
Pazar
gününü basketbola ve olimpiyat ruhuna vakfettim... Pekin'in Suküpü'nde
neredeyse her eleme serisinde bir olimpiyat veya dünya rekorunun
kırıldığı yüzme yarışlarıyla güne başlayıp 3 metre senkronize tramplen
atlama finallerinin ardından Litvanya'nın Tangocular'ı, ABD'nin Yao
Ming ve Arkadaşlarını yendikleri maçları da seyrettim. Bu güzel günün
sonunda acı çektim.
Sırplar ile Cumartesi gecesi potalar altında
gözlerden ırak yapılan unofficial antrenman maçında yediğimiz 32
farktan sonra, Pazar akşamı halka açık alandaki hazırlık karşılaşmasını
12 sayı ile kaybetmemiz...
Evet, farkındayım lafı
dolandırıyorum, çünkü Sırbistan'a yenildiğimiz 73-61 yenildiğimiz maç
sonrasında, uzun süre söylenebilecek müspet bir laf aradım. Lakin,
bulamadım!
Ben de, iyimser bir şeyler söyler belki diye Eleanor
Hodgman Porter'ın Pollyanna Danışma Hattına telefon ettim ama yanlış
çevirmişim ''Can Sıkıntısı Üretim Merkezi buyyrrunn'' diye açtılar,
hemen kapattım!
Şunu da gözardı etmemek gerek, Çin'de Olimpiyat
devam ediyor ve biz, İstanbul'da Sırbistan ile oynuyoruz. Yani Sırplar,
Pekin'de değil.
İstanbul'da 2001 finalinde bizi yendikten sonra
Yugoslavya ismi tarihe karıştı... Ülkesi giderek küçülen Sırplar, 2002
İndianapolis'te zirveye çıktı ama yıldızları birer birer takımı
bırakınca düşüşe geçti ve dibe vurdu. Sadece 2003 İsveç'te bizim
üstümüzde bitirdiler, tabii gidemediğimiz 2004 Atina Olimpiyat'ını
hariç tutarsak, ki orada da grupta sonucu olmuşlardı. 2005'te kendi
evlerinde bile ilk 8'e giremediler. 2007 İspanya bizden büyük bir
faciaydı.
Şimdiyse yeni bir takım yaratmaya çalışıyorlar, tabii
ki bir takım özellikler DNA'larında var. Eğer, 73-61'lik yenilgiden
geleceğe mâtuf bir ders çıkartacaksak... Bu ders, maçtaki basit
hatalarla, top kayıplarıyla, artık genlerimize işleyen ve neredeyse
ekolümüz haline gelen oyun içindeki istikrârsızlığımızla velhâsıl Pazar
gecesinin 4 periyotu içinde yapılamayanlarla sınırlı olmamalı... Daha
derin bir analiz yapmalıyız.
Milli Takımı Lejyon yapalım, rahata erelim!
Yalnız,
Devşirme ile Lejyoner'i karıştırmamak gerek. Zaten, bizdeki en büyük
sorunlardan biri de kavram kargaşası ve deformasyonudur. Tarih dersine
girmemize gerek yok... Osmanlı'da özellikle Rumeli ve Balkanlar'dan
genç yaşta alınıp eğitilen çocuklardır; ''Pencik Oğlanları Birliği''ne
kadar uzanır geçmişi. Çoğu asker olurdu ama Enderun'da eğitilip
Sadrazamlığa kadar yükselenler de vardı. Sokullu Mehmet Paşa'dan Mimar
Sinan'a kadar Devşirme'dir.
Devşirme denilmesi için küçük-genç
yaşta alıp eğitip, yetiştirilmesi gerekir. Lejyoner ise farklıdır;
Fransız Lejyonu, Roma Lejyonu (Bkz: Asteriks)... Bunlar paralı askerdir
ve Romalı olanları Galyalılar'ın özellikle de Hopdediks'in (*) en büyük
eğlence kaynağıdır.
Şimdi, bizim Milli Takımımızda bizden
olmuş, ''bizden olmuş'' derken bile bu ifadeden dolayı utandığım,
isimlerini dahi burada yazmak istemediğim çocuklarımız var. Sadece
potanın dibinde değil halterde de vardı malumunuz. Ülkemize gelen veya
sığınan soydaşlarımız, akrabalarımız ile para karşılığında vatandaş
yapıp forma vereceğimiz ''Yabancı''ları, ABD'lileri aynı kefeye
koyarsak ayıp ederiz, ki edildi(**).
''Cleveland'a gitmeseydi Milli yapacaktık'' denilen Kinsley veyahut
başka bir ABD'li ancak ve ancak lejyonerdir.
Tıpkı,
geçen Avrupa Şampiyonası'nda oynatılan ''Korel Engin''den sonra 2009
Şampiyonası elemeleri öncesinde Periler'in kadrosuna alınan ABD'li
pivot Kristen Newlin gibi... Newlin ya da yeni adıyla Nevin, faydalı
olacaktır fakat işin özü bu değil. Çünkü bunların, pek azı Mehmet
Aurelio gibi çıkar ve istisnalar da kaideyi bozmaz. Eğer Milli Takımı
Lejyon'a çevirirseniz, o takımın milliyeti kalmaz.
Ne yazık ki,
kendimiz yetiştirmek yerine kolayı tercih etmek niyetindeyiz. Bu sadece
basketbolda değil, Olimpiyat'taki ''sporcularımız''a bir baksanıza.
Elvan
gibi 17 yaşında getirilip gençlerde yarışan, bizden biri olanları
benimsedik; ben, zaten onu bu tartışmanın dışında tutuyorum ve
''yabancı'' görmüyorum, ''Siyah Tavşan'' diye de seviyorum. Bütün
dünyayı tarayıp Elvan gibi yetenekli çocukları bulup büyütmeye de hiç
karşı değilim ama Çin'den geçen ay getirilen pinponcunun bizim
gelişimimize ne faydası var?! O zaman bastıralım paraları Çinlilerden
bir takım kuralım olsun bitsin...
Basketbolda altyapıdaki
hatalarımızı tartışıp bunları aşmanın yollarını yıllardır bulamadığımız
için yetiştiriciliği bırakıp ithalatçılığa başlarsak, tarımdaki gibi
kendi çiftçimizi doyuramazken dışarıya bağımlı hâle geliriz.
(*)
Bizim zamanımızda Asteriks çizgiromanlarında Oburix değil Hopdediks'ti.
Gerçi orjinali Obelix ve Oburix daha uygunmuş gibi dursa da Hopdediks
daha sempatiktir. Kaldı ki, yerleşmişti. RedKit'in orijinal adıyla
''Şanslı Luke'' diye çevrilmesi nasıl yadırgatıcı olursa, ben de
Oburix'i benimseyemedim. Hopdediks demeye devam ediyorum.
(**)
Fanatik'te 8 Ağustos'ta çıkan ''Devşirmeye yeşil ışık''
başlıklı haberde, sanırım bir editasyon hatasıyla böyle bir şey
yapıldı. Oradan alıp sitesine koyanlar da, farketmeseler de buna ortak
oldu:
Megabasket-23
Ağustos 2008
|