
Bugüne dek hayatta özendiğim
tek adam Anthony Bourdain idi, sebebini de yazmıştım
fakat artık üç adama daha özeniyorum, ki bu üçlünün bileşimi ve hatta
dörtlünün karmasının ciddi kimlik karmaşasına ve hatta kaosuna
delalet olacağı aşikâr...
Eh, bu da modern şehirli erkeğin
yaşadığı derin kimlik bunalımının bir yansıması bir tezahürü
diye
yazıya devam eder ve olayı metroseksüellik öldü yaşasın Modern
Centilmen diye bağlarım ama bunu ikinci yazıya bırakacağım. Çünkü bu
Modern Centilmenlik hakikaten derinlemesine irdelenmesi
gereken yeni bir paradigma... Bu arada irdeleme'yi ve paradigma'yı laf
içinde
kullandığım için memnun oldum...
Evet, Anthony
Bourdain'e özenen bir adam, başka kime özenebilir değil mi? 1 numara
Ashton Kutcher!
Hayır,
Demi Moore ile birlikte ve öne eğilmişken fotoğraflarını çekip
Twitter'da paylaşabiliyor diye değil... Düşünsenize, stüdyo seyirci
önünde Premieri dahil olmak üzere bütün esprileri cinsel organının
haşmeti üzerine dönen 1 dizi yapılıyor ve kadınların çoğu da TV'de
gördüğü herşeyi gerçek sanmaktadır.
Hakikaten, daha önce hiç
seyretmemiş olmama rağmen Charlie Scheen vak'ası sonrasında meraktan
ekran başına kuruldum ve gördüm ki kadro yanlış yazılmış ''Ashton
Kutcher'ın hayali büyüklükteki cinsel
organı'' olması gerekiyormuş. Bu kadar hayalipenisfetişizmi Serdar
Turgut yazılarında bile yok.
Bilemiyorum
ama ikinci haftayı da seyrettikten sonra bana gına geldi. Yalnız,
dizide enteresan bir ayrıntı var ki, bunun üzerine yazmak için Serdar
Turgut olmaya gerek yok.
Ashton
Kutcher'ın calandırdığı karakter Walden Schmidt, 19'unda internet
sitesini satmış ve dolar milyoneri olmuş, hayatının geri kalanını
parasını harcayarak geçirecek, eski karısına malikane boyutlarında bir
evi bırakıp Malibu sahili gibi herkesin hayalini süsleyecek bir yerde
ev satın alabilen işsiz bir genç adam...
Güzel bir hayat değil mi?
Şimdi, biran için acar dizi yapımcılarımızın tıpkı Umutsuz Ev
Kadınları'nı aparttıkları gibi... Hoş bence Umutsuz
Twitter Kadınları
diye yerli bir dizi çekseler çok daha başarılı olurlardı ya neyse. Two
and Half Man'in yerlisini çekseler, traji komik bir zorluk çekerlerdi.
Düşünsenize,
Malibu sahilinin karşılığı Boğaz'da yalı olacak ve İstanbul'da malikâne
gibi bir evi de olacak, üstüne altında ultra pahalı bir otomobil...
Kaç milyon dolar?
Walden Schmidt, Galata'da kelepir diye satılan döküntü evlerden birini
bile alamaz İstanbul'da... Traji-komik değil mi?
Yeni özenmeye başladığım 2 numaralı adam Doğuş...
Hele Okan Bayülgen'de seyrettikten sonra... Müthiş cidden müthiş...
Hele ki, canlı yayına bağlanan bir kızımız Doğuş'un ''çiçekli eylemi''ne
destek verip benzer ''eylemler'' için gönüllü olmasından sonra...
Hakikaten absürdlüğün şahikasına ulaşmış memleketimiz, sosyal patlama
değil infilak beklemek gerek.
Kaldı ki, Okan
Bayülgen'in bu senin saksı masanın üzerine koyduk, ben öyle poz
verirsem bunu kullanmam lazım diye stüdyoya koyduğu saksıdaki çam
yavrusunu göstermesi misali Doğuş'u
ti'ye almak yahut eleştirmek değil niyetim; çünkü bunlar kifâyetsiz
kalacaktır, o aşmış.
Tecavüzlerden,
kadına şiddetten giriyor, halkların kardeşliği safsatasından çıkıyor,
bir toplumsal değerlerin ahlakın erozyona uğramasından dem vuruyor, bir
bütün bunlardan o kadar acılar acılar çekiyormuş, o kadar duyarlıymış
ki geceleri uyuyamıyormuş edebiyatı yapıyor...
Hiç uyuyamaması lazım bu kadar içtense, yaptığına bir ''kılıf'' buluyor
demogojiye
tüy dikiyor. Çiçek
Çocuk olmak, bir de ''sevgi dağıtmak'' istiyormuş eylemleriyle...
Biliyorsunuz
değil mi, Çiçek Çocuklar, yani ABD'deki orjinalleri Hippi'ler Batı'daki
tutucu duvarları yıktı ve yaptıkları tek gerçek devrim de cinsel
devrim, serbest aşk oldu. Yoksa Amerika hâlâ Amerika ve Fransa hâlâ
Fransa...
Şimdi, bu lafımdan dolayı eleştiren çıkacaktır ama
gel Hippi'ler gibi kömünel yaşayalım, herşey herkesin olsun,
iPhone'larınız bireysel değil ortak kullanıma açılsın, savaşmayalım
sürekli sevişelim dersen de çoğu kaçar.
Bu konularda hızlı bir
''okuma'' için Stanley Kramer'in R.P.M. (Revolutions Per Minute), Alain
Tanner'in Jonas qui aura 25 ans en l'an 2000 - 2000 yılında 25 yaşında
olacak Jonas'ını, tarihi ve gerçekçi bir bakış katması için Bernardo
Bertolucci'nin orjinali 317 dakikalık olan şahaseri, epik kızıl filmi
Novecento - 1900 ve yine Bertolucci'nin
I Sognatori'sini öneririm ama Hayâlperestler'in bizde ''Düşler,
Tutkular & Suçlar'' diye tercüme edilmesi de tamamen bir
garabetti
o da ayrı...
Çünkü Hayâlperestler ismi bütün eleştiriyi ve Bertolucci'nin
asıl mesajını içeriyordu... Fakat Bertolucci
zülfü yâre dokunmuş.
Bu 68 olayları ve 68 kuşağı, hippiler hakkında öyle bir fetişist sol
baskı vardır ki tüm dünyada laf ettirmezler.
Bertolucci
bile 2003'te o filmi çekebildi ama çoğu 68'li ülkemizde de gördüğümüz
üzre Maoculuktan kapitalist derebeyine dönüp London Eye -Millenium
Jant- gibi oldular. Tabii bir de Jacques Seguela'şanlar var.
Bakın görüyor musunuz, bir Doğuş'tan nerelere geldik. Bir Doğuş olmak
kolay değil, keşke olabilsem!
Fakat bu dimağ darlığı ile namümkün heyhat!
Bir de Ömer Çelâkıl... Özendiğim üçüncü şahıs...
Yorum yapmıyor okuyucunun zekâsına bırakıyorum...
Ps:
Öğretmenler Günü vesilesiyle Van'da,
Erciş'te hayatlarını kaybeden çoğu çiçeği burnunda 75 öğretmenin
anısı önünde eğiliyorum... Ruhları şâd olsun...
24 Kasım
2011 Olmayan 24 Kasım 2011
|