Hintli Orhan Pamuk, silah
parasını
iade eder mi ki?!?
Hemen
yazmak istemedim, bir kaç gün geçsin dedim... Çünkü emindim ki
yapacaktı bunu, halen de yapabilir, Hindistan kaynaklı bir son dakika
flaş haberi olarak dünya ajanslarına düşebilir... Belki kararsızlık
yaşıyordur; hani Zeki ile Metin'in unutulmaz ''Yasaklar''ında vardır ya
''Adama bak adama bir gözü kalk gidelim diyor, öbürü bok yeme otur''...
Onun da bir gözü ödülü ile parasında, diğer gözü etik değerler el
kitabında olabilir şu anda...
Babasının, Amin Maalouf'tan ödünç çantasına bakıyordur, Yolların
Başlangıcı'na gidecektir...
Kendi
ruhunun Masumiyet Müzesi'nin koridorlarına dolaşıyordur kimbilir; halen
bulunduğu söylenen Hindistan'dan astral seyahate çıkmıştır, hemen
dönecektir...
İnanın her şey olabilir... Belki Hindistan'da
Ganj'a şapadanak çömlek atlamak suretiyle ruhunu arındırmaya ara verip
Japon gazetesini arayacaktır tekrar, malum en son Yomiuri Shimbun'a
verdiği ''Her gün, ordu bunu böyle yapmayın, bunu şöyle yapmayın diyor,
ben bundan hoşlanmıyorum'' demeciyle hatırlamıştık kendisini...
Malum, askeriyeyi ve silahları sevmiyor ama sever böyle şeyleri...
Gelin görün ki, bir yandan da Honey well'dir yani silahtan da olsa
baldan tatlıdır bazı şeyler...
Irak'ta
ölenlerin, parçalananların, havaya uçanların, Bush politikalarının,
silah gölgelerinin... Bütün bunların, Alfred Nobel'in vicdân azabı
yüzünden kendisine takdim edilen ödülle ve onun parasıyla ne alâkası
olabilir ki değil mi ama...
Silah ticaretini o yapmıyor ki ve o
paranın faizini de almıyor ki... Pamuksu hayatıyla ve Masumiyet
Vakfı'na yatırdığı 79 bin 453 TL ile ne alâkası olabilir ki...
Hem
o değil mi İlhan Selçuk'un ölüm listesinin(!) 1 numarası(!) ama Asala
numara filan tanımıyor değil mi, listeye filan almıyor, ne öyle özür
mözür hemen diz çök özür dile bizden ancak öyle hayatını bağışlarız
diyor değil mi Armen Gakavyan'a...
Acaba, Asala'nın ''Her gün,
bunu böyle yapmayın, bunu şöyle yapmayın diyor'' olmasından rahatsız
mıdır. Masumiyet Müzesi'ne yeni bir seksiyon koyar mı acaba...
Acaba, Pamuk etik bir davranışla ödülünü ve parasını iade eder mi?
Acaba,
sık sık medeniyet, Avrupai değerler, demokrasi, insan hakları
konularında eşsiz dersler veren, kendisi gibi 2. Cumhuriyet'in ilk
11'ine giren değerli dostlarında birileri çıkıp da Orhancığım
geri versen der mi?
Acaba, Erbil'de Fettullah Hocaefendileri'nin
himayeleri altında toplanıp ballıbörek yerken bir yanda da
bildiri hazırlayacakken... ''Yahu burası neresi! Burası Kürdistan
mıdır, Kuzey Irak mıdır, Irak'ın Kuzeyi midir, bildiriye ne yazacağız,
Kürdistan yazsak birşey olur mu'' diye kavgaya tutuşan
''Abant''çılardan biri...
Mesela kalp spazmından değil de mide
fesadından Erbil'de hastaneye kaldırıldığı muhtemel olan Murat Belge,
Orhancığım buradaki tosun silah simsarlarının selamı var sana demiş
midir...
Şimdi, Masumiyet Müzesi'nde bir sallanan koltuğa
oturup kucağında Sartre'ın portresi... Bir yandan sallanıp bir yandan
da Sartre'ın gözlerinin içine bakabilir mi? Yahut da İlhan Selçuk'un...
Müzenin karanlık koridorlarında sallanan koltuğunun gıcırtıları
yankılanırken aynaya bakabilir mi, vardır mutlaka bir ayna, yoksa
hepsini eski Türk filmlerinden bir sahne alıntısı gibi ''Nayır
n'olamaz'' diye kırıp atmış mıdır bütün aynaları...
Yoksa Fatoş
Balkır'ın ses tonuyla ''Ben masumum Cevdet'', ''Hiç mi vicdanın
sızlamaz'' ya da ''Size baba diyebilir miyim''... Bulacaktır kendisine
bir replik nasılsa...
Kimbilir, belki de siyah beyaz bir filmi yansıtır duvara 8 milimetre
kendisi de girer film görüntünün içine...
''unutmayınız iki noktaüstüste
bir vicdân azabıdır alfred nobel ünlem''
(Nobel
Vakfı'nın parasını borsada silah şirketlerine yatırdığının ortaya
çıkmasının ardından, Nobel Vakfı'nın dağıttığı ödüllerin sponsorunun da
silah şirketleri Honeywell ve Lockheed Martin olması anısına ithaf
edilmiştir...)
17 Şubat 2009
|