Geçen yazıdan devam edelim Peri
Masalına ve Lambada'nın Cinlerine... Kaç kişi merak etmekte yahut
seyretmekte, mesela feministleri ne kadar alakadar etmekte bilemiyorum
fakat Avrupa Perileri Aman İncitmeyelim Üzmeyelim Asla Eleştirmeyelim
Şampiyonası var... Yok mu?! Aaa Avrupa Kadınlar Basketbol Şampiyonası
mı adı... Pardon, ben, yanlış biliyormuşum!
Bizde
görünen köyü söylemek bile zordur. Öyle ki, 2010 Dünya Kadınlar
Voleybol Şampiyonası'nda filelerimizin Aylin Abla'sı ile Alev Ağabey'i
gibi ibretlik traji-komik duruma düşebilirsiniz... Doğruları
söylediğiniz için siz suçlanır, sanki yanlışlıkların mimarı
sizmişsiniz, hatta kötülüklerini istiyormuş muammelesi görebilirsiniz.
Daha da hazini bir iktidar beklentiniz varmış durumuna düşürülür, hatta
başarısızlığın sorumlusu bile oluverirsiniz...

Eleştirirseniz
kötü, suya sabuna dokunmazsanız iyi, poh poh goy goy yaparsanız bu
işten en iyi anlayan siz olursunuz.
Yenilgilere
şanssızlık, bahtsızlık gibi bahaneleri bulacak; zaten kazanılması
gereken bir maçtaki basit galibiyete bile methiyeler düzeceksiniz...
Dolayısıyla,
bu takımın hücum seti var mı diye sormayacaksınız... Yani Birsel
Vardarlı veya Işıl Alben yahut ikisi dönüşümlü tıkı tık tık tıkı tıkı
tık tık mors alfebesi gibi top sektirecek, mevsimler, mevsimler
geçecek, diğerlerinin çoğu ormanda ağaçlar gibi öylece çakılı çakılı
duracak... Yani Birsel ile Işıl birşeyler yapsın, Nevriye de atsın
tutsun, arada Şaziye'dir, Tuğba'dır üçlük sokarsa ne âlâ... Çıkın böyle
oynayın diye bir parça anlayan herkes söyleyebilir, coaching dehâsı
olmaya ne hacet...
Tersten anlatayım...
Bir
rakip ile oynuyorsunuz. Karşınızdaki attığını soksun veya sokamasın,
top kaybetsin ya da kaybetmesin, steps, hücum faülü, basit hata yapsın
yahut yapmasın; iyi oynasın kötü oynasın; kazansın, kaybetsin
farketmez... Belli bir düzen içersinde hücum ediyorlar. Baktığınızda
berrak biçimde görebiliyorsunuz.
Bizde ise karmaşa hâkim...
Kaç defa post-pivot oyunu gördünüz mesela...
Işıl topu alıyor saldırı borusu eşliğinde içeri dalıyor dalıyor, kale
burçlarına çarpıp çarpıp geri sekiyor...
Yorum
konusuna en sonunda değeceğim ama arada bir anektod anlatayım... Maçları yorum(?)layan
İhsan
Bayülken'in Beşiktaş'ın Coachu olduğu dönemde bir maç... Khalid El
Amin, karşı takımın gökdelen gibi pivotuna takmış vaziyette (Telekon Dudley olabilir
hatırlamıyorum)
içeri körlemesine dalıyor dalıyor, şapkayı yiyor geri sekiyor, 1-2-3...
Sonunda mola alındı, İhsan Bayülken, El Amin'e döndü ''Tooo biiiggg for
you baba!'' diye bağırdı...
''... Ama iyi savunma yapıyoruz!!!''
Hep
söylediğim 2-3 şey vardır; iyi savunma yaptın topu kaptın ya da top
kaybına, kötü atışa zorladın tamam güzel de sonra ne yaptın? Sahip
olduğun topu nasıl kullandın, mühim olan budur.
Mesela, top
kaptıktan sonra atılan uzun pası alan diriplingle rakip 3 sayı
çizgisine varana dek rakibeleri yetişmiş, yetişmiş olmayı bırakın
savunma setine oturmuş ise...
Aynen oldu, alın seyredin
videoları görürsünüz... Işıl kaptı, Birsel'e attı, Birsel gidene dek
rakip gelip Zone'a oturmuştu bile.
Rakibene
27 top kaybettirip 15 sayıyla yeniliyorsan bir garabet vardır ortada...
27 top kaybının 15'i bizzat senin kaptıkların ise...
