Aslında
şak-şaklar, övgüler ve allame-i cihânların gürültüsü dindikten sonra
konuşacaktım ama... Araya başka şeyler girmeden sıcağı sıcağına servis
edeyim dedim... Hem Beşiktaş, hem Galatasaray; hem basketbol, hem
futbol... Ne demişler ''Köpekler istedi diye Atlar ölmez''...
Dürüllülü
Mustafa, yine ''İçimizdeki İrlandalılar''a rağmen yapacağını yaptı.
Nerede ne zaman takıldı bu lakap hatırlamadığım için şöyle bir tarama
yaptım sanal âlemde; pek eğlenceli bir gezinti oldu. Yurdumun insanın
portresini Mustafa Denizli yorumlarından görebilirsiniz. Pekçok neden
sonuç da çıkartabilirsiniz. ''Dürüllülü Mustafa'yı istemiyoruz'' diye
pankart açıp sonra da ''Mustafa Denizli şampiyon yap bizi'' diye
bağırılmasından bile memleket üzerine karakter analizi yapılabilir
pekâla... Ekşi Sözlük'teki maddesine bile bakmanız gülme krizine
girmenize yahut da benzer yorumları vakt-i zamanında yapmış olmanızdan
dolayı utanmanıza neden olabilir.
Kalkıp ciddi ciddi Ertuğrul
Sağlam ile Mustafa Denizli arasında kıyas yapmak için vakit harcayanlar
var. Sandalla Transatlantik'i karşılaştırmak gibi akıllara zarar bir
durum var ama ''analiz'' yapıp bir ekran döşenebiliyor. Terlik kavgası
ile İbrahim Üzülmez'e yapılan kaptanlık pazubantını takma jesti
arasındaki ''nüans''tır kayıkçı ile transatlantik kaptanı arasındaki
fark...
Hani eskiden kahvehane yorumları vardı, her masa da en
az 4 Teknik Direktör sürekli okeye döner ve aralarında kavga ederlerdi
3-5-2'yi hangisi daha önce icat etmişti diye; artık, teknoloji
ilerledi, devir değişti inkişaf eden genç nesiller, Football Manager
oynayıp forumlarda fikir beyânında bulunuyor, bir de bilgisayar oyunu
ile sahadaki futbolu karıştırmasalar ne güzel olacak ama sanal
gerçeklik işte...
Aslında doğal, her kanalda saatlerce futbol
geyiğinin çevrildiği, seyredilmek ve reyting uğruna için en abuk
lafların edildiği, önceden senaryolanmış kavgaların edildiği, İddaa
programlarıyla hikmeti kendinden menkul, futbolun sadece kağıt
üzerindeki istatistiklerden ibaret olduğunu sanan Uruguay liginden
Zanzibar kupasına kadar yorum (!) yapabilenlerin olduğu memlekette
çarpık futbollaşma olmasını yadırgamamak gerek.
Adamın,
kariyerindeki başarıları altalta koysanız çoğunun hayalinin ötesine
geçer. Sevilmemesinde değilim; kibirli olabilir, ukala olabilir,
baldırı çıplakların arasında kont gibi durup tepki çekebilir,
kıskanılabilir. Fakat takdir edilmesi gerekiyor.
Takdir
edilmemesi, işte, memleketin hâl-i pür melalinin göstergesidir. Hani
fıkra vardır ya Cehennemde neden bunların başında zangoç yok diye, biri
kafasını çıkarttı mı diğerleri zaten aşağıya çekiyor.
Dün medyada ''Dürüllülü'' adını takanlar, bügün övgüler düzerler.
Dün
Lucescu geldiğinde ''Çingene, köylü'' diye yazanların birini çevirip
sorun kaç dil biliyorsun diye... Çoğu dilini yutmak dışında cevap
veremez ama 6-7 dil bilen Lucescu'nun kendisinin yazdıklarını okuya
okuya futbolu öğrendiğini söyleyeni bile çıkar merak etmeyin...
Lucescu'ya yapılan ne ise Mustafa Denizli'ye yapılan da odur, Fatih
Terim'e yapılan da budur.
Derler ya ''Laf eden taş olur'' diye hakikaten ''Laf eden Taş olur!''
Şimdi, ettim ama olmadım diye mail atan çıkarsa...
