Güzel
bir sergi gezmek, iyi bir konsere, operaya, baleye gitmek
bir ihtiyaçtır, konser derken tabii ki jazz, klasik müzikten
bahsediyorum, ''ihtiyaçtır'' diye de bunları ruhun peynir ekmek zeytini
olmasını kastediyorum yoksa krema kaymak değil. Kitap ihtiyaçtan önce
anne sütü, mama, ekmektir.
Bu
ihtiyaçlarınızın biri hariç hepsini post-modern günümüzde teknolojinin
de nimetleri sayesinde istediğiniz yer ve zamanda da giderebilirsiniz.
Ses ve görüntü sisteminiz iyiyse evinizi konser salonuna çevirebilir,
hatta projektörünüz varsa duvarınızı dev bir sahneye
dönüştürebilirsiniz. Tabii ki, sosyal mânâda da tam karşılamaz ama bir
nevii ''Mütekarib'' olur... Yine kitabın yerini tutmasa
da e-kitap ile sesli kitap ile öğünü geçiştirebilirsiniz.
Bir
tek resim,
heykel, enstalasyon karşılaşamaz. Ne kadar teknolojik ne kadar dev
ekran olsa da Louvre'da sanal bir geziye çıkmakla gerçekten gezmek
arasında gerçekten uzaya çıkmak ile simulasyon makinesi -Makine mi
Makina mı sorunsalına girmeyelim- kadar büyük fark vardır.
Resmin,
heykelin, enstalasyonun fotoğrafını, videosunu görmek ile kendisiyle
karşı karşıya durmak; bir tabloya değişik açılardan bakmak, hatta
mümkün olduğunca dibine kadar girip fırça darbelerini, ressamın onu
yaparkenki el hareketlerini, tekniğini görmek bambaşkadır, iyi bir
tablo ile saatler geçebilir.
Sevişmek ile Sanal
seks arasındaki fark kadar büyük bir haz uçurumudur bu -Hayır araya
parça koymak için yazmadım...
Teknolojinin
gelişmesi size pekçok imkân sunarken diğer yandan bir nevii tüfek icat
oldu mertlik bozuldu etkisi de yaratıyor.
Bir
şeyin fotoğrafını çekip bununla photo-shopta oynayıp istediğiniz şekli
verip istediğiniz ebatta çıkış alıp bunu bir tuvale kopyalayıp boyamak
suretiyle sergileyebilirsiniz.
Yani
karşınıza çıplak kadın modeli alıp ona bakarak çizmenize hacet yok
artık, bir porno siteden download suretiyle bilgisayarda iki dakikada
şıftırırsınız.
Natürmont
mu yapacaksınız masaya elma armut yerleştir, cep telefonu ile çek at
bilgisayara aç photo-shop'a istediğin efekti ver, al çıkış boya
gitsin...
Boyamana bile
gerek yok çıkışı çerçevele koy salona olsun sana modern-sanat! Aslında
ne modern ne de sanat!
Hatta yapay
çiçeğin fotoğrafıyla bile yapabilirsin, doğaya çıkıp gerçeğini aramana
da gerek yok.
Bunları yazıyorum
diye çok rahat Tophane'de
modern-sanata saldıran adam pozisyonuna düşürülebilirim. Daha önce
defaatle
modern sanat düşmanı olduğuma dair dedikodu ve maillerin muhatabı olmuş
idim... Mailler dışında public olarak itina ile cevap verdim bunlara;
bknz: Raffi Portakal ile antini
kuntinler.
Çok
inidiribindirgeçgeçli uzamsal devinimlerin mantıksal dizgilerini eğerek
yeni bir dil yaratıyor...
Gibisinden 4-5 sayfalık bir şeyler yazsam araya küfür de sıkıştırsam
kimse tam olarak okumayacağı, okusa da ne demek istediğimi pek
anlayamayacağı ama anlamamış olmayı kendisine yediremeyip anlamış gibi
davranacağı için sorun çıkmaz.
Üstelik, bunun sergi tanıtımı versiyonunu da hazırlarsanız, okuduğu ile
gördüğünü eşleştireceği ve mutlaka gördüğü şeyde bir derin mânâ,
sosyal, güncel, sanatsal mesaj bulması gerektiğini düşündüğü için sanki
yeni bir Rembrandt ile karşı karşıyaymış gibi davranacaktır.
Mesela ilkokul çocuğunun resim-iş dersinde çizeceği türden bir şeyi de
modern dünyamızda sıkışıp kalan insanın çocukluğa dönüşünü naifçe
resmediyor gibisinden bir kulp ile sunabilirsiniz. Tabii
bunu çok daha şatafatlı ve mümkün olduğunca anlaşılmayacak şekilde
yazmak suretiyle.
İyi de o zaman ilkokuldaki duvar sergisinin günahı ne?!
Bakınız, daha da güzel şeyler yapabilirsiniz. Paranız ve fikriniz,
piyasa oluşturabilecek araç ve aracılarınız var diyelim.
Güzel Sanat(!)lar'da okuyan pek parası olmayan gelecekte de sanatçı
olması pek mümkün olmayan ama elbecerisine sahip 4-5 genç bulur, bir
''Atölye'' kurar, herşeyi şu böyle olsun bu şöyle olsun diyerek onlara
yaptırır, ellerini 3-5 para sıkıştırır sonra da kendi adınızla sergi
açabilirsiniz.
Nasılsa satarsınız, ne demişti hatırlayınız Türk
Modern-Sanat Büyüğü Haluk Akakçe...
Kaldı ki, bu ''Atölye'' işini Türkiye'de fazla bilinmeyen,
mümkünse biraz da eski yüzyıllardan kalan yabancı eserlerin çevirisi
vasıtasıyla da olabilir birtakım
yazım tekniklerini katarak hamhum şaralop diye kitap işinde de
yapabilirsiniz.
