Yenildik
ama ezilmedik! Skorboard'daki 32 farkı, son sürat gelip üstümüzden
attıkları smaçları, nereden ve nasıl geçtiklerini ancak slow-motion
tekrarda görebildiğimiz enstantaneleri saymazsak... Macao'daki
''gösteri'' maçında ABD karşısında, ancak 1 buçuk periyotluk canım
cicim dakikalarında basketbol oynayabildik. Ondan sonrası facia
idi ve seyrettiklerinden Dwayne Wade öyle hopladı, LeBron James böyle
dunkladı diye zevk almak için ya Macao'lu Çinli, ya ABD'li yahut da
mazoşist olmak gerekiyordu! Üçü de olmadığım için zevk alamadım!
Eminim ki, hiçbir Yunanlı iki buçuk periyot boyunca olup bitenler kendi başına gelse eğlenmez(di).
Tamam,
ABD'ye 2004'ten sonra 2008 Olimpiyatı öncesinde ''antrenman verme''mizi
gurur vesilesi sayıp, hani unvan maçına çıkacak ağır sikletin çalıştığı
kum torbasına dönmemize aldırmadan NBA yıldızlarını ağızları
kulaklarında izleyenler olabilir...
But (fakat) bunun ''Milli'' bir maç olduğunu da unutmamak gerek değil mi ama!
Tepesinden içine vurulan benim Ay Yıldızlı ''Milli'' formamı taşıyor. O kadar da eğlenceli bulmamak lazım olup biteni.
MAÇIN ARTILARI
Elbette,
hazırlık döneminin orta yerinde fiziksel bir zafiyet içerisindeydik ve
bu da bir süre sonra, özellikle de savunmada iyicene ortaya çıktı.
Fakat oraya kadar gayet iyiydik. Pilimiz bittikten sonra da ara ara
varolabildik. Fizik ve kimya olarak daha hazır bir dönemde oynasak
32'lik olmazdık.
Hidayet Türkoğlu ve Ömer Âşık'ın olmaması,
tabii ki büyük bir handikap idi. NBA'e yeni draft edilmiş ve kendisini
göstermek isteyecek ateşli bir Ömer'in yokluğu pota altında çok
hissedildi.
Bunun da ötesinde, bu maçı boşverin ama Kerem Gönlüm
ile Semih Erden arasında bir iletişim bozukluğu var. Uyumsuz bir
çiftler ve Ömer'in eleme maçlarına yetişmemesi başımızı çok
ağrıtabilir. Yetişse bile tam randıman veremeyebilir. Dolayısıyla, bu
ikilinin birbiriyle senkronize çalışmasını sağlamak hayati önem taşıyor.
Benim
için maçın en büyük hayalkırıklığı Ersan İlyasova'ydı. Bir türlü hayal
edilen Ersan olamıyor, bu maçta büyük bir sıçrama yapmasını bekliyordum
ama yine kendi çıtasının, olması gereken yüksekliğin altında kaldı.
Buraya kadar sanırım bir + göremediniz. Doğru...
''Lideri''
yani Hido olmadan oynamalarına ve skor opsiyonları kısıtlanmış olmasına
rağmen yine de ilk 1 buçuk periyotta hücum organizasyonunda ve daha
sonra da ara ara savunmada iyiydiler fakat çok çabuk kırıldılar, fazla
direnç gösteremediler. İkinci periyot ortasından itibaren giderek
ağırlaşan, fiziksel üstünlükle de bunaltıcı hale gelen ABD baskısına
karşı dayanamadılar.
Tanjevic'in sıkı bir zone savunma denemesi,
yaptırmaması ise, bence bu maç için iyi oldu. Birebir başetmeye
çalışmak faydalı oldu. Yine de çoğu kez yıldırım gibi potamıza gelen
ABD'lilere yetişemediğimiz için sete set savunmayı da pek
yapamadığımızı söylemek gerek.
Maçın tek sevindirici yanı ise
Cenk Akyol'du. ''NBA'e darft edilmiş yıldız'' havasından çıkıp
yetenekleri ölçüsünde oynarsa neler yapabileceğini, ne kadar parlak
olabileceğini gösterdi ki, zaten son 1-2 sezondur kendisinden de
beklenen buydu.
KEREM'İ RAHAT BIRAKALIM...
O'nu sona
bıraktım. Kerem Tunçeri'yi... Galatasaray altyapısından beri tanırım ve
severim, basketbol hayatının en büyük hatası Efes Pilsen'e gitmekti.
Orada köreldi, elini korkak alıştırdı, insiyatif alamaz hale geldi...
Beşiktaş'a gidip kendini bulamasaydı bugün ne Real Madrid'de oynamış,
ne de şimdi Rusya'ya transfer olmuştu. Beşiktaş'ta geçirdiği müthiş
sezonu Efes maçında -bence kasıtlı yapılmış bir hareketle-
ayakbileğinden sakatlanarak kapatmasaydı, Japonya'daki Dünya
Şampiyonası'nda bizi altıncılıktan yukarıya taşıyabilirdi pekâla...
Çünkü hapishanesinden kurtulmuştu.
Eski defterleri açmanın
mânası yok. Geçen Avrupa Şampiyonası'nda yokluğu hele de Real Madrid'de
oynarken alınmamış olması çok tartışılmıştı. ABD maçındaki mükemmel
performansından sonra mutlaka ve mutlaka birileri çıkacak ve ''bakın
gördünüz mü İspanya'da Kerem olsaydı böyle olmazdı'' diye vıdı vıdı
edecektir.
Biliyorum, çok balık hafızalı bir toplumuz, hem de
her konuda... O yüzden, biraz arşiv karıştırıp 2002 İndianapolis Dünya,
2003 İsveç Avrupa ve 2005 Sırbistan Avrupa şampiyonlarından sonra Kerem
Tunçeri hakkında yazılıp söylenenleri hatırlayınız... Yerden yere
vurulduğu, psikolojisinin bozulduğu günleri unutmayalım.
Bırakalım,
giderek olgunlaşan basketbolunu sergilesin, hatta Galatasaray'ın
altyapısındayken seyredeni mest ettiği gibi, Beşiktaş'ta oynadığı gibi
Milli Takım'da da oynasın. Bunu en çok o istiyordur ve yapacağına da
inanıyorum.
|