Top elden çıkıp havada süzülürken
o kısacık anda düşündüm... Çemberden geçerse... Yazdıklarım ve daha
yazacaklarım skorboard'a göre değişecek mi... Maç başından beri sahada
olanlar da, hele bir dakika içinde olup şu havada süzülen topa kalan
işler de bir tuhaf...
Evet, önce Fener ile Telekom'un karşılaşması, ardından ''Osmanlı
Cumhuriyeti'' PS'i var...
Baştaki sorunun cevabını hemen vereyim: B şıkkı Hayır!..
Bekir Yarangüme'nin son salisede gönderdiği şut girip Telekom
kazansaydı, sadece skor değişecekti, yazacaklarım değil. Maç başlarken
ilk 5'ler parke üstüne çıktığında Telekom Coach'u Ercüment Sunter
ölümcül bir hatalar yapmıştı.
Bir kere Michael Wright yoktu, ikincisi tek guard Tutku Açık'tı. Wright
gibi bir hummaracı olmayınca hem içeri giremedikleri için Fener
potaaltına bir zarar veremediler, hem de kendilerinkini koruyamadılar;
Kris Lang, Vidmar'ın arkasında dal gibiydi ve Edwin Dudley'in Mirsad
Türkcan karşısında herhangi bir savunma şansı dahi yoktu. Üstelik,
Telekom, Marques Green'i ezmek için herhangi bir çaba içinde de değildi.
Dolayısıyla, uzun süre Fenerbahçe'nin istediği, dikte ettiği basketbol
oynandı. Ne zaman ki, Sunter, Wright'ı sürdü ve çift guarda döndü o
vakit işler değişti. 14 sayıyı kapattılar, sonra 6-7 sayı da öne geçip
maçı alabilecek konuma da geldiler. Fakat, yine de kazanmak için eldeki
malzeme ile gayet kolaylıkla yapabilecekleri bir hamleyi, pres yapmayı
hiç denemedi. Green'e baskıyı bırakın Gordan Giricek, kasığını tuta
tuta bütün dengeleri bozacak işler yapıyor, Telekomlular da Fener'in
NBA yıldızı ne güzel oynuyor diye seyrediyor, saygıda kusur etmiyorlar.
Sonlarda, hele 1 dakikada hatta son 30 saniyede iki takım da seri ve
basit hatalar yaptı. Telekom'da Blakney, balıklama bir şut kullandı,
öbür tarafta Green 9 metreden attı, Serkan Erdoğan topla dışarı taştı;
oyuncuları geçin, Coachlar da karşılıklı yanlış tercih yarışında.
Seyrederken insan ambale oluyor...
Telekom'un tedavülden kalkacak kullanmadığı molaları var almıyor,
oyuncular hata yapıyor basketi yiyorlar... Fener'in faul hakkı dolmamış
açık yerde yaptırılmıyor; Bekir Yarangüme yandım diye şuta kalkana
kadar bekliyor Devin Smith ki üstüne düşsün 3 atış olsun... Marques
Green, 2.3 saniye kala faulü kaçırıp işi ribaunt ve sonrasında geçecek
zamana bırakmak yerine uyaran yok faulü sokuyor, Telekom'a almadığı
molayı alıp ortasahadan hücum şansı veriliyor, Barış Özcan ve Bekir
opsiyonlarını yeteri kadar kullanmayan Sunter, bu kez de oyuncu
değişikliğinde hata yapıyor Kennedy Winston kenarda kalıyor...
Hani NBA'deki fon müziği gibi burada da ''Hatamla Sev Beni'' çalsa
yeridir...
Sonuçta Bekir'in şutu girmedi ve Fener kazandı. Tabii ki,
kazanmalarında hatalar kadar doğruların da payı vardı. Tanjevic,
rotasyonu iyi kullandı.
Gerçi, Semih Erden'i forma sokmaya çalışmak ve güven aşılamak için bu
maçta sahaya sürmek hataydı, neredeyse maça malolabilirdi.
Etkisiz eleman Marques Green'i es geçiyorum. Başta 3 boş üçlük atan
Devin Smith, Bekir'in üstüne çıkması dışında sonlarda soktuğu iki
kritik üçlükle maçı çeviren adam oldu.
Oğuz Savaş için artık konuşma gereğini bile duymuyorum, mükemmeldi.
Semih Erden tam randıman verebildiğinde ikisi yine çok iyi iş çıkartır.
Mirsad Türkcan'a gelince, sonlarda boş üçlükleri kaçırdı ama fuzili
atışlar değildi. Müthiş bir enerjisi var. Eskiden hep yaş küçültmeler
vardı basketbolumuzda, Mirsad Türkcan'a bakmak lazım acaba yaş
büyültmemiş yapılmış, hiç 32 durmuyor, 22 filan gibi...
