Bırakın çocukların top peşindeki
hayalleriyle oynamayı!
Önce reklamlar, sonra yine
reklamlar... Konumankeni.com iftihârla sunar, gurur, onur ve şeref
duyar... Osman Çakmakçı da artık bizimle birlikte... Haftalık
yazılarının yanında çok özel bir hazırlığı var ki, daha önce benzerine
rastlanmamış zevkle okuyacağınız bir çalışma olacak. Duyurusunu çok
yakında yapacağız... Şimdi tehlikeli bir hâl almaya başlayan Milli
reklamlara geçebiliriz...
Son zamanlarda
televizyon ve reklamlarla âlakalı ciddi sorunlarım var... Rahatsızlık
hatta maddi zarar veriyorlar!
Aslında, günün her saat bu dert var. Hele dizi tanıtımı filan oldu mu
ses daha da bangırdıyor. Sadece dizi-realty-yemekteyiz kanalları değil,
gecenin bir yarısı bildiğin belgesel kanalında veya NBATV'de de aynı
sorun var.
Brainiac'ın tekrarlarını seyredip bilimim kıçına şaplak atayım diyorsun
elini kumandanın mute düğmesinden çekmeye gör reklam girdi mi sanki
evin içine ses düzeyi geçici duyma kaybına neden olacak disko varmış
gibi... Hamle edip alacağım derken 2 tane kumanda düşürüp kırdım.
Gecenin bir saatinde NBA maçı seyrediyorsun mola alınmış eğer en kısa
zamanda hamle yapmazsan öyle bir ses patlaması oluyor ki üst kat
komşunun yatağından sıçraması mümkün...
Biz reklamlara geri dönelim; Milli Maç oldu mu reklamı da ağızımızdan
aşağıya boca ediliyor. Hayır, ben karşı değilim teoride, Terim'in
aldığı parayla da ilgilenmiyorum; gerçi Milli maçtan sonra sitenin
Yayın Kurulu'ndaki arkadaşlar reklamdan giden bir başlık ve spotta
ısrarcı oldular, ben de ''Reklam değil gerçek'' girişini onayladım
fakat şahsi fikrim başka.
Reklamın iyisi kötüsü yoktur ama batıranı vardır... Fakat sadece
firmayı değil başka şeyleri de batırabilir.
Hatırlanacağı üzre birara çukulata veren çocuk ve arkasından ''Hey
arkadaş sağol'' diyen Fatih Terim vardı... Reklam filmi hepimizin gönül
teline dokunmuş ama çukulata firması yıllar sonra malını satacak insan
bulmadığı için batmıştı. Sonta TMSF filan satıldı.
Reklam nedir tanıtım ve pazarlama içindir. Peki pazarlanan ne?..
Gazeteci bile karıştırabiliyor ve basın toplantısında Terim'e ''Sabırlı
ol'' demişsiniz diye sorabiliyor. ''Amansız ol'' demesini bekliyor.
Halbuki bu, ''e çocuk sizi bilmem ne çukulatası vermişti, siz fişmekan
çaklıt yemişsiniz'' diye sormak gibi ama gerçekliğini o kadar kaybetmiş
ki reklamı karıştırıyor, neredeyse sahaya Ahmet Amca'nın çıkmasını
bekleyecek, ilk 11 de neden Ayşe yok diye soracak...
Bizde iş 2001'deki Avrupa Basketbol Şampiyonası'ndan sonra çığrından
çıktı. Aslında, bir reklam şarkısı olan ''Hu Ha 12 Dev Adam'' hem
dillere pelesenk oldu, hem coşturdu, ateşledi, söyleyen Athena'yı dar
bir genç kitleye hitap eden underground bir müzik grubu iken
Eurovizyona katılabilecek kadar kitleselleştirdi... Klibinin internette
defalarca download edildiğini, bilgisayarlar başında günde 3 beş
çalınıp etekli kızımızın tren istasyonunda bavulların üstünde
topukluyla sıçradığı bölümün de özellikle ileri geri seyredildiğini
unutmamak gerek. Çok başarılıydı ve sloganı da basketçilerin üzerine
yapıştı kaldı.
