Getirdiler o kupayı...
Bookmark and Share
Tunç Özgörener'in köşesi Tunç Özgörener'in yazısı Tunç Özgörener'in yorumuÜnlü bir şahsiyetin kızı olmanın büyük faydaları vardır kuşkusuz; yaptığınız ''iş''te kapılar daha kolay açılır, daha hoş karşılanır, daha çok övülebilirsiniz... Dolayısıyla, yazacağım sergiyle alâkalı ölçüsüz beğeniler içeren yazılar .

Bu kadar uzun bir girişten sonra asıl konumuza gelelim... Hissiyatımın tam anlaşılabilmesi için de önce biraz vaktinizi çalıp kendimi anlatacağım... Basketbol camiasındakiler bilir; 2000'lerin başında bir fiil bir gazetenin sayfasında basketbol yazmaya başladığımdan beri ''Basın''a ayrılan yerde put gibi oturur, hangi maç olursa olsun, Milli maçlar hariç, en ufak bir mimik yapmadan maçı seyrederim; defaeten yazdığım gibi de basketbol benim ''Tarafsız Bölge''mdir. Bunu, anlamayan ve mesela Fenerbahçe'nin İstanbul'daki Final-Four'un 3-4 maçındaki yenilgisinden sonra yazdığım ''Topu keser de atar da'' gibi bir köşenin ardından ''takım değiştirdiğimi'', ''ihanet içinde olduğumu'' sananlar bile çıkmıştı.

Uzun zaman yazılarımı okuyanlar hangi takımı tuttuğumu eğer beni tanımıyorlarsa anlamamışlar, başka başka takımlardan sanmışlardır ki, futbol yazana da kadar çözememişlerdir. Eğer yeşil saha yazılarımı okumadılarsa -ki öyle bir kitle var- halen de bilmezler. Ancak konumankeni.com'dan sonra ben, tekrar rahat rahat tribünde oturdum. Tabii ki, bu yayın politikamızla alâkalı değil, sitenin yayın politikası benden bağımsız. Fakat burada ben kendi rahatlığımı sergileyebilirim. İnce bir çizgi. Diğer yanda sonuçta bir gazetede yazıyorsunuz, zaten az olan basketbol köşelerinden biri size ayrılmış orada saf basketbol yazmanız lazım. Özellikle de, o vakitler de pek de takip edilmeyen kafa çevrilip bakılmayan, yazılmayan bayan basketbolunu da yazıyorsanız... Daha da put gibi renksiz durmanız ve sadece basketbolun kendisiyle coşmanız gerekir. Bu alışkanlığımı Megabasket.net'te yazarken de sürdürdüm. Aslında, bundan sonra da sürdüreceğim. Sadece küçük bir kaçamak yaptım.

O yüzden Perşembe akşamı 10 yıldan beri ilk kez bir basketbol salonuna boynunda Sarı Kırmızılı kaşkolla girdiğimi görenler şaşırdı. Hatta ne yapıyorsun çıkart şunu hiç takmadın uğursuz gelir filan diyen gafiller bile çıktı. Halbuki o kaşkol UEFA Kupası görmüştü ve ben, bütün totemleri yapmıştım; maç öncesi ve içinde de yapmaya devam ettim.

Ve Galatasaray'ın Dişi Aslanları Kursk maçından sonra 2. baş kaldırışlarıyla çocukluğumuzdan beri hayalini kurduğumuz o kupayı havaya kaldırdı.

Halen yazarken bile titriyorum.

Maça geçersek; kazanılmış ve kaldırılmış, müzeye götürülmüş bir kupa sonrası hayatında ilk kez ''Kız maçı''na gelmiş, yorumlamış veya yazmış olanlar gibi arada abuk sabuk övgüler düzmek kolaydır. O yüzden bir 24 saat bekledim, of course ''Hani bir daha kız basketbolu yazmayacaktın'' diyenler de çıkacak.

İstisnai bir durum...

Sahada olup bitene geçmeden önce bir eleştiri... Kutlaması layıkıyla yapılamadı. Takımın kupayı almak için dönüşü sesle-ışıkla daha iyi organize edilebilirdi. Kapıya üstü açık otobüs getirilip salonda dağılmayın hep birlikte Taksim'e tura gidiyoruz diye anons yapılabilirdi. Evlerindeki taraftarlar sokağa dökülebilirdi. Darısı gelecek kupaya...

Övgü kısmını tezahüratla, sarılarak, öperek, söyleyerek yaptım...

Gelelim işin saha tarafına; ilk devre bittiğinde tek bir şey söyledim, ''Sonunda o 4 sayıyı dilerim aramayız ve yanmayız.'' İlk devre 2 defa milisaniye farkı ve biraz da hakem kararıyla 24 saniye dolarken giren 2 atış sayılmadı.