Gordan Giricek, eğer kasığı müsaade eder, tam iyileşirse neler
yapabileceğinden kısa bir film sundu seyredenlere, Telekom'un bütün
savunma dengelerini bozdu, maçın başkahramanlarından biriydi.
Kanarya, kendisi için psikolojik olarak çok önemli bir galibiyet aldı.
Tam takım haline geldiklerinde hem EuroLig'de hem de yerli potalarımız
altında seyretmesi zevkli olacak.
PS: 2. CUMHURİYET NASIL OLURDU...
Bazen direkt söylemektense lafı
dolandırarak izah etmek daha iyidir. Bendeniz, yeni dönem
komedyenlerden pek hâz almam, fazla gülmem, tabii üstüste gıdıklanırsan
zorlama gülersin ya bazen olur esprilerine gülümsediğim... Mizah
anlayışım biraz demode; Zeki-Metin Devekuşu Kabare, Kemal Sunal,
Hababam Sınıfı'nda kalmışım, aktif olarak bir Ferhan Şensoy var. Dergi
derseniz Gırgır, Fırt... Arada güldüğüm karikatürler çıkıyor ama oturup
da toptan bir dergiyi okuduğum yok yıllardır.
Dolayısıyla, Cem Yılmaz'a da, Ata Demirer'e de, Recep İvedik'e de, tek
hoşuma giden şakası ''Ben, Gülben Ergen'in dünürü'' olan Yılmaz
Erdoğan'a da biraz mesafeli ve soğuğum. Seyrettiklerimden keyif
almadığım için seyretmem; ne filmlerini, ne dizi, ne de gösterilerini.
Halbuki, tesadüf eseri de olsa Cem Yılmaz'ın Leman Kültür'de futbol
sahasındaki korner bayrağı gibi durduğu, o kadarcık bir çeyrek daire
içinde sahneye çıktığı ilk günün de tanıklarından biriyim. O zaman da
pek gülmemiştim, epey sonra kaynaşma maksatlı bir şirket etkinliği
olarak topluca götürüldüğümüzde de... Neyse...
Böyle bir adamın yani benim, ''Osmanlı Cumhuriyeti''ne gitmesi biraz
tuhaf... Sinema salonundaki koltuğa fazlasıyla önyargılı oturduğumu
söylemek durumundayım.
Film öncesi reklam seansı da gerginliğimi arttırdı. Ne zaman sinemaya
gitsem, 15-20 dakikalık reklam işkencesi yüzünden geç gireyim diyorum
ama filmin başını kaçırırım, oturanları rahatsız ederim diye
katlanıyorum.
''Osmanlı Cumhuriyeti'', hiç komik değil, bir iki kontra espri dışında
ancak acı acı gülüyorsun. Aslı esasında hani günümüzden de pek farklı
değil manzara... Gani Müjde, çok ince göndermeler yapmış.
Hani hep sorarız ya, hatta kimileri için bir geyik malzemesidir
''Atatürk olmasaydı ne olurdu?'' Buna çok daha ağır cevaplar
verilebilir ama bence bu da gayet iyi olmuş.
Hatta ''2. Cumhuriyet olursa, bakın nasıl olur''un cevabı da var bu
filmde... Özellikle, Muz Cumhuriyeti'nde Sadrazam olma heveslileri
için...
Beni, asıl şaşırtansa Ata Demirer oldu... Güldürmeyen bir komik...
Afişteki sulu zırtlak duruşa kanmayın, gerçekten dramatik oynuyor.
Açıkcası sinemaya girerken böyle bir oyun hiç beklemiyordum.
Beklemiyorduk.
İyi bir seçim olmuş, seyirci Ata Demirer'i gördükçe sürekli gülmeye
hazır bekliyor ama hep acı bir tebessüm kalıyor yüzlerinde, arada bir
kahkahayı bastıklarında bile, güleriz ağlanacak halimize hissiyatıyla
yarım kalıyor...
Yardımcı rollerdeki oyuncular da hakikaten iyiler. Sürekli bir gülme,
sırıtma refleksiniz var ama gülemiyorsunuz seyrettiğinize. Mesela
Ankara'daki ''direnişciler''...
Gani Müjde, filmin sonunu da mükemmel bağlamış. Ellerine, kalemine,
zekâsına sağlık!
(Filme gitmemize vesile olan annem Füsun Duygu Olgaç ve sevgili Anıl
Çırpan hanıma da teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim...)
1 Aralık 2008
|