Bazen, biz neden böyleyiz diye
düşünüyorum...
Hayır, eskiden 1 tane Ali Kemal varmış, şimdi hangi
televizyon kanalına baksan çıkan, sürekli kanal kanal gezip 7/24
konuşan ve bunu fikir özgürlüğü, demokrasi kisvesi altında yapan bir
Ali Kemal'cik sürüsü var ama onlar değil bahsim.
Memleket, At
Martini de bre Hasan Dağlar İnlesin'e döndü; hoş, zaten türkü de yanlış
söyleniyor Hasan'ın Debreli olduğu sanılıyor, dahası Martini de içki
markasının gizli reklamı sanılıp yakında yasaklanabilir o da ayrı
mesele... Yok bu da değil, bunu gelecek yazıya bırakıyorum...

Günlerdir
derdim şu:
Hakikaten
ne biçim memleketiz, hem kompleks denizinde yüzeriz, hem de
başarımızı kutlamayı bilmeyiz.
Biz, herhangi bir branşta kaç defa Avrupa Şampiyonu olduk?
Her gün Altın altın gümüş gümüş mü alıyoruz?
Neden aramızdan birisi iyi bir şey yapınca diğeri çekemez, limon sıkmak
ister, Ertan'lık
eder, neden çocuk yaşta alıp getirdiğimiz kızları da sonunda kendimize
benzetiriz?
İşi %70 bittiği ve bu yaştan sonra en iyi parayı alacağı yer olduğu
için ''Avrupa'nın en büyük kulüplerinden birine geldim'' yalanını
söyleyen 33 yaşındaki Avrupalı'yı karşılamak için havaalanı yıkılır,
imza töreninde stadyum maç gibi dolar...
Bütün tarihin boyunca Ruhi Sarıalp'in kendi olanaklarıyla aldığı biri
1948 Olimpiyat, diğeri 1950 Avrupa bronzuna sahip bir ülkenin nadan
evlatları olarak karşılamaya gitmezsin.
Hadi de ki, Alemitu Bekele ve Elvan Abeylegesse, ''Devşirme'',
''Etiyopyalı''... (Bak, antrenörü Assolist Alemitu'yu önce yazdım neon
tabelaya) Yanlış ama
de ki öyle...
Nevin'e bir Yanıt'ın var mı?!
Öyle müessese takımından da değil Fenerbahçeli... Kızı ayağına getirip
kulüp merkezinde sponsorlarının tabelasını arkaya koyup basın
toplantısı yaptırmayı biliyorsunuz da neden havaalanını yıkmıyor
Fenerbahçe taraftarları?
Yoksa inanamadılar mı, hani sevinmekte tereddüt mü gösteriyorlar, şimdi
şampiyon olduk diye seviniriz sonra yalan çıkar ne olur
ne olmaz diye?!
Asfalta dizdirdiği kamyon lastiklerinden üzerinden sıçraya sıçraya,
Mersin'de çalmadık kapı bırakmayarak, insanları bıktırıp kendisiyle
ilgilenmeye mecbur bırakan, kendini zorla atlet yapan bir kızın
üzerinde gerçek emeğiniz sayıyla 0, yazıyla sıfır...
Hiç olmazsa yıksaydınız havalanını, omuzlara alsaydınız, şampiyon yap
bizi Nevin diye tezahürat yapsaydınız!
Hadi
kimse, aile arkadaş dışında karşılamaya tenezzül etmedi...
Peki, Federasyona, Elvan Abeylegesse'nin bağlı bulunduğu müessese
takımına ne demeli?!
Fabrikadan işçileri getirseydiniz ya 3-5 otobüsle Efes Pilsen'in
yaptığı gibi, yığsaydınız havaalanına... Yahut zor mudur üstü açık bir
araba kiralamak, otobüsün üzerinde 35 kilo minnacık görünmez, uçar
filan diye endişe ettiyseniz, üstü açık otomobille şehir turu
attırsaydınız kıza...
Federasyon ne yaptı? Koca bir sıfır...
Mehmet Terzi, efsanedir, çocukluğumuzun efsanesidir, büyük kahramandır,
cidden öyledir. Mehmet Yurdadön ile ikisi unutulmazdır. Bugünkü gençler
çocuklar için bir şey ifade etmeyebilirler, Wiki'de 3-5 satır kadar
sanabilirler ama öyle değildir.
Peki nedir onu Mehmet Terzi yapan, 2 (iki) Balkan Oyunları
Şampiyonluğu!