En büyük korkum 3. periyotun başıydı. Tıpkı İtalya'daki ilk maç gibi Taranto, bir tarantula gibi ağını örecek ve presleyecekti. Orayı kıramazsak, o baskıyı üzerimizden atabilecek yırtıcılığı gösteremezsek bir anda tıpkı İtalya'daki ilk maçta olduğu gibi ne olduğunu anlayamadan tepetaklak gider, kontrolü ve maçı kaybederdik.

Beklediğim gibi 3. periyot başında tarantula harekete geçti ve sıkışmaya, hücumda potayı görecek delik bulamamaya, hata yapmaya başladık ve herşeyi kaybedebilecek bir noktaya sürüklendik.

Maç içinde ara ara hücumda çok durarak oynandı ve sete sette sıkışıldı. Bu daha çok oyunkurucu olarak Tuğba Palazoğlu'nun oynadığı dönemlerdi. Bazen de hücumda çok fazla Augustus arandı, insiyatif kullanmaktan kaçıldı.

Kursk maçından sonra Taranto biraz anlaşılamadı. Taranto, Kursk'tan 2-3 gömlek üstündü çünkü disiplinin yanında Batkovic gibi müthiş bir pivota Mahoney, Godin, Greco, fazla göze batmasa da pis işleri iyi yapan Ilisaine David gibi silahlara ve yüksek fizik kapasiteye sahipti. Kursk gibi silahları sınırlı değildi.

O korktuğum tünele girince herşey pamuk ipliğine bağlı hâle geldi. 3. periyot ortasında fark eriyip baskı arttınca, psikolojik 10 sayılar barajı çatırdamaya, eller titremeye atışlar, fauller kaçmaya başladı. 51-49'a kadar indik.

İşte oralarda kırılmama, ayakta kalma azmi gösterildi; bunda taraftarın yarattığı ortamın, tezahüratın ateşlemenin, Coach Okan Çevik'in hamlelerinin, Augustus'un winner ruhunun, takımın toplu olarak tekrar kafasını kaldırmasının yani psikolojik barajı ayakta tutan pekçok şeyin payı vardı.

Zaten buraya gelinirken, Cem Akdağ'ın istifasının ardından yaşanan Fetret Dönemi'nde gölge coach gel-git'inden sonra her sabah yeni bir Coach adı telaffuz edilirken giderek dağılan oyuncu kafalarını... Göreve getirilişiyle -ki bu sezonki en doğru ve iyi karar da budur- tekrar birleştirip düzenleyen ve taktik oturtan Coach Okan Çevik'in payı buzdağının altı gibi büyüktür. Eğer Çevik olmasaydı bu kupa da olmazdı.

Maç içindeki o psikolojik baraj yıkılmayınca takım, son yılların en muhteşem, en Spor-Sergi'vari taraftarının da arkadan itmesiyle geri döndü ve neyse ki maç uzatmaya gitse de finalde ilk devredeki o 4 sayıyı aramadık.

Hakikaten Rocky Balbao gibiydik, İtalyanlar tam nakavt ettik derken neye uğradıklarını anlayamadan kontraları yediler.

Bunun dışında iki ayrıntı var, kupayı getiren birincisi Okan Çevik'le birlikte başlayan zengin kadronun olanaklarını daha verimli kullanmak. Sezon başından beri göremediğimiz pivot oyunları, 3 saniye içindeki post-pivot oyunları ve disiplinli savunma...

Taranto'nun Augustus üzerinde Işıl Alben üzerinde baskı kuracağı kesindi. Ne yapıldı, 3 saniye koridorunda Augustus, içeriye girdiğinde savunmayı büzüştürüp hazır bekleyen Sophia Young'ı besledi. Bu türden bir oyunu daha önce görememiştik.  Cumhurbaşkanlığı Kupası sonrası neredeyse âtıl kalan Kress kullanıldı. Dolayısıyla hep zengin kadro dediğimiz ama sahada pek göremediğimiz o ''zengin''liği ve oyun derinliğini, çeşitliliğini gördük. Eğer tek bir silaha bağlı kalınsaydı olmazdı.

Son bir söz, bu kupada Sayın Faruk Süren zamânında başlayarak bayan basketboluna verilen önemin ve EuroLig üçüncülüğünü getiren o günlerin yaratıcılarının, Spor Sergi günlerinde alt-yapıdan gelen ruhun, Koray Mincinozlu'nun yetiştiriciliğinin de gizli payları vardır. Ben, bugün sahada ve görevde terlerini akıtanların yanında onları da tebrik etmek istiyorum.

