Kanarya...
Aslan'ın ültimatom'unu iade etti!

Henüz
Lig Savaşı ve Avrupa seferleri başlamadan önceki günlerdi...
Dişi
Aslanlar ile Dişi Kanaryalar, Ankara Meydanı'ndaki Cumhurbaşkanlığı
Kupası Muharebesi'nde karşılaşmış ve daha hazır olan, daha hırslı
mücadele eden, daha iyi taktikler uygulayan Sarı Kırmızılılar, bu ilk
büyük çatışmayı rakibelerinin eksikliklerinden de faydalanarak
kazanmışlar, o gün için tarihi bir zafer elde etmişlerdi.
Aradan
günler günler geçtikten sonra... İki büyük ve ezeli rakip bir kez daha
karşı karşıya geldiğinde bu sefer herşey çok farklı olacaktı; işte bu
okuyacaklarınız, ikincisinin hikâyesi:
Cumhurbaşkanlığı
Kupası'ndaki ezici galibiyet Galatasaray'a yaramamış. Kadıköy'deki
4-1'lik derbinin yarattığı gergin ortam ve iddialı açıklamalar
sonrasında Ayhan Şahenk'te ağızına kadar dolan tribünlerin atmosferi ve
salondaki yüksek basınç Kanarya'yı baskı altına almaktan çok Aslan'ın
elinin kolunun bağlanmasına neden oldu.
Buna karşın Kanarya,
soğukkanlılığını koruyup arada rakibelerinin sinir sistemleriyle de
oynayarak, daha da önemlisi hakemlerin müsamaha seviyesindeki bilinçli
sertlikleriyle Aslan'ın oyunun hakimi olmasını engelledi.
İşin psikolojik yanının dışında parke üstündeki ayrıntılar da vardı.
Birincisi
Coach Zafer Kalaycıoğlu, Pondexter gibi dominant bir yıldızla geçen 2
sezonun ardından onun yokluğuna adaptasyonu kısa sürede aşmış. Takımın
kimyasını ve rol dağılımını oturtmuş. Bu, bazen kurtulunması
sanıldığından daha zor bir sendromdur. Kendisini ayrıca tebrik
ediyorum. Sadece taktikleriyle değil yıllardır oyuncu seçimleri ve
onları kullanma biçiyle de övgüyü hakkediyor. Kaldı ki, derbinin o
gergin ortamında çok ama çok bilinçli davranıp sadece işini yapması
ayrıca takdiri hakkediyor.
İkincisi Esmeral Tunçluer, Birsel
Vardarlı'nın uzayan yokluğunda tek başına takımı sevk ve idare etmenin
dışında skoru taşıma vazifesini mükemmel yaptı. Sadece hücumda etkili
değildi, savunmada da yıldırıcıydı. Aslında, Fener'in savunmada toplu
olarak yıldırıcılığından bahsetmeliyiz. Zone savunma yaptıklarında
Aslan'a potayı göstermediklerini de söylemek gerek. Zone presle de
rakibin düzenini bozdular, kaptıkları toplarla fast-break şanslarını
kullandılar.
Üçüncüsü Fener, potaaltının hakimiydi. Savunmada Üç
Saniye Koridoru'nu iyi kapatıp Aslan'ı dışarı attılar; hücumda da
içeriyi iyi kullandılar.
Fener'in kazanmasındaki bir önemli
faktör de Matee Ajavon'un Cumhurbaşkanlığı'ndaki gibi başına buyruk
sokak basketbolu yerine takım içinde oynamasıydı.
Galatasaray'a gelince... Kısa ve net: Çok kötü oynadılar...
Maça
tamamen Fener, hakim olsa da, Fener'in baskısı altında ezilseler de 1-2
iyi ve akıllıca hücumla senaryoyu değiştirebilirlerdi. Özellikle de
fark 20'lere hatta 30'lara gidecekken Taj Mac Franklin Williams ve Esra
Şencebe'nin direnç gösterdiği birkaç dakikalık dilimde farkı tekrar
makul mertebeye indirmişken... Fakat o kadar bilinçsizdiler ki son
periyotta ne kadar yanlış, basit hata varsa yaptılar, bir basket atmak
için o kadar uğraştıktan sonra en basitinden basketleri yediler.
Son 5 dakikada bile kazanmak için bir hamle yapamadılar, maçı komaya
sokacak bir başkaldırı organize edemediler.
