Poetik Metin CengizMetin Cengiz'in yazısı
Metin Cengiz'in köşesi
Güncel ve zihin açıcı yazılarıyla da Konumankeni.com'a değer katan edebiyatımızın güçlü kalemi şair ve yazar Metin Cengiz'in, bu kez Mühür dergisindeki Manifestolar soruşturması için kaleme aldığı yazısını sunuyoruz... 

Şairlerin dünyayla kendi karşılaşmalarından doğan ve tamamen öznel olan yaşamsal deneyimin farklı şiirlere yol açacağına ve bu doğrultuda poetikalar (şiirseller), düşünceler üretileceğine elbette inanmamız gerekli.                              Bookmark and Share

Bu dünya durdukça gündeme gelecek olan zorunlu bir gerçeklik.

Buna bağlı olarak genelde sanata özelde şiire ilişkin her zaman düşünce belirtileceğine, şiirin neliğine dair araştırmalar, tartışmalar yapılacağına, hatta belki bizim hiç bilmediğimiz yaklaşımlar getirileceğine inanırım. Bu her zaman olacak bir şey. Şaşırtıcı da değil. Ama manifestoya gelince iş değişir.

Manifesto (bildirge) öznel yaşamsal alandan yola çıkılarak çerçevesi çizilebilecek poetik bir olay değildir. Manifesto, yaşamsal, düşünsel değişime, dönüşüme zorlayan toplumsal çalkantılara, alt üst oluşlara denk düşen, şiirde başlasa da çağrısı ve getirdiği bakış açısıyla sanatın diğer dallarını da etkileyen ve hatta çıktığı toprakların dışında da yankı bulan düşünsel bir deklarasyondur.

Bizim sözlüklerde manifesto karşısındaki bildiri, bildirge, yazılı açıklama ibareleri kavramın içeriğini boşaltıyor. Oysa kavram Fransızca herhangi bir sözlükte bir erk sahibinin, bir parti başkanının, kimlik sahibi bir grubun, geçmişle hesaplaşan ve gelecekte neler yapılması gerektiğine dair yaptığı yazılı açıklama olarak verilir.

Bu da manifesto kavramına bir önem kazandırır ki, her yazılana manifesto diye bakılmasın.

Ha bir de gemilerde gemi yükünü oluşturan koli ve ticari malların detaylı ve tam listesine de denir ki, son zamanlarda şiirin nasıl yazılması gerektiğine dair böyle manifestolar hatta böyle listeler karşımıza çıkmıyor değil.

Oysa manifesto dönemin toplumsal değişim dönüşümüne bir cevap olarak yazılır.

Şiirin daha çok içeriği ile ilgilidir. Estetik düzey zemininde tartışır toplumsal olayları.

Günümüzde ise böyle bir duruma rastlamıyoruz. Kapitalizmin iyice yerleşmesinden, küreselleşme adı altında ve daha yeni, ileri araçlarla sömürgeleştirmesinden başka bir değişime rastlamıyoruz. Sömürgeleştirme ise ben doğduğum günden bu yana olagelen bir şey. Ben doğmadan önce de vardı, öldükten sonra da olacak. Kapitalizmin varlığıyla, şafağı ve alacakaranlığı (kimileri içinde bulunduğumuz dönemi öyle addediyor) ile ilgili bir şey.

Kısaca günümüzde Ahmet Oktay’ın da bir vesileyle bir yazısında belirttiği gibi manifesto yazdıracak toplumsal köklü bir alt üst oluş yok. Yazılanlar manifesto sahiplerinin şiire bakışlarıyla sınırlı, o kadar. Düşünsenize, şiir ancak özgür olduğunda soluk alıp verirken, onu adına manifesto denilen bir işkence aletine sıkıştırmak, şiire ne kazandırır? İsteyen şiirini istediği matrise sığdırsın. Bu öznel bir şey. Kimse de karışmaz ve karışma hakkına sahip değildir. Ama aynı şeyi başkalarına bir zorunlulukmuş gibi sunmak, akıl alacak bir şey değil.

