Tanjevic,
tiyatroyu bitirdi
Ben de takımımda
salakları, malakları, moronları, beyin yerine su saati taşıyanları,
şapşal ve avanakları görmek istiyorum. ''Dogman''ler istiyorum... Tıpkı
Galatasaray'ın kızları gibi.
En nihayetinde
tiyatro daha doğrusu Vodvil, fars, Comédie-Française ne derseniz deyin
sona erdi. Gerçekler konuşulmaya başladı.
Bendeniz, Sırbistan'daki şampiyonadan bu yana daha da sert fikirlere ve
sözlere sahibim; defaten eski Star gazetesinde (şimdi ki ile alâkası
yoktur yahut alâkası sadece isim ve logodur neyse) köşemde ardından
Megabasket.net, Ultraspor.com'daki yorumlarımda hep yazdım. Fasit daire
gibi yazmış idim ama en sonunda bakla ağızdan çıktı...
Tanjevic, gayet veciz ifadelerle ''Milli Takım’daki diğer oyuncular
hayvan mı ki parkede ciğerleri patlayana kadar mücadele edip, canla
başla savaşıyorlar?'' dedi ve Mehmet Okur ile âlakasını kesti.
Sahtekârlığa gerek yok; 3-5 tane familiyahınçal ne der, ne yazar diye
endişe etmeye de; sonuç kötü olursa bak gördünüz mü diye arkamızdan tef
çalarlar diye korkmaya da mahal yok.
Mehmet Okur'u Salt Lake City Local Hero olarak heykelini diksinler, her
sene All-Star'a yaldızlı İlk 5'e çağırsınlar, adını Goblin Valley'de
bir yerlere versinler...
Hepsiyle gurur duyar, mutlu olur, takdir ederiz, alkışlarız...
Her maç Jazz'ı muzaffer kılsın, her maç en az 28 sayı, 19 ribaunt, 2
asistle oynasın. Fakat Milli Takım'a gelmesin, gerek yok, ne kendisini
yorsun, ne bizi üzsün. Çünkü geldiğinde de istekli gelmiyor, lütfen
buyur ediyor yahut da aman vatan hizmetinden kaçtı demesinler diye zor
ile geliyor.
Tamam, Coach doğrudur yanlıştır, tercihleri tartışılabilir. Tanjevic'i
sevmiyordur, beğenmiyordur, Phil Jackson'ı istiyordur; takım otobüsüyle
değil tahtıralimuzinvan ile gitmeyi kendisine yakıştırıyordur; o yüzden
bozulup geçen yaz elemeler için antrenman yapan arkadaşlarının bir
antrenmanına dâhi gidip en azından 1 kilo baklava götürmemiş, onlara
destek vermemiştir, her türlü kendisine özel sebebi olabilir. Haklıdır
da belki.
Gidip bir köşede kıstırıp Tanjevic'i döve de bilir yahut küsüp bana ne
bana ne diye bir köşeye çekilip dudak da büzebilir.
Kendisi sakattır, bu sakatlık daha önce olduğu gibi ABD'den Türkiye'ye
seyahat etmek için her uçağa binişinde nüks edebilir.
Yine de, internette her şey bulunabiliyor; o vakit aylar öncesinden
Utah Jazz yönetiminin elemelerde uf olabileceği ihtimaline karşı Milli
takım'a gitmesin diye rapor peşinde koştukları Salt Lake gazetelerinde
çıkmayacak ki sakatlığı inandırıcı olabilsin.
Tabii ki, orada çok para kazanıyor ve bunu korumak zorunda bunu da
tartışmıyoruz. Dolayısıyla sakatlanma riski var; 100 maç oyunuyor
yoruluyor bir de Milli Takım kampına mı gelecek tatil yapmak varken
doğrudur gezsin tozsun hakkıdır.
Tony Parker salaktır, Andrei Kirilenko malaktır, Pau Gasol ve kardeşi
morondur, Dirk Nowitzki beyin yerine su saati taşımaktadır. Kobe,
LeBron ve diğerleri şapşal ile avanaklardır...
Dolayısıyla, ben de takımımda salakları, malakları, moronları, beyin
yerine su saati taşıyanları, şapşal ve avanakları görmek istiyorum.
Kazanırlar, kaybederler mühim değil çıksınlar ''Dogman'' gibi
koşsunlar, ellerinden geleni yapsınlar, üzerlerinde taşıdıkları Ay
Yıldız'ın hakkını versinler yeter.
Tıpkı Galatasaraylı kızların Dinamo Kursk maçının ikinci devresindeki
oyunları gibi... Uzun zamandır her top için böyle bir savaş, böyle bir
arzu, böyle bir inat görmemiştim, 15 fark yapamayabilirlerdi,
2 tane fazladan üçlük yiyebilirlerdi ama finale çıkamasaydılar da
ayakta alkışı hakketmişlerdi. Coach Okan Çevik'i de ayrıca kutluyorum.
(*)
Gerisi gönüller şen olsun... Uzaktan gurur duyalım...
(*) Tamam kız basketbolu yazmama kararım sürüyor ama bunu da yazmazsam
maçta onları alkışladığım ellerime ihanet etmiş olurum...
|