Geçelim,
Beşiktaş'a... Takdir ettim, muhteşem bir kutlama yaptılar, taraftar
organizasyonu, stadyum organizasyonu hepsi harikaydı. Bir tek kuşsütü
eksik kaldı. Seyrederken düşündüm... Galatasaray'la arada kaç fark var
diye... Ne yapılmıştı geçen sezon kafeste Aslan gezdirilen derme çatma
bir maç sonrası kutlaması sonra da taraftara parayla SuAda'da parti
verilmişti. Galatasaray Adası'nın adına bile çıkılmıyor; yaz geldi yine
okuyacağız medyada SuAda ismini, sanki bodrumda beach... İşletmecinin
ne kabahati var vermişsin, uzatmışsın sözleşmeyi.
Sonra baktım
Dolmabahçe'ye, çocukluğumuzda maçlara oraya giderdik, tahta sıraların
üzerinde oturulurdu, hatta bir derbide o tahta sıralardan birinin
yakılıp Gazhane tarafındaki Açık'tan numaralıya atıldığını kafamızın
üzerinden geçtiğini de hatırlarım...
O günlerden bugünkü
stadyuma geldiler, şimdi tekrar bununla yetinmeyip daha modernini daha
büyüğünü yapacaklar. Fenerbahçe'nin stadyumunu söylemeye zaten gerek
yok, bir de Nuh-u nebî'den kalma, gecekondu gibi Ali Sami Yen'e bak;
neydi o Fenerbahçe derbisinde Kapalı'nın önündeki çatı çökme tehlikesi
atlatıyor, Federasyon da insan sağlığı açısından kapatma kararı
veriyor... Milletin 3 tesis iki salon yaptığı vakitte, Galatasaray'da
inşaatın önünde işçi eylemleri yapıldı...
Nereden baksan kötü
bir idare var yıllardır. Bir de o kötü idarelerin üzerini örten
başarılar... Geçen sene Feldkamp gitmiş; iki-üç oyuncunun takımı
toparlaması Cevat Güler Hoca'nın belagatı ile şampiyon olmuşsun, ilk
icraatın onları refuze etmek, başarısız Alman'ı getirmek, baştan
getirmemen gereken adamı, göndermekte geç kalmak, sonra Hagi yerine
Bülent Korkmaz'ı getirip arenada Aslanların önüne atmak, kendi evlâdını
harcamak, geçen sene gönderdiğin tekaüt Alman'ı danışman diye çağırmak,
gelecek sene için kaç yıldır evinde oturan birinin kalbi hasta birinin
peşine düşmek...
Saymakla bitmez ama bazı şeyler hata ve yanlıştan öteye ayıp
kapsamındadır.
Saymakla bitmez ama bazı şeyler hata ve yanlıştan öteye ayıp
kapsamındadır.
Basketbolda
Efes maçına belli bir niyetle gelen 3-5 ''taraftar''ın Coach Koray
Mincinozlu'yu sürekli taciz edip saldırması, onun da dayanamayıp
tribündekilerle münakaşa etmek zorunda kalması koca bir ayıptır!
O
taraftarın eski Coach Murat Özyer'e hangi büyük başarıdan, hangi
kupadan dolayı ''İmparator'' diye bağırdıklarını anlamam da... Pekçok
antrenör ve oyuncu yetiştirmiş olan Koray Mincinozlu'nun fakr-u
zaruretler içinde ve her vazifeye çağrıldığında bu kulübe yaptığı
hizmetlerin %10'unu yapmamış olanların paye sahibi olmasını da içime
sindirmem münkün değil!
Ona da sezon başından beri, hatta son
2-3 sezonda refah içinde yapılan hatalara da, Erman Kunter vak'asına da
gelecek yazılarda değineceğim ama, Koray Minciozlu'ya orada mevcut
yöneticinin de, takımın kaptanının sahip çıkmamış olması Galatasaray
ananelerine aykırıdır. Baba Özer rahmet istedi yine!
Anlayan
ne demek istediğimi anlar. Anlamayana da Galatasaray kulübünün
gelenekleri, örf ve âdeti üzerine kurs açılması gerekir. Ahte vefâyı
geçtik, büyüğe saygı da kalmamış demek ki.
Yazık!
1 Haziran 2009
|