Nefes-Vatan
Sağolsun filmine henüz gitmedim ama gideceğim; ilk 3 gününde gördüğü
ilgiye de sevindim. Baldırıçıplak komedilerinin rekorlar kırdığı
memlekette, hele de teröristlerin devlet töreniyle davul zurna ile aman
başlarına bir şey gelmesin diye karşılandığı, pişman olmamalarına
rağmen zorla ''Etkin Pişmanım'' dedirtilip konvoyla uğurlandığı sınırı
korumak için canını veren Mehmetçiklerin hikâyesinin de seyredilmesi
bir mâna taşımaktadır.
AB'nin ve 4-5 milyonun, ABperver zırzavatın hassasiyetlerine pek bir
hassas olanlar, kalan 68 milyonun hassasiyetlerini rencide etmeye devam
ederlerse bu memleket o zaman bu çatırdar!..
Bakın
ailelerine kavuşuyorlar heyecanı anlamak lazım gibi yorum yapan limon
beyinli medya lengerlerinin, vatan için fedâ ettikleri evlatlarıyla
asla kavuşamayacak binlerce anne-baba, eş çocuk milyonların karşısında
biraz utanması lazım. Çünkü, televizyonda ''Kıbrıs'ta 30 yıldır Türk
işgali var'' diyebilen orası burasına baskın bir profesörün adam diye
gezip konuşmaya fikir özgürlüğü, laf etme hürriyeti varsa...
İnsanların
da... Neyse terbiyemi bozmayayım! Fakat biz, ailemizden aldığımız
terbiyemizi bozmamaya çalıştıkça bunlar terbiye sınırlarını
zorluyorlar...
Hakikaten,
Teke Tek'e çıkan ''Ali Kemal-Belki de Bir Günah Keçisi'' kitabının
yazarı Orhan Karaveli'nin söylediği gibi, bugün Türk medyasında boy
gösterenler arasında vatan haini dediğimiz Ali Kemal'e rahmet okutacak
o kadar isim var ki...
Türkiye'de
son dönemde garip bir şeyler oluyor, bir beyin yıkama, yeni bir
bilinçaltı oluşturma faaliyeti var.
Aslında,
yazmayacaktım ama önce uzun yıllardır, Amerika gitgel yaşayan
yarı-annelerimden biri, ki kendisi Asker kızıdır, Allah rahmet eylesin
Karabekir Paşa'nın komutasında Ermeni çetelere karşı savaşan Ragıp
Paşa'nın kızıdır, o telefon açtı, bu ne böyle, böyle şeyler mi yaşandı,
Türkiye'de ben mi hatırlamıyorum, neden böyle bir şey yapıyorlar diye
sordu.
Arkasından
ondan gayet habersiz; ben mi bunadım unuttum biz başka bir Türkiye'de
mi yaşadık? Diye aynı dizide gördükleri üzerine şaşkınlıkla babam
aradı...
Yeni
bir dizi başlamış çok seyredilen 60 İhtilâli'ni anlatan dizinin
devamıymış, ben fragmanlarını seyrettim, işim olmaz dedim bakmadım.
Fakat etrefımda seyredip de ''Nasıl ya?'' olan insan sayısı artınca
bunun altında ne varı yazmak gereği hissettim.
Çünkü
dizilerle olmayan bir tarih, çarpıtılmış bir tarih yazılıyor,
yazdırılıyor...
Eskiden
bir laf vardı, aslında hayatımıza giderek sokulan ve ne menem haltlar
oldukları sonradan ortaya çıkan laflardan biri de buydu. ''Mozaik'',
''Birbirine tahammül'' gibi bir ''Gerçek tarih, tarih kitaplarında
okutulduğu gibi, resmi tarih gibi değil'', ''Gayri resmi tarih''
laflarıyla başlayan bir süreç...
Bugün
''Lozan bir mağlubiyettir'' dedirten süreç bu...
Biz,
ortaokuladayken ''27 Mayıs İhtilâli'' idi, şimdi 27 Mayıs Darbesi oldu.
Hatta 12 Eylül'e darbe, 12 Mart'a Cunta denir ama 27 Mayıs çok ayrı bir
yerde tutulurdu.
Sonra
bir gün hem de asker olan İnkilap Tarihi hocası 27 Mayıs'ı kötüledi,
ayağa kalkıp itiraz ettim, tartıştım, dersten atıldım ama sonra o hoca
da okuldan uzaklaştırıldı, şikayetim üzerine...
Şimdiyse,
bu Adnan Menderes ne yüce bir insanmış boşuna asılmış aşamasına
gelindi. Bugün belli bir yaşın altına sorsan ''555 K''yı bilmez. Ben,
babamdan öğrendim ama bugün ''555 K'' için bile abuk sabuk ''gayri
resmi tarih'' dizi safsaları pompalandı.
Son
dönemde başka bir şey yapılıyor. Yeni nesiller bilmiyor o günleri,
bazıları da az hatırlıyor ya da tam şiddetiyle yaşamamış. 12 Eylül
üzerinden beyin yıkanıyor.
12
Eylül'ü tartışırım herkesle. Sonradan kötü bazı uygulamaları, sonuçları
olsa bu ülkede o ''12 Eylül Anayasası''nı %98 onayladı.
Darbe
olduğunda normal vatandaşlar oh dedi.
Her
gün kör kurşuna kurban gitme korkusundan kurtuldu.
Babamın
Mecidiyeköy'de beyaz eşya şirketi vardı, sabah sağcılar, öğleden sonra
solcular haraç almaya gelirdi, kaç defa vurulma tehlikesi atlattı, kaç
defa adam kovaladı...
Ben,
ilkokuldaydım -hep anlatırım- sabah Sağcı ''ağabeyler'' gelir, öğleden
sonra Solcu ''ağabeyler'' devrim dersi vermeye; elleri silahlı ya
birbirleriyle ya polis panzeriyle çatışırlardı, biz de masa altına
kaçardık. Bu ''ağabeyler'' var ya... Şişli Lisesi'nden gelirdi yaşı
16-17 ellerinde boyu kadar silah... Kaç defa kafamızın üzerinden kurşun
geçti sokakta, babam üzerime kapaklandı. Akşam indi mi sokağa
çıkamazdın...
Evet,
sonrasında tutuklanan, işkence gören olmadı mı?
Oldu...
Fakat 11 Eylül'de olanları da olmamış farzedemezsiniz. Sanki 11
Eylül'de herşey güllük gülistanlıktı, sokaklar bayram yeriydi!
İnsanlar,
12 Eylül sabahı Askerin boynuna sarıldı bu memleketi kurtadılar diye!
Konuşacaksak,
Özal'ın memleketi mahvetmesine yolaçan seçimi, öncesindeki geceyi ve
sonrasında icraatın içine edilişini konuşalım...
Fakat...
Yakında
bir dizi görürseniz şaşmayın... Bu Apo denilen bebek katili çok iyi bir
adamdı, memleket sevdâlısıydı, PKK denilen teröristler de romantik
isyankârlardı diye gösteren!
Asker
mi?!
20
Ekim 2009
|