Aynı
Rusya Belarus önünde 21 top kaybı yapar ve bunların sadece sayı ile 8'i
yazı ile sekizi Belarus'un kendi kaptıkları olursa, maçı da Belarus 11
sayı farkla
kazanırsa ortada daha
da büyük, Gülyabani gibi bir garabet vardır...
Hep söylediğim şeylerden bir
diğeri de, bunun adı basket topu, çemberden topu 1 fazla geçiren
kazanır, Catenaccio oynayarak sadece İtalyanlar kazanır...
Bu
yazıyı özellikle Büyük Britanya maçı öncesinde yazdım. Kazansak da
kaybetsek de, Avrupa'daki tarihi 4-5 yıla dayanan İngilizleri evire
çevire yenip üzerine bir de Belarus'u mahvedip destan yazsak
da
çeyrek finale çıkıp zaferler elde etse de yazacaklarımın
değişmeyeceğini göstermek için...
Evimizdeki Avrupa
Şampiyonası'nda o zamanki gazetemin köşesinde yaptığım yorumlar
nedeniyle hayli sitem almıştım... Desteklemem gerekirken
baltalıyormuşum...
İyi de başka bir maç mı seyrediyorum da, gördüğümü değil de hayali vaha
mı yazacaktım?! Run'ıp
Run'ıp Gun'amadıysak ben mi sorumlusuydum...
Sonra etrafıma şöyle bir bakmıştım ki
benden başka köşe yazan bırakın yazanı, çok ilgileniyormuş gibi görünen
ve
Nevriye ile Nilay (Yiğit) yanyana durduğunda hangisinin hangisi
olduğunu boy farkından tanıyan ama formaları
değiştirsen karıştırabilecek olmalarına rağmen çok anlıyormuş
pozu
yapanlar (Aynıyla vâki)
dışında kimse yoktu etrafta...
Bugün de emin olun ki,
saçlarını sarı yaptığı ve sırtında da evlendikten sonra soyadı
değiştiği için Kartaltepe yazıyor diye tanımayıp ''Ya Nilay vardı guard
onu niye almamışlar takıma'' diye ahkâm kesebilecekler var...
Mütevazi
davranmak bir meziyet gibi görünse de kendini pazarlama çağında pek
geçer akçe değildir.
Dolayısıyla kakmak gerekir.
Bilenler
kusura
bakmasın ama, büyük medyada maç sonuçları kısalara girer, derbiler kutu
haber olurken, bir kadın basketbolu maçına köşe yazan ilk bendim,
dahası
düzenli olarak her hafta İstanbul dışılar dahil en az 2-3 maç seyreden
seyredemediklerini de Coachlarla, başkalarıyla konuşan haftanın
karmasını, panoramasını hazırlayan da nacizâne ben idim.
''Basketbolu
bilmek ayrı bir şeydir, Kadın Basketbolu'nu ''bilmek'' ve yorumlamak
ayrı... Kadın Basketbolu, tamamen farklı bir paralel evrendir. Fizik,
doğa ve matematik kanunları o evrende farklı işler''
diye yazmıştım.
Açıkcası,
ilk başta kadın basketbolunun içinden gelip yorum yapabilecek -kısıtlı
sayıda olsa da- birileri varken neden hayatı boyunca kendi isteğiyle
kadın basketbol maçı seyrettiği bile meçhul İhsan Bayülken maçları
yorumlar; yine aynı düzeyde biri anlatır, başkalarını bulamamışlar diye
ben
de tepki gösterdim.
Sonra
düşündüm, oraya çıkacak biri ya ''Aman''cı ya ''Caannnnım'' yahut da
''Biz var ya biz''ci olacak... O zaman, Fransız olsun ne farkeder ki...
Şunu yapabilirlerdi yine de, hayatının son baharında olsa
da kadın basketbol maçlarını yorumlamaya başlayan Batur
Ağabeyimizi davet edebilirlerdi, hem yerli ligi hem de Avrupa maçlarını
anlattığından derinlik katardı. Gerçi Fenerbahçe maçlarını anlattığı
gibi anlatırsa...
Batur Ağabeyimize saygımız sonsuz, ellerinden öpüyorum.
Potanın
Perileri'ne ve Lambada'nın Cinleri'ne hayatta başarılar
diliyorum...
(Yazılarımda
pek yapmasam da interaktif bir not olarak; yıllarca Fenerbahçe'nin
Menajerliğini yapmanın ötesinde kadın basketboluna çok şey katan
sevgili Forty Murat Yosmaoğlu ağabeyimiz de yorumlardı...)
25
Haziran 2011 Olmayan 25 Haziran 2011
|