Evet, bugün ben dahi Balkan Oyunları var mı yok mu, yapılıyor mu
bilmiyorum ama o dönem büyük başarıydı.
O yüzden bütün o çarık gibi ayakkabılarla, yokluklarla, karnını zor
doyurarak, modern antrenman teknikleri, Yaşam ve Ruh Coachları (Araya
reklam: Valla, varmış gelecek yazıya At Martini!) olmadan, sponsorsuz
deli danalar
gibi koşmanın mânâsını en iyi bilenlerdendir Mehmet Terzi...
O yüzden çocukluğumuzun efsanesinin, Fedarasyon Başkanlığı titrini bir
yana bırakmasını, bir omuzuna Elvan'ı, diğerine Alemitu'yu sırtına da
Nevin'i alıp tura çıkartmasını beklerdim.
Gelelim, Ertan Hatipoğlu'na nedir o söylediklerin yarışı ben de
Eurosport'tan seyrettim, Portekizliler ile Elvan anlaşmış da falan
filan... Bu kızcağız, Etiyopyalıların kumpasına, makasına gelirken
antrenörü sendin, dünya âlem biliyordu bunun yaşanacağını, kızın ailesi
bile tehdit edilmişti, neden taktik geliştirmedin de madalyamız hebâ
oldu, bizim gibi yarışı sen de seyrettin, şimdi Enka'dan gönderdiler,
Elvan yabancı antrenörle çalışıyor diye mi bu laflar...
Aslında anlayana, anlayabilene en güzel cevabı 35 kiloluk sevimli
tavşan verdi, ''Kırmızı Beyaz eşorfmanla yarışıyorum, Ne Mutlu Türküm
diyene...''
Daha da hazini şu ki, 6 Ağustos'ta Alemitu Bekele, Meseret Defar'ın
Stockholm'deki Deamond League'deki 5000 rekor denemesinde koşacakmış.
Gerçi resmi Entry List'te yok ama Radikal'de 4 Ağustos'ta çıkan
röportajında övünerek bunu söylüyor. Ertan Hatipoğlu da antrenörü
olarak övünerek gidecektir muhtemelen...
Peki, Flash-back yapalım hafıza tazeleyelim, 2004 Atina Olimpiyatı
öncesinde Elvan Abeylegesse 5000 Dünya Rekoru kırmıştı... Atina'da
Etiyopyalılar yarış öncesi ailesine yaptıkları, hatta rehin alındıkları
bile iddia edilmişti ve yarış içinde alenen tehditkâr hareketleriyle
12. olmuştu.
Atina'daki 5000 yarışında altını kim almıştı Meseret Defar...
3000 civarında yaptığı hareketle ve sürekli ''anlayacağı dilden''
konuşarak bütün dünyanın gözü önünde Elvan'ı tehdit eden Meseret
Defar...
Şimdi, yakışır mı bir Türk atletine Meseret'in rekor denemesine figüran
olmak...
Koşmasa
bile bunu bir övünme vesilesi olarak, ''Rekor denemelerinde büyük
atletler başka büyük atlet istemez ama beni kabul etti, teşekkür
ediyorum'' demesi şık mıdır?
Ertan Hatipoğlu, 10 bin yarışı
için Erman Toroğlu'nu çağırıp yavaş çekim seyrettirmek isteyeceğine
2004 Atina'yı tekrar tekrar seyretsin, sonra da Stockholm'e gitsin...
Üstelik, ne kadar güzel anlaşma ki Portekizli gümüş madalyasını da
Elvan'a sattı herhalde...
Sara Moreira finiş çizgisini geçince kollarını açıp sevindi değil mi,
14:54.71 hayatta yaptığı en iyi dereceydi...
14:52.20 de Alemitu Bekele'nin 14:46.44'lik Avrupa Salon Rekoru
dışındaki en iyi açıkhava derecesiydi.
14:31.52...
Kariyer değil bu sezon Elvan'ın yaptığı en iyi dereceydi. Midesinden
kanama geçirecek kadar hasta olmasına rağmen bunu deklare etmeden
benden madalya bekliyorlar diye piste çıkan Elvan, normalini
koşabilseydi Ertan Hatipoğlu'nun seyredeceği yarış farklı olurdu. Biraz
basiret, biraz
basiret!
Son söz Nevin'den gelsin, Elvan'ın söylediklerini anlayamayanlara,
Kopkoplaşanlara...
''Çöplükler kendilerini vazgeçilmez sananlarla doludur''...
|