Hormonlu futbolun
DNA'sı ile oynanmış Becali'si
Hormon
ve DNA oynama tekniklerinden sonra meyve ile sebzelerin mevsimleri de
şaştı mâlumunuz... Artık, neredeyse 12 ay bulmak mümkün, kış sebzesi,
yaz meyvesi kalmadı. Kuşkusuz, bunda globalleşme ve global dünyanın
ticaret yollarının İpek Yolu'ndan çoktan çıkmasının, dolayısıyla
dünyanın öbür ucunda yaşanan yaz'ın ürünün sizin kış'ınıza tazeliği
bozulmadan 1-2 günde taşınabilmesinin de payı var ama asıl olan hormon
ve DNA... Hayır, evde saksıya ektiğim biber ve domates ile karpuz'dan
yola çıkıp küresel ısınma, organik tarım konusunda yazmayacağım!
Konumuz:
Hormonlu ve DNA'sı ile oynanmış, giderek amorflaşan, tadı tuzu kaçan
futbol ve spor dünyası...
Şunun
şurasında Pekin'de Olimpiyat'ın başlamasına saatler kaldı ama içimde 10
sene önceki heyecan, merak ve arzu yok. Mesela 100 metreyi kim
kazanacak, sırtüstünde rekor kıracak, üç adımda daha uzağa atlayacak,
4x100'de bayrağı düşürecek vs vs vs... Artık, Olimpiyat'ı beklemenin
bir mânası kalmadı; o kadar çok turnuva, yarışma, şampiyona var ki...
Çin'in özelliği, gizemi silindi.
Eskiden beklerdik, özeldi, 4
yılda bir büyük bir şölendi, her yerde ve her zaman birarada
göremeyeceğimiz yıldızların sırf madalya almak için varlarını yoklarını
ortaya koymalarını beklerdik. Amatördü.
Halbuki, bugün öyle
değil; atletizmde son 10 yıldır Golden League, IAAF Grand Prix,
Meeting, Final, bütün bir yaz boyu her hafta bir yerlerde koşuyorlar,
sıçrıyorlar, atıyorlar, hepsi de naklen yayınlanıyor... Üç gün önce
yarışan aynı atletler, Pekin'de de koşacak sonra da altın külçesi,
elmas parçası, kapkaçak için bir yerde yarışmaya devam edecek.
Muhammet
Ali'nin maçı çocukluğumun en unutulmaz olayların biriydi, sabaha karşı
kalkılır, ringe çıkması beklenirdi, ''Kelebek gibi uçacak, arı gibi
sokacak''... Şimdi, hangi Unvan kimde kim Kıtalararası, kim Akdeniz,
kim gerçek Ağırsiklet Boks Şampiyonu?! Herkes bir Unvan Maçı organize
ediyor, bir yerlerin aynalı kemerini veriyor.
Voleybolda artık
neyin ne olduğunu karıştırdık, Eurosport'u açıyorsun Küba ile ABD maçı
var, nedir GrandPrix; 2 gün geçiyor yine açıyorsun yine onlar! Nedir
Mırandfiriks! Erkeklerde, kadınlarda sürekli turnuvalar, elemeler,
finaller, finallerin finalleri... Aradan 5 gün geçecek bu sefer
Pekin'deler... Eskiden Küba'nın voleybol maçını beklerdik...
Wimbledon'un,
Roland Garros'un özelliği kalmadı ATP, WTA Tour turnuvalarından başımız
döndü; aç televizyonu Federer-Nadal oynuyor bilmem nerede. Nerede
kaldı, John McEnroe'yu, Jimmy Conors'ı, İvan Lendl'ı, Boris Becker'i,
Martina Navratilova'yı seyredecek olmanın heyecanı...
Artık,
hani Dünya Şampiyonası, şampiyonları bile eski kıvamında değil,
atletizmde Avrupa Şampiyonası dahi keçiboynuzu tadında, seyredeni bile
yok bizden birileri koşmuyorsa.
Bu, şunun gibidir Metallica'yı
beklersin 9 sene, müthiş bir heyecandır ama eğer birara Joan Baez'in
yaptığı gibi kavun-karpuz festivalinde dahi Metallica sahneye çıkarsa
gitmezsin artık, kabak tadı verir.
İktisatta Azalan Verimler Yasası vardır, sporda da giderek
endüstrileşme ile birlikte bu yasa işlemeye başlıyor.
Eskiden, eskiden derken 15 sene önce Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Real
Madrid'in maçını seyredecek olmak müthiş bir olaydı.
İngiltere
Süt Kupası'nın finali var diye pazar günü eve kapanılırdı. Bugün hangi
kanalı açsan Liverpool, Manchester United, Barcelona aklına kim gelirse
hazırlık maçıydı, özel turnuvaydı, her gün oynuyorlar... Eleme turları,
grup maçları, 2. tur grupları, İntertoto, UEFA Ligi, Avrupa'nın onu
bırakın Güney Amerika'nın bütün ligleri haftanın her gecesi canlı
canlı...
Her köşe başında bulup satın alabileceğiniz işporta malları gibi...
Üstüne üstlük, alın diye paçanıza yapışıyorlar.
Zevk için değil iddia için, bahis için takip ediyor millet, otomatiğe
bağlamış gibi...
Koca
bir hipodroma ve atyarışına dönüşüyor spor dünyası ve seyreden de
parayı bastığı hayvana ''Ayrıl da gel'' diye bağıran yarışsever'lere
dönüşüyor, sporcular da at'a!
O yüzden, mesela Türkiye-Almanya
maçında Alman'a parayı basan vatandaş, kuponu tutsun da ne olursa olsun
umursamayabiliyor, kazanınca da sevinçle 3 kuruş parasını almaya
gidebiliyor.
Bu dünya garabetleri soframıza getiriyor, domates gibi olmayan
domatesleri...
İşte,
tam da bu yüzden Steaua Bükreş'in Başkanı, eski menajer Becali'nin
lafları hormonlu amorf domates gibi... Takımı şike ve teşvik
iddialarıyla ligden ihracın kıyısından dönen, eli UEFA'nın içine kadar
uzanan, hakkında Romanya Hükümeti'nin açtığı soruşturma devam eden
Becali'nin, eskiden oyuncu satıp para kazandığı ve bunu yapabilmek için
kapısını aşındırdığı Galatasaray'la oynayacakları Şampiyonlar Ligi
öncesi söyledikleri, DNA'sıyla oynanan tohumun meyvesi gibi...
Becali, maçı maçlıktan çıkartıp Dinler Savaşı'na dönüştürmeye çalışıyor.
Karşılaşma,
Romanya'da Kutsal Meryem Ana Haftası'nda oynanacak... Her türlü dolabı
çeviren, ligin son haftası şampiyonluk mücadelesi verdiği rakibinin
karşılaşacağı takıma teşvik gönderip kendi rakibine para yediren, yani
teşvik verip şikeyle kazanan Becali diyor ki: ''Mücadelemiz Kutsal
Meryem haftasına denk geliyor. Rakip de Müslüman. Kazanmak daha bir
anlamlı olacak!''
Hadi, buradan yakın!
Ziraat ile
bağlayalım; eğer aldığınız tohumun DNA'sı ile oynanmışsa yaptığınız
tarım, evinizin balkonunda dahi organik olmaz. Kandırmayın kendinizi!
Kandırtmayın!
Ultraspor-4
Ağustos 2008
|