Taktik
ve rotasyon tercihlerinde de hatalar vardı. Mesela en olmayacak yerde,
Fener'in zone-pres'i altında Korel Engin ve Kübra Siyahdemir ikilisinin
sürülmesi; Esra Şencebe'nin yeteri kadar kullanılmaması; Taj Mac
Franklin Williams'ın üzerinden oyun kurulmaması... Rotasyon
zenginliğinin kullanılmaması... Hiç kullanılmayan Bahar Çağlar, bitime
2 dakika kala soyunma odasına duş almaya gidecekken neden şimdi oyuna
girdim şaşkınlığıyla süresini doldurdu...
Bu arada Yasemin Horosan'ın henüz bildik Yasemin gibi oynamadığını;
Tuğba Palazoğlu'nun palazlanamadığını da söylemek gerek...
Işıl
Alben ise belki de en kötü maçlarından birini çıkarttı. Açıkcası,
haftaboyu söyledikleri rakiplerini germek yerine hırslandırmış; o da
sahada yapacak fırsatı bulamadı.
Yalnız, tartışmaya açık bir
konuysa da böylesi bir maçtan 1 hafta önce bile olsa Beyaz Show'da
gecenin bir saatine kadar ne işi vardı? O topuklu garip ayakkabıyı
neden giydi, ola ki ayağı kaysa ve bileğini burksaydı ne olacaktı?
Neden helyumu içine çekiyor? Çıkıp neden o kadar büyük konuştu? Hatta
bu kadar ilgi ve alakaya mental bir destek sağlanıyor mu diye de sormak
gerek... Hayır, maç kazanılsın kaybedilsin bunları sormak lazım...
Gelelim hakemlere ve olaylara...
Hakemler,
maçı yönetemediler bu açık... Verdikleri ile vermedikleri arasında da
bir terazi yoktu. En basitinden isteyerek veya istemeyerek demiyorum
ama Nevlin'in Augustus'un sakatlanmasına neden olan ''kontrolsüz''
hareketinin ribauntu almakla alakası dahi yoktu, kime yapılmış olursa
bu harekete kasti çalmıyorsan bakıyorsan...
Şimdi, küfür
olmasın, yabancı madde atılmasın, konser-tiyatro ortamı olsun tabii ki
istenir; küfür edilmesini hele de bir kız maçında olmasını onaylamak
mümkün değil; fakat sanki dünyanın hiçbir yerinde olmazmış, ilk defa
burada olmuş gibi karşılamak da abesle iştigalden öteye değil.
Futbol
derbisinde Şeref Tribününde yöneticiler arasında olup bitenlerden, bu
olayları yorumlayan kimi eski yöneticilerin sözlerinden sonra ütopik
ütopik davranmanın manası yok.
Ki, bendeniz vakti zamanında 25
kişiye oynanan bir derbide küfür eden gruba gidip ''Burası kız maçı,
önde aileleri oturuyor, senin küfür ettiğin eskiden senin takımında
oynuyordu ama sen tanımazsın, ya adam gibi maçı seyredin ya da gidin''
demiş adamım ama onlar 25 kişiydi!
Burada oyunculara da iş
düşüyor. Unutmayınız ki, örnekleri vardır; şundan 3-5 sezon önce
Botaş'ta oynarken Fener tribünlerinin tepkisini çeken Şaziye İvegin,
sonraki sezon Sarı Lacivertliler'in gözdesiydi... Sarı Lacivertli
formayı giyerken alenen Beşiktaş tribünüyle yöneticileriyle kavga eden
Nilay Yiğit, ertesi sezon Beşiktaşlı oldu; gerçi tribünlerin tavrı
değişmemişti ama olsun... Esmeral Tunçluer'in Siyah Beyazlılar'da
oynarken Fenerlilerce ne kadar sevilmediğini; basketbolda Galatasaraylı
formayla parlamaya başlayan Nevriye Yılmaz'ın şimdi hedef olduğunu vs
vs vs gibi örnekleri hiç akıldan çıkartmamakta fayda var. Tabii bunları
tribündekilerin de akılda tutması şart.
Dolayısıyla hiçbirşey ilk kez olmuyor, daha önce yapılmıştı...
Neyse, mesaj vereyim ve bu son olsun, artık sahalarımızda bu gibi
olayları görmek istemiyoruz diyeyim!
Megabasket-17
Kasım 2008
|