Flaş!
Flaş! Onun Bunun Günlüğü...
Ben,
memlekette bir ''future'' göremiyorum; diğer yandan Füturistler var
gelecekten haber veriyorlar fütursuzca. Bayılıyorum aslında bunlara,
benzer türdeşleri medyada da var, kendilerini pazarlamayı, satmayı çok
iyi becerirler.
Bu
Fütüristler de, Gelecek Mimarları bir nevii
ya da öyleymiş sanılıyor; yaldızlı, janjanlı cicili bicili şeyler
bunlar, yaşam coachluğu gibi çok modalar, hikmetleri kendilerinden
menkul. ABD'de, İngiltere'de merdivenaltı, alışveriş merkezi
üniversiteleri var; 5-10 bin dolara istediğin sertifikayı al, sonra gel
yaşam coachu ol, trendsetter, tasarımcı, modacı...
Bunların
böyle ağız yaya yaya ballandıra ballandıra anlattıkları, yazdıkları
bazı şeyler var ki, çizgi dizi Futurama'yı seyrederken bu kadar
eğlenmiyorum.
Şimdi, bunu yazdım diye kınamaya kalkışacaklara, bıyıkaltından
gülmeye kalkışıp ne anlarsın havası yapacaklara hemen yapıştırayım,
mesela hâlâ şu gazete ebadında kağıt gibi bilgisayarı-ekranı göremedik
katlayıp arka cebimize koyacağımız türden... Tamam olacak da bunu
söylemek bir hikmet değil, sen yapmıyorsan başkasının malını satıyorsun.
Yahut ne oldu organik yakıtlar, Greenpeace'ciler bile nükleer
santrallere karşı çıkmaktan vazgeçti... (Bunu ayrıca yazacağım)
Neyse
konumuz bu değil, bu tip işlere tutup para verenler, geleceğin dünyası
nasıl olacak diye yayına çıkartanlar, matah sananlar düşünsün...
Memleketin ahvâli kararmış... Size göre aydınlık olabilir ben
karamsarım belki de...
Ne güzel memleket aslında, vur patlasın çal oynasın! Mustafa Balbay'ın
da günlüğü yayınlandı memleket daha bir aydınlandı.
Önce
olayın profesyonel yanını söyleyeyim, biz görüştük yayın ekibi olarak
ve Site Kılavuzu'muzda da varolan ilkeler gereği, daha önce de, çeşitli
konulardaki benzer kaset-kayıt örneklerinde de olduğu gibi, bilerek
atlamaya, herhangi bir biçimde bahsini geçiren bir haber dahi yapmamaya
karar verdik. Ne kadar hit getirirse getirsin bundan sonra da böyle
olacaktır.
AMİRAL GEMİSİ'NDEN DEĞİL FİLİKADAN
Aslında, ben de yazmayacaktım ama sonraki tuhaflıklar ve benim
karamsarlığım diyelim yazmaya itti.
Bakınız,
Balbay o olabilir bu olabilir; ekranda gördüğüm birisi, bir görüntüden
ibaret benim için, isnat edilen suçları gerçekleştirmiş de olabilir,
alâkası da olmayabilir.
Açıkçası, bunlar beni ilgilendirmiyor. Bunlar ''Aaa Canbaz'a bak''
gibi...
Bu
''günlük''ün ne tamamı, ne de yayınlıyan sitenin yayın yönetmeninin
söylediği gibi ''sadece suçla ilgili bölümleri''ni (hakim mi, savcı mı
suçla ilgili bölümlere karar veriyor o da ayrı) vermiş olmaları da,
bunu tefrika etmeye devam edecekleri de beni ilgilendirmiyor. Nereden
buldukları, kimin verdiği de beni ilgilendirmiyor.
Ben de, bugün
bir günlük yazarım. Adolf Wölfli'nin de günlükleri vardı. Herkes
yazabilir, hatta bunu yayınlayabilir, ''habercilik'' olur.
Önemli olan bunun nerede ve nasıl yayınlandığı ve bunun ne ifade ettiği.
CNNTürk
yayınında Şirin Payzın, günlüğü yayınlayan sitenin yayın yönetmeniyle
konuşuyor ama rahatsız, sesi, suratı iğreti, zaten lafı da hemen
bağlayıp kapatmaya çalışıyor.
Cüneyt Özdemir 5N1K'da yer vermediklerini çünkü şaibeli olduğunu,
ispatlanmadığını kapanış konuşması olarak veriyor.
Tuhaflık şurada...
Bu
''günlük''leri koyan ''Doğan Burda’nın çatısı altında yayımlanan
Tempo24, yüksek profesyonel standartlara sahip gazeteciler tarafından
hazırlan''an bir site...