Neyse, neyse!
5 Dakkada Beşiktaş, 15 Dakkada 1 buçuk Modern-Sanat sergisi...
9 Ekim Cumartesi gecesi İstiklâl Caddesi'ndeki Mısır Apartmanı'ndaki
Galerist'te İngiltere'de sanat(!) çalışmaları(!)na devam eden Mustafa
Hulusi'nin sergisinin açılışına gidip, aşağıya doğru uzaklaşırken Casa
dell'Arte Gallery ile alt kattaki salonları CDA-Projects'de iki kata
bölünmüş Hans&Helga sergini gördüm... Yani uluslararası
modern-sanatla yoğuştum...
Öncelikle uluslararasından başlayalım. Üst kattaki Casa
dell'Arte Gallery'ye muhtemelen sponsor olan bira markasının karton
kutularıyla yapılmış bir odacıktan giriyorsunuz, bir tane ekranda bir
film ve uzunca bir tanıtım yazısı mevcut sonra ana salon, bira
kutularıyla yapılmış gayet sanatsal bir bar...
Tavuk kümesi gibi gecekondular ya da inşaatlarda işçilerin kaldığı
tahta kümes gibi barakalar vardır ya onlardan biri tahtadaki bir
delikten içeriye bakıyorsunuz... Üstünde çamaşır ipine asılmış
tişörtler bu
SYSTEM HM2T performans grubundan Marco Teubner'in işi...
Fakat benim asıl bayıldığım(!) aşağı kattaki iki eser(!)di...
Şimdi,
bir bekar öğrenci evi ya da bir sürü işçinin oturduğu tek göz
evlerden birini düşünün burada üzerinde
yemekler, abur cubur, artık, çukulata bulunan bir yemek masası...
Jan Löchte'nin yapıtı, o kadar güzel ve yaratıcı ki! İsmi de müthiş
derin göndermeler içeriyor: Kısa Ömürlü Sculpture
Reklam filmlerinde masanın üzerindeki yiyecekleri boyar, vernikler,
hatta hamurdan, mumdan örneklerini yaparlar, böylece ekranda daha güzel
çıkarlar. Film setlerinde her gün yapılıyor ya da alın bir amele
odasındaki masayı getirin koyun salona sanat olsun, evde dağınık masa
sergi salonunda Sculpture!
Bir
de Rudolf Reiber'in müthiş yenilikçi, daha önce benzerine kat'a ve asla
rastlanmamış nadide video enstelasyonu vardı ki, nutkum tutuldu.
Unter
Vier Augen - Baş Başa... Almancam yok ama Saç
baş yolma olsa yeridir. Bir tahta perde ve ortasında delik düşünün,
buradan dikizliyorsunuz, ekranda porno filmlerden büyütülmüş
kadınlar var, sadece yüzlerini ve ifadelerini görüyorsunuz.
Louvre'da tek bir salonun hakkını vermek için geçireceğiniz vakti
düşününüz, burada da geçirken bakıyorsunuz, aradaki sanatsal fark
budur. Fakat serginin kendisine ayrıcağınız vaktin en az 10 katını Küratörü'nün
izahatını okumak için vakfetmeniz gerek. Yoksa
bunlar ne mânâ diye anlayamayabilirsiniz.
Okuyunca da izah edilen, o izahat ile eser(!)e vakfedilen mânâ ile
sergilenin birbirini tutmadığını göreceksiniz.
Oysa bir Van Gogh'a ya da Edvard Munch'un Çığlık'ına baktığınızda
kimsenin size bir şey izah etmesine gerek yoktur. Üzerilerine kitaplar
yazılsa da, kendileri size herşeyi anlatır.
Eğer, Dadaist'lerden, Beat Generation'dan Andy Warhol'dan,
Füturistler'den yani geçen yüzyılın başlarından 70'lere kısmını
alırsanız, modern ve post-modern anlamda yapılmadık pek bir şey
kalmadı.
Pisuar da koyuldu yapay bok da, yeni birşey diyerek artık gerçeklerini
koyma vakti gelmiş olabilir. Performans olarak Carolee Schneemann'ın
Interior Scroll'unun
üzerine de çıkmazsınız ama gerçekçi olursunuz...
Neyse, Mustafa Hulusi'nin ''Son dönem İşleri''ne geçeyim ama ondan önce
aşağı kattaki Hans&Helga'da en azından elişçiliği isteyen
şeyler olduğunu söyleyeyim.
Burada yapay çiçek fotoğrafından photo-shopta imâl kitsch resimler ile
hani siyah elişi kağıtları vardır, katlar sonra makasla kesersiniz
açınca bir şekil çıkar, hatta bunlarda lamba da yapabilirsiniz. İşte
onların açılmış halleri ile çiçeğin tuvale geçirildiğini kalıp çıkartıp
boyandığını düşünün... Bazılarında boyama da yok direkt efekt...
Ne oluyor ''Sosyal gerçekçi tarzdaki çiçek resimleri'' oluyor. Neyse,
neyse...
Bir de bazı sanatçı(!)larımızın yurtdışında açılmış sergileri var, The
Museum of Contemporary Art Chicago'a ya da Tate Modern'e mi, Saatchi
Gallery'ye mi çağrıldınız yoksa kiraladınız mı? Unutmayınız ki, Ajda
Pekkan da Paris'te salon kiralardı... Yoksa Leyla Gencer gibi La
Scala'da La Diva Turca mı oldunuz?
O zaman İsmail x-Bilen'in günahı ne!
John
Lurie and the Lounge Lizards Big Heart
Carolee
Schneemann Up To and Including Her Limits'ten
|