Önümüzdeki maça bakıyoruz!
Önce
Galatasaray'ın kendi oyunuyla alta düştüğü garip 90 dakikaya bakıp
ardından Pekin'e uçuracağım sizi... ''At, avrat, silah'' kültürü ile
Olimpiyat'ın alakası; tombalacı, pardon sıfırcı Taner Sağır ve
podyumdaki hâli; Suküpü'nde havuza giren ''vatandaşımız'' Serkan
Atasay'ın tarihe geçen performansı eşliğinde panoramik bir Çin turu
atacağız... Nefeslerinizi tutup kemerlerinizi bağlayınız!
Garip ötesi bir maç
seyrettik; Aslan, Steaua Bükreş karşısında kendi eliyle geriye düştü...
Kendine tokat attı, afalladı sonra rakibine vurmayı becerdi ama
Şampiyonlar Ligi'nin kapısını aralayacak hamleyi yapamadı. Klasik
laftır, ''Önümüzdeki maça bakıyoruz''... Eğer, bu kapıdan geri
çevrilirsek itibârı bir kenara koyun, bitmez tükenmez bir mâli sıkıntı
içindeki kulüp önemli bir geliri kaybedecek.

90 dakika öncesinde
Herr Skibbe ''uygulayacağımız taktiği bilmemeniz bizim hayrımıza. Bu
taktiği sahaya çıkana kadar gizli tutmak niyetindeyim'' demişti.
Hakikaten müthiş bir taktikti; sanırım, maçtan önce bizim
takımın oyuncularından da bile saklamış uygulatacağı taktiği...
Kendi sahasındaki maça tek forvetle çıkacak kadar defansif, yüzü kendi
kalesine dönük bir takımın, 13. dakikada biri kaleci, diğeri savunma
hatasından 2 gol yiyerek geriye düşmesi akıllara sezâ idi...
Doğal olarak şunu sormak gerek: Aykut'a %100 güvenip De Sanctis'i yedek
bırakacaksan, o zaman neden kaleci aldık?..
De Sanctis, henüz takıma alışamadı ve antrenman açığı var bence bahane
değil. Biz, geçen sezon kalede Aykut ile şampiyon olduk ama hep kaleci
zafiyetinden sözettik. Araya araya kariyerinin çoğunu yedek kulübesinde
geçirmiş olan İtalyanı getirdik, kaleye geçtiği yarım devre hazırlık
maçında da pek öyle güven telakki etmedi.
Neyse, biz, buraya gelip günlerini sakat veya yedek kulübesinde
bekçilik yaparak geçiren yabancılara para verip göndermeye alışığız. De
Sanctis'e de alışırız.
Nonda, hazırlık maçlarında 3 direğin arasından topu geçirebilecek gibi
görünmüyordu ama geldiği ilk maç ve Fenerbahçe'ye attığı gol hariç ilk
kez kedi olalı fare tuttu.
Yine de, ben, bu 90 dakika boyunca Hakan Şükür'ü aradım.
Takımın en iyisi ve belki de gerçek kurtarıcısı, kahramanı yine Arda
Turan'dı. Yorulup tükenene kadar inanılmaz oynadı.
Lincoln?! Onun hakkında bir şey söylemek dahi istemiyorum!
Maç öncesinde savunma hattının sağlam olduğunu ama forvette gol
bulmakta zorlanacağımızı, işimizin zor olduğunu söylemiştim. Bilanço
savunma&kaleci işbirliği ile yenilen 2 gol ve Nonda ile atılan
2 gol... İşte, bu yüzden ben bu takımı seviyorum, ne yapacağı belli
olmuyor!
Sporda herşey olabilir, kazanılacak maçlar kaybedilip kaybedilecekler
kazanılabilir. Pekin'de inanılmaz bir maç seyrettim. Voleybol'un Taçsız
Kraliçeleri Küba, neden efsane olduklarını bir kez daha gösterdi. Çin
karşısında, 2-0 geriye düştüler ama çılgınca bağıran kalabalığa küçük
dillerini yutturdular 3-2 kazandıkları maçın sonunda... Aslında,
Yanelis Santos ve müthiş servisleri olmasa belki de dağılacaklardı ama
onun seri atışları Küba'yı toparladı.
Çin, 4. sette tam 7 defa maç sayısı attı, Küba her seferinde çevirdi ve
en sonunda 32-30 kazanıp 2-2 yaptı. 30 dakikalık bir ziyafetti... İşin
enteresan tarafı, 5 sette alınan sayılara baktığınızda ilk 2 seti açık
ara alan Çin 116-104 üstün ama kaybettiler.
Olimpiyat Ruhu, geldiysen masaya 2 defa vur!
Vadym Lepskyy bir Ukraynalı yüzücü; gerçek adını bilmediğim ve hiç de
merak etmedim Serkan Atasay da Ukraynalı... Biz, para verip
''vatandaş'' yapıp devletin parası ve imkânlarıyla Pekin'e götürmüşüz,
sonuç ne?!
Sonuç, traji-komik...
Hatta dramatik!
Bu vatandaş'mız, 200 Karışık'ta 2. seride havuza girdi ve boğulmadan
çıktı fakat Ukraynalı Lepskyy'nin gerisinde kaldı. Yetkililere
sesleniyorum, hemen parayı bastırınız ve Vadym Lepskyy'yi alınız Vedat
Lepiş filan gibi bir isim de verirsiniz, en azından bu Serkan'dan 3
buçuk daha hızlı yüzüyor! Gerçi o da rekordan 10 boy geride ama olsun!
En azından kendi paramızla daha az rezil oluruz!
Geçelim, Taner Sağır'a... 2004'te göğsümüzü kabartmıştı, bu sefer sıfır
çekti. Sıfır çekmesi cidden umurumda değil, olabilir kaldırması gereken
kiloyu kaldıramadı. Olimpiyat, Dünya ve Avrupa Şampiyonu o... Son 4
senede bizi yeteri kadar mutlu etti, canı sağolsun...
Onu seyrederken kaldıramadığı kilolardan dolayı değil yaptıklarından
dolayı kızdım!
Onca halterci çıktı podyuma, kimse onun gibi orasını burasını
karıştırmadı! Birara elini mayodan içeri sokacak öyle düzeltecek diye
korktum!
Ayıptır!
Hem nedir öyle, süspansuvar denilen şeyden haberleri mi yok, kimse
görüp de böyle çıkılmaz, içine süspansuvar giy demiyor mu?!
Madem rahatsızsın, sıktı, podyuma çıkmadan önce değiştirsene mayoyu...
Hadi değiştiremedin, hadi süspansuvar da yok, bari arkanı dön yap veya
Mısırlı gibi kürsüyü siper alarak yap da bütün dünya naklen seyretmesin!
''At, avrat, silah''...
Maç kazanırız dan dan dan... Düğün dernek dan dan dan... Birisiyle
dalaşsan eskisi gibi yumruklarını sıkmaz, tabancısını çıkartıp sıkar...
Ruhsatlı ruhsatsız onca silah, tabanca, pompalı tüfek... Apartman
altında atış poligonları...
Atıcımız da boldur, mangalda da kül bırakmayız. Bol bol atarız. İyi de,
neden Olimpiyat'ta en azından bir tabanca da altın alamayız!
Bu kadar belinde tabanca taşıyan adam varken, neden biri çıkıp da
altını vuramaz?!
Düşünmek lazım!
Ultraspor-14 Ağustos 2008
|