
Bir şeye iki tarafından da bakabilirsiniz, bardaktaki su ve dolu ile
boş kardeşler... Yahut da daha çok gizem ve atraksiyon katmak için
''İyi ile Kötü'nün amansız savaşı''... Dolayısıyla Galatasaray'ın
Kocaeli'ni 4-1 gibi gayet net, bariz bir skorla yenmesi, hele de
takımın %50'si Sakatlar Listesi'ndeyken, hem de bu saha ve hava
koşulları altında bunu yapması karşısında başparmağınızı havaya
kaldırarak ''Dolu'' da diyebilirsiniz... Kocaelispor küme düşmemeye
oynar, bu takım karşısında bile kolay yediğimizin tasdikli vesikası
Taner Gülleri'nin golüdür der, başparmağınızı aşağı indirerek ''Boş''
da diyebilirsiniz.
Evet, zamân zamân gayet kötü bir futbol
vardı; evet, yine kolay bir gol yemeden oyuna adapte olamadık; evet,
yine ara ara ne oynadığımız, ne gibi bir sistemimizin olduğu
anlaşılamadı, Skibbe sakatlanmadıysa neden Volkan'ı alıp Alpaslan
Erdem'i soktu anlaşılamadı, harala gürele dan-dun yapıldı... Evet,
eleştirilecek çok şey var... Fakat bunları bir yana bırakalım.
Galatasaray,
çok baskılı oynuyor, ileriye yüklenmeye başladı mı rakibi boğuyor. Çift
forvetin ötesinde ortasaha ve geriden bastıran adamlar da basıncı
arttırıyor; sonuçta dalga dalga gelen Aslan'ın karşısında
herkesin dayanma şansı az.
Bu kaleye sürekli dalga dalga
yüklenen bir ordunun ablukası karşısında surları korumaya çalışmak
gibi. Bir yerde gedik veriyorlar ve çöküyorlar.
Sadece Milan
Baros ve Nonda değil, iki maçtır hayret verici derece de iyi işler
yapan Lincoln, Kewell, Sağ-Bek'ten gelen Hasan Şaş, ileri çıkan Servet
Çetin hatta Meira... Morgan De Sanctis hariç neredeyse herkes...
Buna
karşın Ağır adamlar Servet Çetin ile Meira'nın bulunduğu Üçlü Savunma
mekanizması büyük gedikler verebiliyor, kanatlardaki sorun da bariz.
Kılıçları çekip hücuma çıkarken bir sorun yok ama işin defansif yanında
kanatlar kırılgan. Yani rakip ani bir Huruç başlatıp hatlarınızı
yararsa direkt olarak karargahınıza gelip yerle bir edebilir.
Kocaeli,
bunu 1 kez yapabildi, Bellinzona 3 defa başardı... Başkasının kaç defa
yapabileceği hiç belli olmaz. Her zaman da yediğiniz golden 1 fazlasını
atamayabilirsiniz...
Galatasaray, organize işlerden çok
yetenekli ayaklarının bireysel işleri ile sonuca gidiyor. Tıkanıklığın
sebebi de bu. O yüzden Kocaeli'ni 4-1 yenmiş olmak bir güvence değil.
Tabii ki böyle de yürüyebilir ve önüne gelen bütün kaleleri eninde
sonunda düşürüp sonunda da şampiyon olabilir. Fakat bunu yapmak için
nasıl geçen sene Kalli gerekmediyse, hatta Kalli ayakbağı olduysa
Skibbe'nin durumu da pek farklı değil. Yalnız, şunu da söylemek gerek
bu kadar sakat, herkesin elini dara sokar.
Sonuçta Aslan, zayıf
avının direncini kırıp istediği sonuca ulaştı. 3 puan 4 gol gayet
tatminkâr ama 90 dakikanın sonunda bildik bir sahne vardı. Kocaeli
Teknik Direktörü Engin İpekoğlu'nun isyanı!..
Söyledikleri
edebiydi, en azından klasik değildi, ''Kurbanlık Koyun'' yaratıcı bir
benzetme ama mantalitesi aynıydı. Bana Antalyaspor ile Ali Sami Yen'de
oynadığımız Amerikan Futbolu maçında, Yalçın Ayhan'ın Servet Çetin'i
formasından çeke çeke yerde süründürmesini hakemin Cezasahasındaki
Kusurlu Hareket'lerden biri olarak kabul etmemesi üzerine yazdıklarımı
hatırlattı: Eğer, bu sahne Antalyaspor veya başka bir İstanbuldışı
takım aleyhine olsaydı, mutlaka şu beyanatı duyacaktınız: ''Anadolu
Takımları'nın hakkı yeniyor!''
Anadolu takımlarının Teknik
Direktör ve yöneticilerinin galip geldiler mi ''Anadolu Devrimi''
yenildiler mi de ''Hakkımız Yendi'' klişelerinden vazgeçmeleri
gerekiyor.
Açık gerçek şu: Kocaelispor, sabah 8'den mesai
bitimine kadar oynasak galip gelemez. Şu da var, en azından Antalya
gibi Amerikan Futbolu değil bildiğimiz futbol oynadılar, o yüzden de
tebriği hakkettiler.
Ultraspor-22
Eylül 2008
|