesi yarattı ekrana bakakaldım, derken
bir de ne göreyim 5 olmuş... Şimdi, tabii ki üzücü bir vak'a, elim bir
kaza ama Sivaslıların kızması gereken futbolcular değil.
Anderlech'in tek dişi kalmış canavar olduğunu sanan, şeker kura çektik,
gayet mutluyuz hatta deplasmanda bile bir Osmanlı indirdik mi havası
yaratan yöneticileri ile Yiğido bunları bir vuruşta devirir, kaldırır
bir daha devirir menkibeleri yazan medyaya kızsınlar. Anderlecht bu,
yenebilirsiniz, eleyebilirsiniz ama öyle Karamürsel Sepeti sanma
gafletine düşerseniz, arşın orada...
Bakın, aslında bütün bunları yazmam da yaşadığım boşluktan ve ne
yapacağımı bilmezliğimden kaynaklanıyor. Akli melekelerim yerinde
değiller ve bir süre daha yerine geri dönmeyecekler... Mazeretim var...
O kadar ki, Roma'da giy mayoyu kır rekoru yüzme şampiyonasına bile tv
başında kilitlenip kalabildim.
Bütün bunlara müsebbib Fransa Bisiklet Turu'dur. Monaco'dan yola çıkıp
Champs-Elysees'e varana dek onca kilometre Pireneler, Alp'ler Tourmalet
ve Mont Ventoux'yu geçtik, yağmur, rüzgar, burun aşağı inişler, burun
yukarı tırmanışlar dolu dolu 3 hafta, envai çeşit kıyafetlere bürünüp
yollarda bekledik, kaçanların, tırmananların arkasından atladık
sıçradık koştuk, bir sürü dedikodu, her gün ayrı bir strateji ile 3500
km katettik. Yorulduk ama değdi... Bir 3 hafta daha olsa bana mısın
demezdik.
Malum âliniz, bendeniz öyle kişilik bölünmesi yaşıyormuş ya da herşeyi
en az birkaç kişiyle yapıyormuş gibi normal hayatta da yazılarında da
kendimden bahsederken ''Birinci Çoğul Kişi'' kullananlardan değilimdir.
Fakat bu, hakikaten topluca yapılan birlikte yaşanan global bir parti
gibi. Televizyon başında da saatler geçirebilirsiniz ya da dağları
tepesinde kamp kurup önününden 30 saniyede geçecek Pelaton'u
bekleyebilirsiniz.
Tabii ki, bu türden bir çılgınlık, tutku ve Fransızlara rağmen Fransa
Turu'na özgü bir şey. Giro da Vuelta da zevkli hiç kuşkusuz fakat iyi
bir French Kiss'in tadı bambaşka. Size oturup saatlerce bir sürü tura
dair hikâye anlatabilirim.
Bu yıl hiç kuşkusuz özeldi. Her Lance Armstrong taraftarı gibi ben de
onun bir tür arkaik dönmelerden kalma efsane bir savaşçı olduğuna asla
ve asla yenilmeyeceğine inanıyordum. ''İskoçyalı'' gibi bir ölümsüz
kahraman... Peki, yenildi mi? Eğer, dünya gerçeklerini dönersek turu
kaybetmiş olmasını mağlubiyet de sayabilirsiniz. Köprücük kemiği
kırıldıktan sonra 37 yaşında bir adamın bunca yolu katedebilmiş
olmasını, yürüyerek çıkmaya üşeneceğiz zirvelere pedal basabilmiş
olmasını takdir de edebilirsiniz.
Değerlendirmeyi yaparken 4 yıl aradan sonra döndüğünü ve hayatında hiç
katılmadığı Tour Down Under için Avustralya, ardından İspanya, arada
Kaliforniya Turu sonra yine ilk kez katıldığı İtalya Giro d'Italia gibi
kariyerinin hiçbir evresinde yarışmadığı kadar yarıştıktan sonra
Fransa'ya geldiğini hesaba katmak gerek.