Manifesto diye yazılanlara baktığımızda, öznel şiir anlayışına meşru kalıplar bulmaktan başka bir niteliklerinin olmadığı da görülüyor. Bir anlayışa çağrı olmaktan, bir toplu duruşa, ideolojik bakışa cevap olmaktan fersah fersah uzaklar.

Kısaca manifesto yazmak anlamsızlaşmıştır, ancak ve ancak reklâma dönük amaçlar için veya gürültülü bir ben varım gösterisi için kullanılabilir, nitekim manifesto sahibi olmak övünç meselesi yapılıyor artık.

Denecek ki her şairin bir manifesto sahibi olmasında ne beis var? Herhangi bir sakıncası yok. Hatta benim bir önerim var. Manifesto sahibi olmak isteyen “benim manifestom” adı altında yayınlarsa, gereksiz tartışmalara da yol açmaz. Manifesto sahibi olmanın gururunu da yaşamış olur. Ayrıca manifesto yazmanın sayısız yararları da var. Poetik bilinci geliştirir, şairini düşünmeye, okumaya yönlendirir. Ama işte bu yazılara manifesto denmez. Manifesto daha kapsamlı ve düşünsel bir çağrı.

Özetle, bugün bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de manifestolarla çıkışın bir anlam ifade edebileceğine inanmıyorum. Manifestonun dünyayı etkileyecek biçimde toplumsal çalkantılar, değişim dönüşümlerle ilgili olduğu düşünülürse, manifestolar döneminin kapandığı da açıkça görülür.

Bu yazıyı şöyle bir soruyla bitirmek istiyorum: ülkemizde şu son yıllarda en az beş altı manifesto yazıldı. Neden gerek görüldü? Neden aynı olguya şiirsel düşüncenin daha gelişmiş olduğu ülkelerde rastlamıyoruz?

(Dikkat edin, şiirden söz etmiyorum, şiirbiliminden söz ediyorum! Hemen ''Metin Cengiz şiirimizin zayıf olduğunu kast ediyor,'' denmesin. Şiirin güçlü, yaygın bir sanat olup olmadığı başka, şiirbilimin gelişmiş olup olmadığı başka.)

METİN CENGİZ ARŞİVİ:
* Alkol üzerine aforizmalar
* İlhan Berk Buluşması üzerine: şairlerin söz söyleme kavgası
* 1923-53 Dönemine Kısa Bir Bakış
* Beylik
* Marketler üzerine çeşitlemeler ve şiir
* Birlikte yaşamak-4: Kılavuz kim?
* Birlikte yaşamak-3: Ölümün pençesinde Dünya ve Şiir
* Birlikte yaşamak-2
* Birlikte yaşamak

KonuMankeni.com... Post-modern dünyamıza dair günlük İnternet dergisi... Tunç Özgörener'in multisportif gayet kültürel yazılarından, Anıl Çırpan'ın renkli dünyasına, Batya Ruso Galanti'nin İsrail'den mektuplarından şair ve yazar Metin Cengiz ile Osman Çakmakçı'ya... Basketboldan Sanata... Air Jordan'dan Hou Hanru'ya... Angelina Jolie'den Harry Potter'a... Futboldan Formula'ya, Lingerie Football'dan Fransa Bisiklet Turu'na... Dünya medyasından orijinal haberler, 3. sayfa güzeli Kültür ve sanat olayları, Kültür ve Sanat haberleri, vizyondaki filmler, tiyatrolar, sergiler, konserler Tarihe dair popüler ve antik bilgiler, belgeler, haberler, Alman Subayı Karl Von Kübel'in köşesi Yabancı ve Yerli Magazin haberleri, dedikodular Teknoloji ve bilim dünyası İnternet derginiz Konu Mankeni'ni kullanma kılavuzu ve bize ulaşma yöntemleri üzerine açıklayıcı, bilgilendirici ve dahi aydınlatıcı vs vs vs bir bölüm