Panoramik
bir tur atacağız ve Cioa Bella'dan samanlıkta basılan Halime'ye;
Dışişlerimizden, Ayalon'un
aymazlığından kendi hissemize çıkartmamız gereken derse dek uzanacağız.
Hava çok çuval çuval kokuyor, kafayı korumak gerekiyor...
Gündelik
siyasetin kahvehane ağızıyla yazmayı hiç sevmem, bizim medyadaki
gündelikçi yazarlar nasıl becerirler onu da pek anlamam öteden beri.
Aslında, hernekadar memleketimizde malzeme sıkıntısı diye bir şeyin
olmayacağını bilsem de haftada 7 gün, yılda 365 yazmayı hiç anlamam.
Oysa geçen gece İstiklâl'de gördüklerim bile anlayışızlığın bana ait
olduğunun canlı kanıtı gibiydi.
Kızlı
erkekli bir grup gencimiz, ucuz bir Beyoğlu barında alkol hadlerini
almış halde Galatasaray Lisesi'nin yan sokağında önce halay çekip daha
doğrusu topluca ayakta kalmaya çalırken halayımsı bir takım devinimler
sergiledikten sonra ''Ciao Bella''nın Türkçe versiyonunu bağıra çağıra
söylemeye çalışarak Taksim'e doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüşe geçtiler
derken yürümekten ziyade eğlence çağnozu gibiler.
Barda
memleketi kurtardıktan sonra sokakla çıkmış ve İtalyan çiftçisinin
kocasına söylediği bir türkü iken devrim simgesi olan, post-modern
dünyamızda tribünlerde sinkaflı tezahürata dönüşen ''Ciao Bella'' ile
devrime doğru yürüyüşe geçmişlerdi ki kulaklarıma inanamadım!
Devrimden göbek havasına geçiverdiler, bilseler Cevriyenin Güğümleri
Kalaylı ya da Halime'yi Samanlıkta Basmışlar'ı da
icra edecekler topluca!
Dolayısıyla, siz de köşenizde bir gün devrim,
ertesi gün oyun havası yazabilirsiniz; bugün buna angaje
yarın diğerine olabilirsiniz. Geçmişin Maocularının bugün nasıl
olduklarını düşünürsek
garipsememek lazım.
Konumankeni.com'un
başına geçtiğimden beri televizyonlara ve haberlere daha
bağımlı
hale geldim, sanki görünmez kablolarla... Mecburen takip ediyorsun, biz
flaş flaş haber sitesi değiliz ama olayları verirken, tarzımızı
yansıtırken mümkün olduğunca farklı şeyi görmeye çalışmamız gerekiyor. Mesela
NTV'deki Yazıişleri ile CNN'deki Haber Toplantısı vazgeçilmezlerimiz
arasına girdi. Hakeza akşamları benzer programlar, bunlar ruhumda bir
kirlenme yaratsa da ve tahammül sınırlarımı zorlasa da
böylece, bir sürü bakış açısını, gündemin yorumunu görebiliyoruz. Neyse
ki, arada Nikelodion ve Sünger Bob kaçamaklarım var da rahat nefes
alabiliyorum. Aynı şekilde gazetelerdeki siyasi köşeleri hayatımda hiç
takip etmediğim kadar bakıyorum. Dış medyada radarımda... Ekibimden de
bunu istiyorum... Böylece, olup biteni flaş haber formatının dışında
yorumlayıp aktarabiliyoruz.
Dolayısıyla,
''bak benimki daha büyük'' diyen çocuk aklıyla hareket eden ve etraftan
da ''göster evladım amcalarına'' teşhii bekleyen Ayalon'un aklı selim
Yahudilerce de kabul edilemez aymazlığına karşı daha dışarıdan bakıp ''Washington'dan Abi'm Geldi
Geliyor'' ya da ''Mossad Gayri Resmi Ağzı''
diye başlıklar atabildik. Ki bunların önümüzdeki günlerde ortam
yatıştıktan sonra çok tartışılacak ve belki de gelecek günlere ışık
tutabileceğine inanıyorum.
Bütün bu hengameyi takip ederken ilk andan
itibaren kafamda bir şey vardı ama bunu başta izah ettiğim reflekslerim
olmadığı için yazmadım.
Diğer yandan da onca yazan ve konuşan
arasında biri bunu da söyler mi diye baktım ve hakkını
yemeyim
biri sonunda söyledi.
Habertürk'te Karşı Görüş'te Balçiçek
Pamir söylediğinde etrafındaki 4 kişinin de şaşkınlığından anladım ki,
evet bunu, kriz boyunca söyleyen yazan çıkmamıştı.
İsrail'in bence kerhen özür dilemesiyle düşen sinir katsayımızın
ardında sorgulama yapma devridir.
Özellikle de Monşerlerimizin biraz aynaya bakmaları gerekiyor.
Hükümetler, iktidarlar, Bakanlar geçer ama Dışişleri'nin idare-i
masluhât'ı bâkidir.
İsrail
denilen ülke Tanganika, Moğolistan, Zanzibar değil; hele de son
yıllarda aramızda giderek yükselen tansiyonu gözönüne alırsanız ABD,
Almanya, Fransa bile değil.
Orası uzayda bir gezegen gibi.
Astronot giysisi olmayan vatandaşı uzaya gönderebilir misiniz?!
İbranice bilmeyen Büyükelçi olur mu İsrail'de?
Bırakınız, Ayalon'un yaptığı terbiyesizliği!
Beni
asıl rahatsız eden o Büyükelçi'nin orada oturuş
biçimi, birileri
hakkımda bir şey diyor ama ne diyor surat ifadesi benim içimi acıttı.
Ben orada utandım. Kimse kusura bakmasın, bir de görüntüde olmasa da,
beyanatından yanında bir müsteşarımızın da olduğu anlaşılıyor,
o
da İbranice bilmiyor!
Bir de İbranice bilsem kalkar çıkardım diyor.
İsrail'in buraya gönderdiği diplomatlar şakır şukur Türkçe konuşurken,
senin Büyükelçilik görevlilerin bilmiyor.
Yok mu bir tane tercüman yanında götür...
Bakın,
İsrail sorunlu olduğunuz bir yer sokakta gezip PR yapmak istesen ne
olacak, tut ki biri saydırdı, ona da gülerek mi cevap vereceksiniz?!
Verin icap ederse utandırın ama ne dediğini anlayın... Yoksa boşboş
sırıtmaya devam ederiz... Ya da Temel gibi, iltifatı küfür etti sanıp
çekip vururuz.
Bir
de, en son Arapların çıktığı zafer turuna bakınca, çok aynı kefeye
girdiğimiz ve çok rahatlıkla elmaların ve armutların ileri günlerde
karıştırılabileceğini unutmamak gerek, biz karıştırmayız da dışarıdan
başkaları
karıştırabilir, mesela sokaktaki ABD'li anlamaz sadece kafasındaki
klişeye uydurur, yanına da 1915 Ödevi'ni koyar olur biter.
Üstelik, ortam sisli atmosfer Tezkere sonrası gibi, kafamıza mukayet
olmamız lazım bir çorap geçirilmesin...
Ne demişler:
Hava çok çuval çuval kokuyor, kafayı korumak gerekiyor...
|