Bu konuya ikinci kez
dönmeyi hiç istemiyordum ama son olay, ne yazık ki Yenisi
gelince eskisi unutulacak bir cinai kurbân...
yazımı
doğrular nitelikte... Dolayısıyla, biraz oradan alıntı yaparak biraz da
yeni bir şeyler söylemek ihtiyacı hissettim. Çünkü, site olarak bu olay
üzerinden hit kazanamak ve magazinelleştiği, magazinelleştirildiği için
yer vermemek kararımız vardı. Tıpkı, Livaneli'nin özgürlüğüne benzer
kaygılarla bir aşamaya kadar benim yazım
dışında değimememiz gibi... Ki ben, Livaneli olayında o hiç de veciz olmayan
sözlerini
dahi koymamak taraftarıydım ama tabii ki, bir ekip sözkonusu ve onların
da editöryal görüşlerini ve o sözlerdeki genellemeye karşı tepkilerini
de şerh koymama rağmen saymak zorundayım; çünkü onlardan bazıları,
benden daha fazla Livaneli dinleyicisiydi, kafalarındaki Livaneli
portresi de çok farklıydı...
O sözler ve tavır kafalarındaki Livaneli Anıtı'nı yıktı...
Bu
bölümü de onların duygularına da tercüman olmak için koydum... Yoksa
Buda'nın bir darb-ı meseli vardır onu yazardım ama cevabi nitelik taşır
ki fazladan yer işgaline gerek yok...
Şimdi
okuyuculardan bir şey rica edeceğim. Olayın huncarca cinayet kısmını,
kimsenin böyle bir sonu hakketmeyeceği gerçeğini bir yana bırakmanızı
istiyorum. Bu konuda zaten bir konsensus var eğer normal bir
insansanız. Fakat bunun da, olayın diğer yüzlerini örtmemesi,
bakabilmemizi engellemesi gerekiyor. Yoksa olup biteni anlayıp bir ders
çıkartamayız. Dolayısıyla, olayın vahşetini unutup öyle bakalım.
Ne yazık ki, olay en başında tahmin ettiğim gibi ikinci bir ''Kumkapı
Cinayeti''
vak'asına dönüşmüş durumda...
Yine ne yazık ki, bu minvalde devam ederse şimdi çoğu kişinin
hatırlamadığı ''Satanist
Cinayet'' gibi bir kaç yıl sonra unutulmuş
olacak ve biz 5-10 yıl sonra benzer bir olayda benzer durumları
yaşayacağız.
Tartışmamız
gereken yahut artık tartışılması gereken, o kanlı sona nasıl gelindiği
ve o kanlı sondan sonra yaşanan histerik durum. Çünkü önceki benzer iki
olayda bunu yapmadık.
Medyanın ve medyayı takip eden
insanların yani toplumun bu toplu histeriden kurtulması gerekiyor.
Fakat geçen yazıda da belirttiğim gibi, ''Medyanın Amiral Gemisi''nin
anlı şanlı internet sitesinin, Ankara'da ilişkiye girdiği
sevgilisi tarafından kredi kartı borcu
uğruna öldürülen
travestinin fotoğraflarını ''Seksi pozlar'' diye çarşaf çarşaf
fotogaleri yapabildiği ve o fotogalerinin de binlerce insan tarafından
tıklanabildiği bir ortamda bu zor gibi
görünüyor.
Yahut
da Facebook'ta ''Etiler Cinayeti''nin zanlısı ve mağduru için kurulan
grupların duvarlarına yazılanların, karşılıklı atışmalardaki
tehditlerin ''Cinayet''e dahi rahmet okutacak cinsten vahşice
olabilmesi ve bütün bunlar yazılırken yan tarafta ''penis büyütücü
vakum'' ilanının durması...
Haberi veren gazetelerin internet
sitelerinde aynı sayfaya ''seks malzemesi'' ilanı alınabilmesine kadar
bir sürü garabet var ortada...
