Zaman
zaman tekrarlarım İngilizlerin güzel bir sözü vardır derler ki: En çok
gürültüyü en arkadaki boş vagon çıkartır... Dolayısıyla, onlar, o en
arkadaki boş vagona itibâr etmezler; bizde ise tam tersidir çoğu kez,
baştacı edilir hatta en öne bir lokomotivin arkasına getirilir, yapışır
lokomotive çıkarttığı gürültüyü herkes dinlemek zorunda kalır yahut da
lokomotivin bile önüne koyarlar, ne olur trenin gitmesi demek onun
raydan çıkması demektir, o da tıkar herkesin önünü, kimseye geçit
vermez tren de bırakınız ilerlemek olduğu yerde sayar... Bakın
etrafınıza o kadar çoklar ki...
Özellikle
iş hayatı, özellikle de güzide Türk medyası böyledir. Bir de
Abdurrahman Çelebi muammelesi görür bunlar, başkalarının fikirlerinden,
emeklerinden tırtıklaya tırtıklaya semirir semirir lönk diye iyicene
oturur, etraflarında da daha doğrusu arkalarında da ilerleyebilmek için
bundan izin istemek için herşeyi yapmaya, her türlü yalakalığa teşne
katar katar vagon oluşur, çoğu da hiç ilerleyemez paslanır kalıverir.
Bazıları
da vaziyete isyan eder ama nafile tren yayının sahibi, o boş vagonu
oradan çekmedikçe katarlar ilerleyemez. Bazen tren yayının sahibi
değişir, arkadakiler der ki hah...
Fakat o en gürültülü
haliyle yerini korumanın bir yolunu bulur, hatta der ki, ben giderim
ama bu arkamdaki lokomotivte diğer vagonlarda iş yok, beni ileriye
itemiyorlar...
Sonuçta
onlar orada kaldığı sürece, onların gürültüsü dinlenir, onlar da öyle
bir yüz vardır ki değme kösele halt etmiş, ne yapar ne denirse denilsin
aldırmaz...
Köseleden bir dış kaplamayla oldukları yerde
dururlar sanki duymuyormuş gibi, öyle çok da sarsıntı yaratırılırsa
arkasında, hemen o vagonu raydan çıkarttırmanın bir yönet(e veya i
koyup okuyunuz)mini bulur, bir daha raylara aldırmaz, nice dolu
vagonları raydan kaydırır... Kendisi gibi başka raydakilerle de ağını
iyi kurar... Eh, bir-iki tane yaptı mı da dokunulmazlık kazanır.
Kimileri
de hayatta ne boş vagon olur, ne de aslında duran katarda, başkalarını
raydan ata ata ilerlemek için boş vagonların Abdurrahman Çelebileri'ne
motor yağları çeker... Kendi rayını hep kendi inşaa eder.
Aslında,
bu yazının bir benzerini geçen Perşembe akşamı Efes maçı dönüşü
yazacaktım
ama sinir ile itidâli elden bırakmamak için erteledim, iyi ki de
yapmışım çünkü bir boş vagon Abdurrahman Çelebi'nin söylediklerini
sonradan farkettim.
Buradan aşağısı, son söze dek, ilk yazmayı düşündüğüm biçimidir...
Bazıları
olmadan âlametleri görür ve söyler, bazen de bazıları olmadan görür ama
çeşitli nedenlerden ötürü söylemez, bekler olmaya başlayınca söyler...
Bazıları ise hiçbir vakit kendisi birşey göremez ama başkalarının
söylediklerini daha gür sesle taklit eder ben söylemiştim der... Çoğu
da son duyduğu sesin peşine gider... Sonunda âlametleri ilk görüp
söyleyen küser arkasını döner susar.
Bundan aylar önce birtakım
şeyler duyduğumda, öyle hemen yazmayayım önce bir bakayım seyrine,
baştan yargıda bulunup önyargılı durumuna düşmeyeyim demiştim, üstelik
kulübün de azasıyım şık olmaz endişesine kapılmıştım.
Fakat, sevgili büyüğümüz Nur Gencer, Türkbasket'teki köşesinde Kahin gibi yazmıştı ''Neyi,
nasıl anlıyorlar ?'' diye taa 13 Temmuz
2011'de... Sonra benzer şeyleri -alıntılarını da yapacağım-
ben de yazdım ama Nur Gencer'in sesi soluğu kesildi o günden beri.
