Şık
giyinmeyi sevsem, bir tarzımın olduğu söylense de, mendillerimden
ceketlerimden ve yazları kimilerine Kolombiya kartelindenmişim gibi
gelen beyaz keten takımlarımdan vazgeçemesem de öyle modayı, trendleri
takip etmem; tren di concon gibi programcıklara, magazinlere de
bayılmam, modayla alâkadar olduğum en uzun süre ''Prêt-à-Porter''
filminin metrajı kadardır ama isteseniz de istemeseniz de gözünüze
ilişiyor hatta sokuluyor.
Parıltılı, boyalı yüzünü kazıdığınızda ise altından modanın Ku Klux
Klan yüzü ortaya çıkıyor...
Mesela, kortlar... Top toplayıcı çocukların tişörtleri şortları,
kızların etekleri bile özel tasarım. Gerçi, 5. Avenue'daki lüks
mağazaya girip 145 dolara kim top toplayıcının üzerindeki tişörtü almak
ister ki...
Kalkıp Arda Turan'dı, İker Casillas'dı demeyiniz! Biz, Amerikan
filmlerinin müzmin kaybedeni ''İkibuçukluk''tan, Andy Murray'in maçında
işini yaparken düşüşü bile, dakikalarca Arthur Ashe'nin dev ekranında
gösterilip 24 bin kişinin topluca gülmesi yetmezmiş gibi canlı yayına
da verilen; milyonlara rezil-ü rüsva edildiği için kazandığı paraya
lanet edip mahçup olan çocukcağızın üzerindeki tişörtten bahsediyoruz.
Şık da değil sırtındaki eşşek kadar amblemiyle, bedava verseler giymem.
Yine de alıp giyecek var ki adamlar satıyor o fiyata...
Eskiden kortlar moda doğururdu modanın bir gösteri alanı değildi; Henry
Lacoste'un giydiği tişörtlerin; Fred Perry'nin V yaka tenis kazakların
dev markalara dönüştüğünü unutmamak gerek ama artık tenis kortları
Fashion TV gibi, özellikle de Grand Slam'lerde...
Diğer yandan da inanılmaz cinsel, sınıfsal ve hatta ırkçı ayrımlar var.
İdollerin ünlülerin giydiklerinin kılık kıyafetinin taklit edilmesi,
özenilmesi içgüdüsel bir davranış kuşkusuz, yoksa etrafta neden bu
kadar çakma Paris Hilton, Britney Spears olsun ya da fiitarihinde bile
Clarke Gable bıyıkları neden moda olsun ki...
Modacıların, tasarımcıların, markaların Oscar veya Grammy törenleri
gibi kortları kullanması da doğal ama törenlerin, şovların hitap ettiği
direkt müşteri ile spor markasının hitap ettiği geniş kitle arasında
büyük bir fark var kuşkusuz. Fakat lüks tüketimin pompalanmasıyla bu da
tarzın değiştiği artık New York'ta görüldü.
Avustralya siliktir, Wimbledon ise tek-tiptir beyaz zorunluluğu vardır,
en ufak bir abartı ya da farklı bir ton gördüklerinde final maçı dahi
olsa çıkamazsınız korta. Roland Garros ise iki aradadır, bir de toprak
kort, düştün kalktın, toz kalktı kirlidir. Üstelik bahar sonu ile yaz
başı arasında başladığından mevsim de kaçmış olur. ABD Açık ise Eylül
başına çekildiğinden beri tam bir moda haftasına dönmüş vaziyette.
Son dönemlerde ünlü raketlere özel işler yapılıyor, kreasyonlar
tasarlanıyor, Maria Sharapova gibi... Yahut da Roger Federer gibi adına
koleksiyon hazırlanıyor. Bir de Venus Williams gibi kendi tasarımlarını
hazırlayanlar var ki ne kadarını kendisi hazırlıyor bilinmez. Eskiden
ki halen vardır basketbolcuların ayakkabıları vardı kapışılırdı. Burada
ise baştan aşağı bir giydirme var. Federer'in Wimbledon'da tören için
giydiği altın sırma süslü özel kıyafetten Sharapova'nınkilere dek her
iki cins için de geniş bir gardrop...
Hele Sharapova'nın New York'ta giydikleri, Siyah-gümüş elbisesiyle en
moda gece kulübüne davete gitseniz değil sırıtmak, geceniz gözdesi bile
olursunuz. Federer'e gelince antrenman öncesi röportajda ayrı,
antrenman sonrası röportajda ayrı giyiniyor.
Venus ve Dementieva'nınkiler gibi kolları fırfırlılar, sırtı
desenliler, rengarenk uçuşan renkler... Süslü püslüler. Özel seyircisi,
taraftarı olan James Blake gibi raketler için hazırlanan daha dökümlü
modeller, her sette farklı deseni giyen Andy Roddick için özel
modeller...
Bir de ülkesinde gözde olanlar, hayranlık duyulanlar var, onlar için de
o pazara yönelik işler yapılıyor.
Bir yanda da zavallılar var.
Alt kategoriden raketler onlar yahut sıralamada yeri iyi olsa da güzel
değil, bir karizması yok veya ülkesi bir pazar değil... Sıradan
bildiğin tişörtler veriliyor onlara, ucuz mallarla çıkıyor korta. Çünkü
kıyafeti göstermiyor, ne derler taşıyamıyor, parıltısı, elektriği yok.
Daha da kötüsü de vardı. Bir firma alt ve orta kategori raketleri için
bir tek tip kıyafet hazırlamış aynı renk tişört ve etek hatta saç
bantı. O firmanın iki raketinin maçını gördüm sanki ayna karşısında tek
kişi oynar gibi, o kadar aşağılayıcı ki. Siz sıradan tiplersiniz ve bir
uyum giyinir ürünümüzü tanıtırsınız. Aynı firma başkası için
hazırladıklarını özel kampanya ile tanıtıyor, çünkü o high-class...
Firmalar herşeyi kendilerine göre yontmayı da beceriyorlar medyadaki
güçleri sayesinde. Mesela bir raket, turnuva öncesi bir firmanın
sitesine girmiş ve kendisine ayakkabı tasarlamış, bunu siz de
yapabilirsiniz. Kızcağız kendisine has bir şey istemiş, dikkat buyrun
firmanın dahli yok. Sonra da o ayakkabı ile çıkmış korta, üstüste flaş
galibiyetler alınca da firma fotoğraflarda zoom yaptırarak
popülerleştirdikten sonra şimdi ayrı bir model olarak pazarlamaya
hazırlanıyor. Oysa baştan aşağıya ayakkabısının bağcığın kadar tasarım
şahaseri olanlar da var.
Bir de WTA'nın neresinde olursa olsun aşağılananlar var. Dinara Safina
gibi... Organizatörlerin yaptığı ve dışmedyada bugünlerde çok
tartışılan ayıbı arkadaşlarımız maç biter bitmez koydukları haberde
gayet iyi işlemişler tekrar anlatmama gerek yok...
Safina'ya baktığınızda tam bir anti-kahraman, güzel sayılmaz, hatta 1-2
aylık hamile gibi göbeği bile var, nasıl oluyorsa var, saçına başına
özen de göstermiyor. Sponsoru da ona özen göstermiyor alalade
kıyafetlerle kortta. O kızı gördükçe içim acıyor, Kunta Kinte gibi.
7
Eylül
|