Bizim neden bu halde olduğumuzu
tartışmamız, bu ruh hâline ve sükut etmiş ahlak düzeyine nasıl
geldiğimizi düşünmemiz, kurtuluş yolu aramamız, kendimize gelmemiz
gerekiyor.
Bunları
söylerken ''Aşırı Ahlâkçı'' olduğum sanılmasın ama herşeyin de bir
ölçüsü var bizi ölçüyü kaçırdık... 3. sayfa güzeli ile öldürülmüş
travesti fotoğrafları aynı kefede değildir.
Bütün bunların yanında, mağdure ile zanlının msn
yazışmalarına kadar ortaya dökülmüş olduğuna göre başka şeyleri de
tartışmamız ve bunu yaparken de acaba ''Tutuculuk''a yahut daha
''Radikal fikirlere'' prim vermiş olur muyuz kompleksine de düşmemiz
lazım.
Ailenin ve hatta mağdurenin de durumunu, davranışlarını ve yanlışlarını
da tartışmalıyız.
En
başından beri bunu savunuyorum ama bunu söylediğin zaman ''Acılı
aile'', ''vahşi cinayet'', ''kimse bunu hakketmez'', ''zanlıyı
kollamak'' ya da ''radikallerle aynı şeyi savunmak'' gibi duvarlarla
karşılaşıp yutkunmak zorunda kalınabiliyor.
Oysa şunu sorabilmek gerekiyor. Msn yazışmalarında günlüklerinde mevcut
olduğuna göre sorabilmeliyiz...
17
yaşındaki ve ailesinin hali vakti yerinde olmadığı da aşikâr bir
gencin, sevgilisinin parasıyla suşi yemekten artık sıkılabilmiş olması
ve İstanbul'un en lüks restoran, 18 yaşından küçüklerin girmesi yasak
olan gece kulüplerine dahi banalleşti diye bakabiliyor olması tuhaf
değil mi? Herhalde harçlığıyla gitmiyor geceleri oralara...
Peki,
bu genç sevgilisinin armağan ettiği son derece lüks elbise ve
çantalarla geceleyin bu mekânlara giderken ailesi ne yapıyordu diye
sormak gerekmez mi?
Hadi saftirik olup günlüklerine
yazdıklarında uydurduğunu teenage hayali olduğunu düşünelim, peki msn
yazışmalarını ne yapacağız, gece nereye gidelim yazışması orada
geçiyor.
Eğer, sokakta kaçırıp öldürülmüş olsa, bunları tabii
ki konuşmayacağız ama sona getiren adımlar vardır. O adımları da
konuşmalıyız.
O yüzdendir ki, olayın vahşeti dışındakileri konuşmazsak...
Ne Cüneyt
Özdemir'in yazdığı para olayına ne de en son
istenen ''Kan Parası'', ''Helalliğe'' sağlıklı bakıp bunlardan bir ders
çıkartamayız.
Ne hayalkırıklığı içindeki Cüneyt Özdemir'in Twitter'ında neden ''Şimdi anladığımız kadarı ile
kızınızın başı kesilirse 3 milyon Euroya hakkınızı helal
edebiliyorsunuz bu ülkede!!!'' dediğini, ne de benim
bunları neden yazdığımı anlayamayız ve tepki gösteririz.
Tepkiyi...
Aynaya bakıp bu kadar lükse ve güce tapınmanın, megazinleştirilip
zombileştirilmiş zihinlerimizi ne hâle getirdiğini düşündükten sonra
vermek gerekiyor.
Tabii ki memleket şartlarını da sorgulamalıyız.
Bir de şunu sormak gerekiyor: Zanlının ailesi 3 milyon Avro veremeyecek
biri olsaydı nasıl ''Helal''leşilecekti...
Yahut daha hard'ını sorayım, zanlı
ve ailesi bu kadar zengin olmasaydı...
... noktadan sonrasını siz doldurun.
Think Again!
1 Eylül 2009
|