Bir de Fransızların cinliklerini... Etapları o kadar güzel ve sinsice
hazırlamışlardı ki... Bu ince işçiliği ancak turu yıllardır takip
edenler ve Fransızların bilinçaltını bilenler görebilir.
Mesela Tourmalet Zirvesi etabın sonu değil ortasındaydı yani etkisizdi
ve çıkış yönü de kolay tarafındaydı...
Etaplar kısaydı. Bu yılın en uzun etabı bile normal turun ölçülerinde
çerezdi. Bu şöyle bir şeydir 1 mesafeye kadar herkes gider, sonraki her
kilometreyi sadece en iyiler gider. Bu yıl çoğu etabın ciddi kırıcı
etki yapmamasının gayet Pelaton Pelaton gidilmesinin nedeni buydu.
Alpler, Pireneler geçildi mi geçilmedi mi belli olmadı. Mont Ventoux
dışında belirleyici olacak, patron etkisi yapacak bir tırmanış yoktu.
Üstüne bu yıl tur tarihindeki en kısa zamana karşılar geçildi. Hem
takım hem de bireysel. Özellikle zamana karşılarda her santim
önemlidir. Lance, uzun zamana karşı etapların adamıdır ki kısalar
aleyhinedir. Fransa organizasyonu ince çalışmış dememin bir diğer
nedeni de buydu. Zamana karşılar ve uzun etaplar dayanıklılık
gerektirir. Yoksa her 3 etabın biri neredeyse Sprint Finişi ile biter
ve Mark Cavendish tipi bir Sprinter Turu bile kazanabilir.
Lance Armstrong'un aleyhine çalışan diğer eleman ise Contador'du.
Arcalis'te ve ardından testere gibi olan 17. etapta %10 eğimli düz
duvar kıvamlı 1618 rakımlı La Colombiere tırmanışında Alberto
Contador'un attığı kazıkların onu Sarı'ya taşıdığı aşikâr. Fakat o
sadece kendisine Sarı'yı getirmeye çalışmadı Lance'i podyum dışına
atmaya uğraştı. Takım dışı ataklar yaptı Schleck kardeşleri taşıdı.
Arcalis'te Lance edepli davrandı. Geçmişe bakarsanız Jan Ullrich'i
beklemesinden ''Korsan'' Marco Pantani'ye Mont Ventoux zivesinde etabı
bırakışına bir sürü jesti vardır. Aynı zamanda Floyd Landis'e haddini
bildirip yanından geçerken sırıttığı Alp d'Huez de vardır.
Lance, aslında Contador'a alması gereken dersi iki yerde gösterdi ki,
bence oralarda gönüllerin şampiyonu oldu, tur fanatiklerine tek kişilik
gösteri yaptı. İlki St Bernard'da Contador, yine Schleck kardeşleri
alıp Andreas Klöden'i de sürükleyip Lance'i ekmeye çalıştığındaydı. 30
saniye geriye düştüğünde eminim benim gibi pekçoğu tamamdır bir devrin
sonu budur, cenaze merasimi için hazırlıklara başlamak lazım dedi.
İşte, ne olduysa o anda oldu... Öyle bir bastı ki, gözlerimize
inanamadık, tıpkı Contador gibi... Neredeyse bisikletten düşecekti
arkasından son sürat gelip yanında frene basan Lance'i görünce
gözlerine inanamadı dehşete düştü...
Diğeri de Mont Ventoux'ydu. Schleck kardeşlere de Contador'a da kim
olduğunu gösterdi, podyumu söke söke aldı.
2010 mu? Radio Schack Attack'i bekliyoruz. Yalnız ben bu Contador'u
Floyd Landis'e benzetiyorum karakter itibariyle, umarım onunda
şampiyonlar listesinde üstü çizilmez dopingli çıktığı
için...
30 Temmuz
|