Puro içilmeyen ilk final...

''Back-to-the-future''
NBA finali devam ediyor... Belki de pazar günü
Celtics işi bitirecek
fakat çok büyük bir eksiklik var, kenarda ağzında puro olan bir adam
yok; şampiyonluk kutlamasında omuzlara alındığında bile purosunu
ağzından düşürmeyip tüttürmeye devam eden ''Red'' yok.
Çok steril bir final
bu...
Hiç de eğlenceli değil!..
Hiç kavga çıkmıyor, hiç kimse hiç kimseyi kıçıyla vurarak saha
kenarındaki fotoğrafçıların üstüne atıp sonra da bir şey olmamış gibi
topu oyuna sokmuyor, skorboardda 4 periyot sonunda 141-122 yazmıyor,
daha maç bitmeden saha kenarına hücum eden taraftarlar yarı çıplak
içeriye dalmıyor, rakip oyuncunun kulağının dibine kadar girip
bağırmıyor, maçtan sonra nasıl becerdiyse tırmanıp çemberin üstüne
çıkmıyor!
Eskiden yadigar kalan sadece Lakers'ın amigosu Jack Nicholson...
Belki yaşı yetenlerin veya o dönemin gençlerinin hafızalarında taze
olan 80'lerdeki büyük kapışmadır; NCAA'de başlayan rekabetlerini NBA'e
taşıyan Larry Bird ile ''Magic'' Johnson'ın düellolarıdır. Bu, o kadar
büyük ve efsanevidir ki, sanki bütün o yıllar onlarla geçmiş gibi
gelir; halbuki 80'lerde topu topu 3 final vardır efsane ikili ve Celtic
ile Lakers arasında...
Peki, bu global yaygara neden?!
Neden özlenen, beklenen efsane geri döndü?
Neden 2001'de Lakers-76ers veya 2004'de Lakers-Pistons finallerine aynı
muamele yapılmadı da bugün bu pompa yapılıyor?!
NBA sadece bir basketbol ligi değil, büyük bir şov merkezi,
ticarethâne, holding... Malı en iyi biçimde ambalajlayıp satacaklar bu
açık. Eğer bu final ''Ezeli rekabet''in 40. yıldönümüne denk gelseydi
ambalaj daha şık olacaktı. Kısmetse gelecek sezona...
80'lerde ''Show-Time Lakers'' 8, Bird Celtics 5 defa finale gelmişti.
Bunların üçü karşılıklıydı ama iki marka arasındaki en iyi olma
rekabeti 58-59'da başladı, o zamanlar Lakers Minneapolis'teydi ve
entresandır Los Angeles'a geçtikten sonraki ilk 7 finalini kaybeden
Purple-Golden, 6'sında Celtics'e yenilmişti.
Şimdi... Eğer zaman tüneline girip 80'lerden bahsedeceksek, bu devrin
başlangıcı da, bitişi de Lakers ile olmuştur.
İtalyan stili briyantinli saçları, Armani takımlarıyla lakabını aldığı
ünlü dergiden fırlamışcasına bir stil ve moda ikonuna da dönüşen ''Mr
GQ'' Pat Riley, Earvin ''Magic'' Johnson, Kareem Abdul-Jabbar ile ekibe
82'de katılan James Whorty'nin yarattığı Show-Time Lakers'ın doğuş,
yükseliş ve çöküşüne sahne olmuştur 80'ler...
Purolu Adam Arnold ''Red'' Auerbach'ın Boston Celtics Hanedanı ise
1950'den sonraki 37 yıl boyunca potaları domine etmişti. Celtics, son
''Altın Çağ''ını NBA tarihinin son ''Büyük Beyaz Umut''u Larry Bird ile
ekibi Kevin McHale ve Büyük Kızılderili Şef Robert Parish'le yaşamış ve
88'de düşüşe geçip 92'de ''Altın Çocuk'' (kimilerinin taktığı lakabıyla
"The Hick From French Lick") Bird'in emekliye ayrılmasıyla şaşalı
günler de sona ermişti.
New York Knickerbockers'la birlikte NBA'in kenti ve adı değişmeyen 2
orijinal takımından biri olan Boston Celtics'in bugüne kadarki 16
şampiyonluğunda da Coach, General Manager ve Başkan olarak ''Red''in
imzası vardır. Eğer Yoncalar, bu sezon yüzüğü alırsa, o olmadan ilk
şampiyonluğunu kazanmış olacak.
Aslında gariptir, ''Red'' çok renkli bir adamdı, beyaz ve tutucu
Boston'ın Kelt takımında NBA tarihinde ilk kez 5 zencili ilk 5'le maça
çıkan da, yerine zenci Coach getiren de oydu. 2006'da 89 yaşında vefat
ettiğinde hayatının son 20 yılını mutsuz geçirmişti ama sanırım şimdi,
Kevin Garnett & Paul Pierce & Ray Allen'ın oluşturduğu
''Big Three''ye bakıp elinde purosuyla gökyüzünde gülümsüyordur. Tabii,
dansçı kızların çıkmasına kızıyordur o ayrı.
Tarihin sayfalarını karıştıracaksak, Kevin Garnett'ın Larry Bird
olmadığını da görmemiz gerek.