Kısacası etki, tepki, feedback müthişti ve reklamcılar vahayı bulmuştu!
Devamında 2002 İndianapolis vardı ve öncesinde bizim çocuklar Ayhan
Şahenk'ten bir atıyorlar top uçuyor dünya etrafında 7 tur atıyor, 72
millete baktırıyor, şakırt diye İndianapolis kılığına sokulmuş The Abdi
İpekçi Arena'da deliksiz giriveriyor. Sonuç, Dünya Şampiyonası'nda
karavana atan Takım...
Bir nevii Azalan Verimler Yasası işlemeye başladı.
Takım düştükçe reklamı da göze batar ve tepki çeker hale geldi.
Başarıda -ki Japonya sayılmazsa yok- Dev-Cengevar... Başarısızlıkta
hatırlayın ''12 Dev Madam'' (*)
var...
Bu arada furya her tarafa yayıldı. Athena gibi Tarkan'ı sürdüler
piyasaya felaketti şarkı tutmadı. Periler, sultanlar üretildi. Biraz
Voleybolcu kızlarınki tuttu o kadar, hele en son, futbolda türetilmeye
çalışılan bir Türko olayı var ki hırto desen daha iyi...
Sonuçta, senin ürün diye parlattığın, abarttığın şey Milli Takım. Bunu
kullanıp olduğundan farklı gösterdiğinde ve insanları inandırdığında...
Onlar da sahada sandığını şeyi görmedi mi tepkisi farklı oluyor,
kendini aldatılmış hissediyor.
Eğer İspanyolları 2 maçta da tarumar etsek kimseye reklamlar batmayacak.
Milli takımı reklama malzeme veya ürün yaparsanız dönüp dolaşıp sonucun
önemine gelirsiniz ve eğer sonuç başarısız olursa batırırsınız.
Görmemiz gerek çok daha tehlikeli bir aşamaya geldik bu reklamlarda...
''Kompleksler'' ile oynanmaya başladı, hepimizin çocukluğunda ve hatta
belki şimdi çocukların hayatında da vardır, mahallede, okul bahçesinde
futbol oynandı mı herkes Cruyf, Maradona, Toto Schillaci, Ronaldo,
Ronaldinho'dur, kaleye gönülsüz geçse de Maier veya Schumacher'dir...
Bu, bir yabancıya özenme, ''Aşağılık kompleksi'' midir? Hiç sanmam,
bugün NBA'de oynayan 24 yaşındaki İngiliz Luol Deng, çocukluğunda
Londra sokaklarında Michael Jordan'cılık oynayıp büyüdüğünü anlatıp
bugün NBA Europe Live'da Londra'da Bulls formasıyla sahaya çıkacağı
için ''Rüyalarım gerçek oldu'' diyorsa bunun ''Aşağılık kompleksi'' ile
alakası yoktur.
Fakat siz, bunu alıp da Afrika'da sefalet içinde yaşayan çocukları
barakaların ortasına gösterirseniz, bu dönüp dolaşıp bizim mahalle
arasındaki çocukların benzer bir kompleks veya özenti taşıdıklarını da
ima edersiniz.
Güya maksadınız, biz o kadar büyüdük ve ünlendik, o kadar çekim merkezi
olduk ki Afrika'daki çocuklar bize özeniyor mesajı vermektir ama bunun
altında oynadığınız bilinçaltı sanılandan tehlikelidir.
Aslan, kaplan, akrep, Ayşe, bayrak bunlar tamam ama Afrikalı çocuklarla
bizim az buçuk kalmış mahalle arasındaki çocukların hayal
dünyalarıyla oynamayın...
(*) Sabah
gazetesinin unutulmaz manşeti...
3
Nisan
|