''Onlar
ermiş mûradına biz çıkalım kerevetine'' derler ya madalyaya giden yolun
taşlarını döşeyen bir kaç güzide isme de ben, yazının sonunda manevi
madalya vermek istiyorum...
Hep
dalga geçtiğim 80'li yılların futbolundan kalma medya klişeleri vardır:
''Yenildik ama ezilmedik'', ''Şerefli mağlubiyet''... Hayatımda ilk kez
birer klişe olarak değil, kelimenin tam anlamıyla kullanabilirim gönül
rahatlığıyla! Bugüne
dek sen-ben-bizim çocuklar dışında hakkettikleri ilgi, alaka, ihtimamı
ve verilmesi gereken değeri ne medyada ne de sokakta asla elde
edememelerine rağmen, asıl galibiyeti, ''tarihi zaferi'' ise ''Ya benim
olacaksın ya kara toprağın'' erkekerkil ülkesinde elde
ettiler. Merak ediyorum, bu zaferi coşkuyla kutlayan feministler üçlü
çekmiş midir?!? Yoksa böyle banal şeylere burun mu
kıvırmışlardır?
Maça
dönersek... Rusya, geçmişiyle, tecrübesiyle, boyu, posu, cüssesi
herşeyiyle bizden iri idi... Turnuvanın başından beri sürekli ağır
siklet boksörün karşısına çıkmış orta siklet gibiydik ama gözünü altın
bürümüş Ruslar karşısında mecalimiz kalmadı.
Yine de her türlü dezantajımıza rağmen kahramanca terimizin son
damlasına kadar çarpıştı kızlar.
Belki
teknik olarak yana yana driplinglerle değil de potaya doğru drive
ederek hücum ettiğimizde Rus savunmasını delip basketi bulduğumuzu,
durmak yerine hareket ettiğimiz ve pas trafiğini yapabildiğimiz ölçüde
doğru atışı kullanıp topu son anda potaya fırlatmak zorunda kalmadık.
Savunmada boğuşmaktan giderek hücumda kolumuzu kaldıracak, kritik
atışları sokacak gücümüz kalmadı, kas zehirlenmesi derler ya...
Dolayısıyla, bütün turnuvanın acısının çıktığı bu maçta girenin
girmeyenin hesabı olmaz. 
Şunu
da unutmamak gerek, bizim erkek basketbolcularımızın aldığı iki gümüş
de kendi taraftarımızın önünde muhteşem bir destek eşliğindeydi.
Kadınlarımız ise ''Ya
benim olacaksın ya kara toprağın'' erkekerkil
ülkesindeki mâkus kaderleri gibi kendi başlarına ve başardılar, belki
finalde 200-300 kişi vardı o kadar.
Bakın
Pazartesi gazetelerine, televizyonlarına ne yazık ki erkek futbolundaki
şike operasyonun altında ezildiler, gölgede kaldılar.
Şundan
çok değil 3-5 sene öncesine kadar kadınlar da basketbol mu oynar diye
burun kıvırılırdı; oysa daha önce de yazdığım gibi: ''Basketbolu
bilmek ayrı bir şeydir, Kadın Basketbolu'nu 'bilmek' ve yorumlamak
ayrı... Kadın Basketbolu, tamamen farklı bir paralel evrendir. Fizik,
doğa ve matematik kanunları o evrende farklı işler...''
Birsel
Vardarlı'mıza, Nevriye Yılmaz'ımıza, Ndevin Kristen Nevlin'imize, Işıl
Alben'imize, Şaziye İvegin'imize, Tuğba Palazoğlu'muza, Yasemin
Horasan'ımıza, Bahar Çağlar'ımıza, Seda Erdoğan'ımıza, Nilay Yiğit
Kartaltepe'imize, Gülşah Akkaya'ımıza, Naile İvegin'imize sonsuz
teşekkürler ediyorum. Sahada olan herşey, her güzellik onların
eseriydi...
Başta yazdığım gibi buraya kolay da gelinmedi;
yatırımlar yapıldı, vizyon ve kafalar geliştirildi, altyapılar,
üstyapılar oluşturuldu, iyi yabancılar getirildi, bir değer yaratıldı.
Bir merdivenli bir yol döşendi ve o yolun taşlarını döşeyenler var.
Belki
sadece taraftarlık bağıyla seyredenler, dışarıdan bakanlar yahut yaşı
yetmeyenler bilmeyebilir ama basketbolla yakından ilgilenler ve
camianın içindekiler bilir ki:
Eğer, bugün ''Coach''luk
profesyonel bir meslek olduysa bunu Türkiye'de yaratan, bir felsefe
katan adam Allah gani gani rahmet eylesin Aydan Siyavuş'tur...
Tıpkı bunun gibi Kadın Basketbolu'nda da taşları döşeyenleri unutmamak
gerek.
Bir yerde rekabet olmazsa orada hareket bereket de olmaz...
Eğer,
Basketbol Şubesi'nin başına bulunduğu dönemde sayın Faruk Süren'in o
güne dek görülmemiş yatırımları olmasa; o şubenin Menajeri sevgili
''Ata'' Mehmet Çetin Ataünal ağabeyim ve onun karşısında Fenerbahçe'nin
Menajeri ezeli ve ebedi rakibi-dostu ''Forty'' Murat Yosmaoğlu ağabeyim
olmasa...
Galatasaray'ın getirdiği Betsy Bailey'den itibaren
kadın basketbolunda yetişen Coachlar Zafer Kalaycıoğlu, Ekrem Memnun,
Aziz Akkaya olmasa...
Bugün o kürsünün basamağına çıkmak da mümkün olmazdı.
Dolayısıyla, o törende hiçbiri kürsüye çıkmamış olsa da... (bilemiyorum -ama hiç de
sanmıyorum- federasyon final gününe şeklen de olsa bir davet etmiş
midir) Ben, manevi olarak onlara birer madalya
takıyor, emekleri için alınlarından öpüp teşekkür ediyorum.
4 Temmuz
2011 Olmayan 4 Temmuz 2011 |