Hani Tempo dergisi vardı ya,
satılmadığı için ''kapandı'' pardon aylığa çevrildi. Normal yayındayken
yaptığı tek şey Aktüel ile yarışmaktı ama ikisini toplasan 15 bin zor
satan kopya kağıtlarıydı.
Ben, bizim medyada yaptıkları işleri
satamayıp batıran ama kendilerini her vesile ile satmayı başaran bu
''yüksek profesyonel standartlara sahip gazeteciler''e bayılırım, tonla
örneği vardır.
Biz, kendi halimizde gayet tuhaf bir internet
dergisiyiz ama ilkelerimiz var; peki, bugüne dek Doğan Grubu değil
miydi, özel hayata müdehale, yandaş medya, servisçi medya diye diğer
belgeleri yayınlayanlara karşı çıkan...
Nerede kaldı Doğan Grubu'nun Anayasası?!
Tabii
ki, demokrasi ve yayın özgürlüğü, habercilik kaygıları var; şöyle ki,
her yerde kendi içinde farklı fikirler, anlayışlar, renkler vardır,
hele koskocaman bir yayın grubunda, grup olmanın nedeni de farklı yayın
çeşitliliğidir. Fakat bunların üzerinde başka şeyler vardır, olması
gerekir.
Tıpkı, dünyanın en özgür ülkesinde bile bir Anayasa,
en azından o özgürlüğü koruma altına alacak bir Anayasa vardır ve onun
ihlâl edilmesine izin verilmez, zırt pırt da her güne göre
değiştirilmez, yani öyle ihtiyaçlara göre değişmez Anayasa.
Siz,
bakmayın bizim demokrat ABperverlere; Fransızlara bakın nasıl Bask
bölgesinde ayrılıkçı partileri sokmadılar seçime, iki katakulli ile bir
de Milliyetçilere kaybettirdiler seçimi. Bak, Kuzey İrlanda'da 2 olay
oldu, hemen İngiliz Özel Birlikleri eller tetikte Belfast'a indi.
Çıkartsın biri kafasını nasıl indiriyorlar aşağıya.
Dolayısıyla,
Anayasalar korunur, bütünlük korunur, farklılık başka şeydir, ben kendi
başıma farklı hareket edeceğim demek farklıdır. Hatırlayınız
Kuzey-Güney savaşını; bakınız Belçika'nın hâline.
Siz de, bir
yayın grubu olarak Anayasa'nız varsa korumakla mükellefsiniz, Amiral
Gemisi atmasın bombayı da filikadan ateşleyelim derseniz olmaz...
Filikadan
ateşledikten sonra da sanki alakanız yokmuş gibi ellerinizi cebinize
sokup ıslık çalarak uzaklaşmaya çalışırsanız hiç olmaz.
Herhalde, sözkonusu site kendi başına hareket etmedi; eğer ettiyse
durum daha da kötü demektir ama bu onların sorunu.
Yazıyı
Allame-i Füturistlik yaparak bitireyim; bundan 2-3 yıl önce, benim gibi
askerliğini Güneydoğu'da yapmış bir arkadaşımla sohbet ediyorduk, ki
benim askerliğimin onunkinin yanında bahsi bile edilmez ya neyse, bir
gün gelecek askerlik vazifesini Güneydoğu'da yapmış olanlar suçlanacak
dedim, nasıl olur dedi.
Hatırla dedim bir zamanlar İnsan
Hakları Derneği vardı, hiç şehit cenazesine gitmez, nerede pkklı töreni
var bunlar orada ama hani herşeyi insani maksatlarla yapıyorlar,
özgürlükler, kimlik, demokrasi sanki benim şehidimin insani hakkı, onun
arkasında kalanın hakkı yokmuş gibi, sonra ne oldu, onun başkanı yan
kuruluştan milletvekili oldu, şimdi o dernek nerede... Kadın
tutukluyken 50 bin oyla milletvekili seçildi, dokunulmazlık kazandı,
bunun adı demokrasi oldu, benzeri bir şey ne bileyim El Kaide tutuklusu
biri ABD'de senatör olabilir mi, Guantanamo'dan çıkıp mesela...
Bunlar olabiliyorsa yakın future'da bekle dedim, önce Ordumuzu
yıpratacaklar sonra başlayacaklar.
Güldü.
Aklı havsalası almamıştı, nasıl olurdu ki, mesela Bolu'da köyler vardı,
giden gelmemiş, gelen Gazi dönmüş, mesela onun kaç tane devresi düşmüş
şehit olmuş. Güldü ama sonra yüzüne de bir perde indi hafiften.
Dolayısıyla,
Su'dan toplantıya gelen Talabani'nin bağımsız Kürdistan emellerinden
vazgeçmiş ''gibi yaptıkları'' sözlerini iyi okumak gerek. Bu da, oyunun
1 sonraki level'ı çünkü.
|