Modern Sanat düşmanı olduğuma
dair asılsız iddialara cevabımdır... Yazılarımı yakinen takip etmeyip
de aradabir ilgi alanına göre sanat yazılarımı okumuşlar, hele de
bienal yazılarımı görmüşler, benim koyu bir modern sanat düşmanı
olduğum konusunda aslı astarı olmayan dedikodular yaymaktadır. Külliyen
yalan!
Halbuki ben, 1-2
sene önceki, yani yakın zamandaki bir Contemporary
İstanbul açılışında, dünya modern sanatınının 2-3 parlak
eserini görebileceğim diye Lütfi Kırdar'ın hangar gibi iki katında
insanları yara yara, galeri galeri koşturmuş biriyim!
Hayır, yanlış anlaşılmasın 300 tane vardı da, ben kendi görmek
istediğim 2-3 tanesini aramıyordum!
Bizim ''yerli malları''nın dışında, o da yabancı galerilerin
getirdiği 2 buçuk tanecik baba eser vardı.
Şimdi, ''Yerli malları''na takılanlar olacaktır, modern sanat piyasası,
hatta borsası denildiği hatta sergiler bile trendlere uygun açıldığı,
salondaki mobilya, duvar rengi tercihlerine göre üretildiği için
''mal'' diyorum, kötü bir maksat taşımamaktayım, kalbim temiz...
Genelde gezdiğimiz sergiler yerli malı olduğu, bunlar da içeriğiyle
alâkası olmayan şanşanlı paketler ve ''sanatçının çokindirbindirgeçli
antini kuntinleri, çok boyutlu izdüşümsel paradikmaları
süzgeçinden sağırtarak'' gibisinden hiç bir şey ifade etmeyen insanın
içinin çekilmesine neden olan bol laf kalabalığı ile sunulduğu için...
Çoğu kez de yabancı birilerinin Kapalıçarşı modeli takliti olduğundan...
Bendeniz de, bu hangi ilkokulun resim-heykel-enstelasyon sergisi diye
yazabildiğimden, doğal olarak modern sanat düşmanı ilan edilebiliyorum.
Halbuki değilim!
Yalnız, şu bir gerçek, dünyada modern sanat dediğimiz şey,
çok geniş bir alan, eskisi gibi tanımlamalar ya da akımlara göre
klasifikasyonlar yapılamadığı için toptan verilen bir isim...
Eski devirde Empresyonistlerden hoşlanıp Kübiklerden veya ''Sanat olsun dünya
yıkılsın'' diyen Füturistlerden hoşlanmaya
bilirdiniz, akımlar da birbirlerine karşıt yahut öncekinin bir ileri
aşaması olarak tesis edilirdi. Hepsinin birer sanatsal dert, tavır
içeren manifestoları vardı.
Artık, manifestolar da manifaturacılar çarşısı pazeni gibi oldu.
Şimdi, herşey modern, post-modern...
Üretim bandından çıksın, vur barkodunu, paketle gönder...
İşin, hayranlık verici sanatsal boyutu ya da baktığınızda size bir şey
ifade etme, bir duygu verme, saatlerce karşısına geçip seyretme isteği
doğurma ihtimali pek yok.
Bunun yerine gördüğünüz şeye ne bu, bunu ben de yaparım, bunu da kim
alıyor diye bakıyorsunuz.
Fast-food gibi bir bakıp tüketip yürüyüp geçiyorsunuz.
Şimdi, bu kadar laftan sonra Raffi Portakal'ın Kültürevi'nde açtığı
''Warhol'dan Hirst'e Dünya Sanatının Modern ve Çağdaş Ustaları''
sergisini övmemi beklemezsiniz...
Külliyen yanılırsınız!
Ben, modern veya post-modern sanata karşı değilim, tam tersine
iyi örneklerini beğenirim. Fakat güzel memleketimizde bunları
toplu halde görmek pek de olası değildir.
Tıpkı, öve
öve bitiremediğim bir önceki sergisi ''Monet'den
Picasso'ya Batı Resminin Büyük Ustaları''nda yaptığı gibi Raffi
Portakal, Türkiye şartlarında imkânsızı; bunca Bienal'de, bunca
Contemporary İstanbul'da göremediğimizi başarıyor...