Evet, reklam ve pazarlama harikası, yıllardır düşen reytingleri
yükseltme aracı yarım surat Kevin yarım surat Kobe fakat zorlama...
Kariyerinin ilk gününden beri Yeşil'den başka şey giymeyen Paul Pierce,
Larry Bird'ü karşılayabilir bir bakıma ama, Minnesota
''Bozkurtlar''ının eski Şefi Garnett değil. Pozisyondan pay biçsek
Kevin McHale de olmaz Garnett, çünkü McHale de 13 yıl boyunca sadece
Kelt olarak kaldı...
Tarihi figürler uyuşmuyor.
Bir kere Larry Bird'ü efsane yapan şeyler, hem oyunun tarihini tamamen
değiştirmesi, hem de geçen bunca yıla rağmen arkasından yeni bir
''Beyaz İdol'' gelmemiş olması. Yani Bob Cousy'le Bob Pettit'iyle
başlayıp Jerry West'le devam eden türünün son örneği... Yoksa çok sayı
atması, Celtics'i şampiyon yapması, pazarlama harikası olması değil.
Bird, basketbola yeni bir kavram getirmişti, ''forvet-oyunkurucu''ydu;
oyunu forvetten kurardı, o takımın gerçek playmaker'ıydı.
Bunları, o zamanlar ABD'den maç kasetlerini sıcağı sıcağına getirtip
durdura durdura, göstere göstere seyrettiren saygıdeğer büyüğümüz
Yalçın Granit'ten öğrenmiştim ben de Galatasaray altyapısındayken...
Daha pek çok şeyi de, mesela Badboys Pistons'ta ''At hırsızı tipli
çarpık bacak'' Vinnie Johnson'ın (*) neden önemli bir eleman
olduğunu... Yoksa şimdiki gibi aç interneti bak yöntemiyle öğrenmedik.
Garnett'a dönersek o iyi bir power-forvet sadece...
Ne yerel bir kahraman, ne türünün son örneği, ne de oyunun tarihini
değiştiren biri... O yüzden Bird olamaz. Bakın, belki Bird-Magic
kırması Dejan Bodiroga gitseydi NBA'e olurdu.
Magic Johnson ile Kobe Bryant'a bakınca da aynı şey var.
80'de NBA'e girişiyle birlikte Magic, artık hiçbir şeyin eskisi gibi
olmayacağını gösterdi. Hem kendisi, hem de takım oyunuyla nevi-i
şahsına münhâsır yepyeni bir tarzın mimarı oldu. Ondan sonra çok
uğraşıldı, canı istedi mi 4 numara bile oynayabilecek 2.06'lık bir
guard-playmaker yaratmak için, kontrol driplingi taklitleri çok yapıldı
ama aslının yerini tutacak bir kopya çıkmadı. Belki, bizim hep görmek
istediğimiz Hidayet Türkoğlu da Magicvari idi, gerçi bu sezon biraz
yaklaşmadı da değil ama...
Dolayısıyla, Kobe bir süperstar olabilir, çok etkileyicidir; Dr J,
Michael ''Air'' Jordan ekolünün mirasçısıdır, veliahtıdır, arkasından
LeBron ''King'' James gelmiştir. Lakin, ne biriciktir, ne nevi-i
şahsına münhâsırdır, ne multi-pozisyon oynayabilir, ne de bir rönesans
yaratmıştır...
Şimdi, oturup konuşsanız 80'lerde basketbol daha yavaş oynanıyordu,
savunma yapılmıyordu filan diyecek çok çıkar.
Peki... Yavaş oynanan bir maçta, nasıl şimdi daha hızlı oynanan maça
göre dakika başına daha çok basket düşüyor? O zamanın 3. periyot
skorları, şimdinin maç sonucu oluyor?!
Acaba, Bad Boys Pistons'ın coach'u Chuck Daly'nin 2005'de kazulet
oyunlarıyla şampiyon olan ''Kazma Çocuklar''a bakıp söyledikleri
yeterli cevap mıdır: ''Biz agresif hücum ve savunma yaptık, özellikle
de hücumda...''
Şimdinin kuralları veya uygulanış biçimi olsa o savunma yapılmıyordu
denilen dönemde, daha devre bitmeden 6 faul almayan adam kalmazdı
sahada. Onu da bırakın, şimdi Larry Bird'ün Michael Cooper'a attığı kıç
gibi bir şey yapsanız, en az 3 maç ceza alırsınız...
Öyle zone yoktu, yasaktı, hesaplar teke tek görülürdü. Basketbol
oynamaya çalışılırdı, şimdiyse basketbol oynatmamaya.
Kaldı ki, o zamanki kadar yetenekli oyuncu yok bugün. 1992'de
Barcelona'ya giden Dream Team'e bakın, bir de şimdi Pekin'e gelecek
olana, yeterli. O zamanın All-Star'larına bakın bir de şimdikilere...
Kısacası, efsanelere inanın ama masallarla uyumayın!
(*) Ne yazık ki, NBA tarihinin en iyi 6. adamlarından biri olmak,
sanıldığı gibi bir sürü ''En
İyi 6. Adam Ödülü'' almış olmak değildir.
Megabasket-13
Haziran 2008
|