Evet,
küçük bir kıza... İstiyorum! Öyle şekerle kandırarak, kaçırarak, bir
inşaatta, izbe bodrum katında değil! Romantik bir ortamda şampanya ve
havyarla başını döndürüp, fotoğraflarını, videosunu çekerek yapmak
istiyorum, elit ve mistik bir atmosferde, uçurarak, uçarak... İnkaların
kutsal törenleri gibi, Uzakdoğu'daki seks turları gibi... Sonra da IRA,
bir İngiliz polisini askerini vurduktan sonra ''Bella Ciao'' diye
ağzımdan
salyalar saçıp orgazm halinde elimde meşalelerle anırmak
istiyorum...
Gördüklerimden dolayı yazdıklarımdan midem bulanmasaydı.
Devam edebilirdim ama öğürme tuttuğu için kestim.
Yoksa şöyle devam edebilirdim:
Evet,
bütün tecavüzcülerin değilse de üstün özellikleri olanların da serbest
kalmasını, onların canının çektiğini yapabilmelerini ve mâzur
görülmelerini istiyorum... Hem çocuk pornosuna karşı olmak, hem de
tecavüzcü serbest kalsın diye protesto gösterisi düzenlemek istiyorum.
* Tecavüzcü sapık Roman
Polanski
serbestt
Vakt-i
zamânında
Twenty'ye, 19'a da gitmiş olabilirim, bugüne dek çok içmiş, çok kadınla
sevişmiş, çok kadınla sevişmeyi istemiş, fanteziler kurmuş, yapmış
yapamamış, başkasının fantezisinin öznesi olmuş, başkasına göre
özenilecek veya aşırı görülebilecekken kendime göre normal, bir
başkasına göre kendisinin yapabildiklerinin yanına dahi yaklaşamayacak
kadar sığ şeyler yaşamış, özenilmiş, özenmiş olabilirim. Kimseye ahlâk
dersi veremiyebilirim...
Bukowski'nin
kitaplarını sevebilirim ya da Boris Vian'ın Vernon Sullivan takma
adıyla yazdığı ''Ve Bütün Çirkinler Ölecek'', ''Mezarlarınıza
Tüküreceğim''ini hatta Fransa'da o döneme ahlâksızlığın timsali olarak
görülen bütün romanlarını liste başım olabilirim yahut da ''Sadece iki
şey vardır; güzel kızlarla aşk, her şekilde aşk; bir de New Orleans
veya Duke Ellington'ın müziği. Geri kalan her şey gitmeli, çünkü geri
kalan her şey çirkindir...'' lafını hayatım sözü olarak görebilirim
veyahut ''Amerikan Sapığı'' başucu kitabım da olabilir.
Schopenhauer'in ''Aşkın Metafiziği'', daha lise çağlarında okuduğum
Friedrich Nietzsche'nin ''Ve Zerdüşt Böyle Buyurdu''su, ''Ecce Homo''su
felsefe dünyamın mihenk taşları olabilir.
Aklımın erdiği
günden beri Roman Polanski'yi pek sevmem. Çileli bir çocukluğunun
olması
Nazi kamplarında çektikleri, sanatsal dehâsı ayrı bir hikâyedir,
13 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz etmesi ayrıdır...
Dolayısıyla,
Roman Polanski'nin kaçak geçirdiği 31 yıl boyunca himaye edilmesini,
mâzur görülmesi, desteklenmesi ve hatta Oscar verilmesi, onun adına
Oscar'ın alınması, ''Hayatboyu Başarı Ödülleri'' ile taçlandırılmasını
anlayabilmiş değilim.
Hem çocuk pornosuna hayır de! Hem de tecavüzcü serbest kalsın!
Mağdure'nin
bugün 44 yaşında evli çocuklu bir kadın olarak olayın kapatılmasını
istemesi ve aynı depresyonu tekrar tekrar yaşaması, evladının,
kocasının daha fazla kendi başına gelenler yüzünden rencide olmamasını
istemesi; doğaldır ama bu Polanski'nin kurtuluşu için ''Bakın, o da
şikayetçi değil'' bahanesi olamaz...
Bugün bir sürü ünlü yönetmen, sanatçı, felsefeci, aydın kalkıp Roman Polanski serbest
kalsın diye imza kampanyası
düzenliyor.
Bu herhalde dünya tarihine geçecek bir utanç belgesidir.
Evet,
kimseye âhlak dersi veremeyebilirim, fakat herşeyin de bir ölçüsü
olmalı fikrindeyim; kabul ediyorum, herkesin âhlakî değerleri farklı
olabilir, toplumdan topluma, dönemden döneme değişebilir.
Boris
Vian'ın aşırı bulunduğu için takma adla yayınlatabildiği kitapları,
ölümünden sonra Fransa 68'inde Andre Gide ve Jean Paul Satre'la
birlikte en çok okunan üç yazardan biri de olabilir.
Friedrich
Nietzsche'nin yazdığı ''Üstün İnsan''ın ölümünden 30 küsur yıl sonra
dünya tarihinin en büyük delisi, serikatili Hitler'in ve onun
arkasından ''Heil Heil Heil'' diye havlayarak giden Almanların bayrağı
da olabilir.
Bizim memleketimizde bir yerlerde beşik kertmesi diye evlendirmek
normal olabilir, gelenekten sayılabilir, Afrika'da bir
kabilede veya İnka'larda 13 yaşında kızlara tecavüz etmek, kanını içmek
kutsal görülebilir.
Uzakdoğu'ya seks turları da düzenlenebilir...
Fakat Polanski serbest kalsın diye o utanç belgesine imza atanlar, ne
yazık ki sanatçılığı, aydınlığı lekelemişlerdir.
Ne yazık ki, çağımızda aydın geçinenlerin yahut aydın olduğunu sananlar
bütün dünyada benzer tenaküs içinde...
Mesela,
Diyarbakır'da ellerinde meşalelerle yürüyüp aslının ne olduğunu bile
unuttukları sosyalist bir şarkı sandıkları ''Bella Ciao''yı kirli
emellerine âlet ederek, ağızlarından
salyalar saçarak yürüyen aktivist yabancı kadınlar pek matah bir şey
yapmış olmanın orgazmını yaşayabilirler.
Aynı kadınlar acaba
yarın IRA, Londra'nın ortasında yahut da El Kaide Merkel seçildi diye
Berlin'in göbeğinde; ETA Madrid'in meydanında canlı bombayı patlatıp
yüzlerce insanı öldürürse yine aynı coşku ve salyalı ağızlarla ''Ciao
Bella'' diye şarkı söyleyecek mi?
Peki, aynı kadınlar neden
şundan 3-4 ay önce ''Óglaigh
na hÉireann'' İngiliz birliğini
taradıktan, County Armagh'ta polisi vurduktan sonra niye gidip St.
Patrick Günü'nde aynı
şevkle gösteri yapamadılar...
Yapsalar başların ne gelirdi acaba?
İngiliz polisi nasıl davranırdı?
Sıkıp yapsalar ya...
30 Eylül 2009
|