Hele en son, neredeyse Hou Hanru'nunkine rahmet okutan Kırmızı
Giyen Kadınların Propagandist Bienali'ni ve
resim-iş sergisi tadındaki
Contemporary'leri
düşünürsek...
Sam Francis, Keith Haring, Anish Kapoor, Man Ray, Julian Opie, Serge
Poliakoff, Gerhard Richter, Andy Warhol, Tom Wasselmann'ın
adlarının teleffuz etmek bile ceketinizin önünü iliklemenizi
gerektirir.
Modern sanattan hoşlanmaya bilirsiniz ama bu kadar eseri böyle yanyana
görme fırsatı da bulunmaz bir nimettir.
Hatta, mezuniyet için hocayı taklit etmenin yeterli olduğu Mimar
Sinan'dan gezi düzenlense yeridir. Taklit ufukları genişler.
Bu arada Damien Hirst'ün pembe kalbinin sergi açılışına
Eyjafjallajokull yüzünden yetişemediğini ama getirtildiğini; Julian
Opie'nin Galerist'te açılacak merakla beklediğim sergisinin de aynı
neden ötürü geciktiğini söylemeliyim.
Raffi Portakal, sergileme işini de kuşkusuz olağanüstü yapıyor,
ışıklar, eserlerin seçimi, dizilişi, gerçekten hangara mal dizer gibi
nice sergi gördükten sonra büyüleyici oluyor.
Mesela Tom Wessemann'ın ''Monica Lying on blanket''i ve Lucio
Fontana'nın ''Conccetto Spaziale, Attese''sinin sergilenmesi müthiş.
Fontana'nın hani masmaviye boyanmış bir tuale 2 bıçak darbesi atmak
gibi basit duran eserinin ne kadar da inanılmaz bir etki bıraktığını
söylemeliyim.
Tabii ki, sergide Laurence Jenkell'in dev bonbonları gibi kitchlikler
de var ama o da modern-snata tarihinin bir parçası sonuçta. Anish
Kapoor'un eserine de ''ya bu bal kabaklarını ben de kurutup masanın
üstüne koymuştum, bizim güney kasabalarında bunlardan istemediğin kadar
bakkal, manav süsü vardır'' diyebilirsiniz. Fakat modern-sanat
piyasasının bir yüzü de bu. Eğer marka olduysanız, ortaya ne koysanız
satılabilir, yeter ki imzanız olsun.
Değil mi ki, hepsinin büyük babası Duschamp, pisuarı söküp
sergilemişti... Yine o da büyük bir başkaldırıydı, kurulu düzene karşı,
bizimkilerin anlayamadığı da bu. Bizimkiler, Duschamp pisuarı getirdi,
ben de klozeti koyayım kafasında...
Eh, klozeti koyarsan...
AKLI EVVELLER İÇİN GEREKLİ NOT:
Medyanın genel ahvali içinde yanlış fikirlere kapılabilirsiniz; lakin,
Raffi Portakal ile her hangi bir bağlantım yoktur; kendisiyle tebriğimi
iletmek için elini sıkmam ve bir de ''Hirst'ü göremedim nerede'' diye
sormak dışında bir temasım olmamıştır. Hakkında övücü şeyler yapıp da
bir tablosu hafiften ucuza kapatabilecek kadar bir mali birikimim
bulunmamaktadır. Kendisi bana yemek ısmarlamamıştır, kendisinin
bildiğim kadarıyla bedavadan yemek yedikten sonra övebileceğim ama sizin maaşınızı yatırmanız
gerekecek kadar pahalı, Fransız mutfağı, pre-theatre cafe diye
kakalanabilecek bir mekânı da yoktur. Varsa da, ben bilmiyorum ve
ilgilenmiyorum.
Sadece, İstanbul gibi bir
İstanbul'da olduğumu yine hissettirdiği, kültür ve
sanat hayatımıza yapmış olduğu katkı ve dahi bunca alamayacağım şeyi
birarada görmemi sağladığı için müteşekkirim.
Tabii ki, o da babasının hayrına yapmıyor bunları satıyor ama zaten
müşterilerini, benimkisi gibi 1-2 kuru övgü sayesinde bulmuyor.
|