Her
daim her görüşüne her yaptığına katılmasam da Nur Gencer, basketbolun
Koyun'udur, malum biz de Abdurrahman Çelebiler çoktur... Hatta bunların
CEOlaşanları da vardır...
Bir de, bazen keçileri geçin potalar altında bazı Koçlar'a dahi
tutarlar CEO Abdurrahman Çelebi derler...
Öğrendim ki, Nur Gencer, yazmayı bırakmış ''Bana
Müsade'' demiş ''Kaçmanın zamanı dedim, özür
dile ve çalılıklar arasında kaybol'' diye yazmış...
Komiğime de gitti doğrusu Nur Ağabey, Pembe Panter'in bir sahnesindeki
gibi hafiften hafiften çaktırmadan kaçarken...
Tabii ki, traji-komiğime gitti!.. İki yazısını da mutlak okuyunuz.
Okuyunuz ki, ders alınız. Kaderin bir cilvesi olsa gerek, 9 Ocak'ta ''Şapkadan
Tavşan Çıkartan Adam Halil Üner'e Övgü''
yazmışım, Nur Gencer 10 Ocak'ta ''Bana
Müsade'' demiş; etrafta koyun olsa da olmasa da
keçiye CEOkoça Abdurrahman Çelebi denildiğini görmüş... 9'uncu köyden
10. köye taşınmış...
Ne yazmışım, ''Şapkadan
Tavşan Çıkartan Adam Halil Üner'e Övgü''de:
''şimdi ''eksik''
Kartal, Kanarya ne varsa yeniliyorsun ligde, zaten bir de Efes var
başka kime yenileceksin sesini çıkartan yok!
Sanki
Mazhar-Fuat-Özkan ile Barbaros Hayrettin'in cover miksi ''Pivotlu
çıkmam abi'' ''Ben sizin CEOnuzum''...
Nereden
baksan, 1,25+0,8+1 etti mi sana 3,25 milyon dolarcık, o da 3 kişiye,
Baba-Oğul-Lagaluga Üçlüsü...''
Öncesinde de yazmışım nedir Siena maçı için mesela: ''Galatasaray
potada RSC-O olurdu!''
Fakat ne oluyor, Fenerbahçe'ye yeniliyorsun, tribünler bağırıyor
''Seninle gurur duyuyoruz'' Twitter'da TT oluyor, müthiş duruş
sergilemişmiş... Adam Fenerbahçeli!..
Diyeceksin ki profesyonel dünya... Ben de diyeceğim ki, babasının
takımında CEOkoçluk yapsa bu kadroyu, bu mangırları dökerek üstüne de
ikide bir ''bırakır giderim haaa'' afra tafralarına katlanıp
kurdurmazlar
adama!
Şimdi, Hakan
Üstünberk gitti ama, dedikodular halen muhtelif... Yarın öbür gün kendini
CEOsanankoç ya gider ya da gönderilir... Gel gör ki,
herkes Abdurrahman Çelebi'nin yazmasıyla gittiğini sanır, bak
gördün mü ''Hınç'Al
bir yazdı gitti'' der...
O kadar ki, 9'unda sen yazarsın, 10'unda Nur Gencer 10. köye kaçtığını
ilan eder, 11'inde Abdurrahman Çelebi'nin yazısını koyan Türkbasket.com
demez ki, ya bunu bizim Nur Ağabey en başta yazmıştı, bunu da verelim
ama sanki ilk kez bu yazmış gibi değil de Nur Ağabey'imizin de
yazdığını hatırlatacak biçimde verelim... Ya da bu kim oluyor, değil mi
ki basketbol yazarı yok diye sallayıp duruyor, koymayalım bunu
yazdığını demiyor...
O vakit, ben de son sözü iki sütlü bir sâde ''Bana
Müsade'' diyen Nur Gencer'e bırakayım ki ibret
olsun âleme:
''Okunsun, okuyanlar yararlansın, bir tepki alsın, tepki versinler
diye. Benim yazılar değersiz olabilir, okunmaz, okumaya değmez bulunur.
Ona diyecek bir şey yok ama Nostradamus gibi, 5-6 yıldır Türk
basketbolunla ilgili bir sürü yerini bulan kehanette bulunuyorum. Ne
bir tepki, ne bir etki...''
PS: Sevgili Nur Ağabey, eğer bir gün tekrar yazmak istersen, buranın
kapısı sonuna dek açık, istersen artık neredeyse kalmayan Bodrum
Bergamut'unun
faziletleri üzerine yaz...
|