Tunç Özgörener'e ulaşmak için
 En Son Yazısı
Sarımsaksporluluktan Nasibini Almamışlar
Kankırmızı kapkara bir günün hâtıratı
BaşPagan Hermann Nitsch ile Fugu
10 Para etmezsiniz!
Daum ile Doping
Derbiye dair korkularım
Kim dedirtmişti? Yendik mi lan!
Tecavüz edip takdir edilmek istiyorum!
Kokusuz Noa Noa;
ezik domates, kırık yumurta tablosu
Kırmızı giyen kadınların
propagandist Bienali
Kanlı para ve yıkılan anıt
Eski Zamân Şiirleri(m)
Tâlih ile Kör Sâlih ve Memleketin hâli
Sahibinden satılık Yiğidim Aslanım
Bir taktirnâme hediyesi olarak
Hirst bisikleti
Eyfel'den aşağıya para saçmak...
Bu ülkenin en iyi vatandaşları sigara ve içki içenleridir...
Arkaik Gençliğimin Ölen İkonları'nın Kitabı
Efes Pilsen Neden şampiyon değil?
Çinli Kız Zenci Çocuğu görünce...
Taraftarlara kurs
Yenisi gelene dek eskisi unutulacak bir cinai kurbân...
Şişman Kadın, şimdilik gelemiyor şov devam etsin...
Lafeden taş olur!
Adab-ı muaşeretten nasiplenmemiş Fransızlar...
Dita von Teese'e yapılan suikastı tel'in ediyorum!
''Ailecek Okunabilecek Kitaplar'' Kılavuzu
Ne olacak bu Memleketin pardon Galatasaray'ın hâli?!
Anlat evladım, şair bu şiirinde ne anlatmak istemiş!
Elif Uraz Panorama Pasaj, Şükran Moral, masaj, olmayan Brecht...
1 gönülde 2 karpuz
İntihâra meyilliyim!
Bırakın çocukların top peşindeki hayallerini!
Ne mutlu Türküm diyene!.. Diyemezsin...
VPP; Very Party People...
Ben, takımda salakla avanakları istiyorum!
Flaş! Flaş! Onun Bunun Günlüğü...
Haydi topluca Lincoln'ü kaşıyalım...
Boşuna konserler serisi
demokratik soğanlar, altın laleleri...
Timsah Ezmesi
Çamur güreşi... Playboy ve Bask...
Ateşli geceden kalanlar
Bir ölümün Marka Değeri ya da Ruh Obezitesi
Teyzem bu maçı seyretmiş midir?
Pamuk, silah parasını iade eder mi
Ruhumu yıkamak istiyorum...
Bilimin kıçına şaplak
Azmettirici Dereli, uşak Skippe Bey...
Lovegrove Fantezileri
Hatamla Sev Beni (1.12.2008)
Aynı Nakarat (28.11)
İnsan Neyle Yaşar? (27.11)
Yüreği olan ilk taşı atsın! (17.11)
Kanarya, Aslan'a iade etti (17.11)
Neden? Mustafa! (5.11)
Daralkız Elina'nın... (3.11)
Silah Zoruyla (30.10)
Eurosport'un süper ikilisi (27.10)
Afakanlar basa basa (24.10)
O bir dakika keşke (21.10)
Made by Ersun (20.10)
Gel de Hakan Şükür'ü (16.10)
PEK Contemporary (16.10)
Yaylalar! Yaylalar! (12.10)
Aslan, ultimatomu verdi (12.10)
Ertelenmiş bir mağlubiyet (06.10)
Çarpık internetleşme (30.09)
Acınız Acımızdır... (28.09) 
Manah Manah (22.09)
Kurbanlık Koyun (22.09)
Bekle Bizi Saraçoğlu (19.09)
Aslan, Ragbi, Patton (14.09)
Yalçın Doğan Yanlış Biliyor (12.9)
Çirkefe Bulaşmadık (11.09)
Erivan'ın Neyi Meşhurdur (08.09)
Sıfırıncı Gün Canlı Yayını (01.09)
Çifte Standart (27.08)
Dikkat! Tehlikeli Madde (23.08)
Füzyon Aslan (18.08)
Sevimli Siyah Tavşan'ım (16.08)
Önümüzdeki maça (14.8)
Hu Ha 12 Leyoner Adam (11.08)
Seks Hayatı Olmayan Tavuk (9.8)
Yapay Venedik'te başımıza (7.08)
Hormonlu futbolun... (4.08)
Mazoşist Değilim (1.08)
TSM Korosu (1.07)
Uğursuzlar (26.06)
Kobi'ş Kuhn, Bili Bili ic (21.06)
Tavuk Şaşkınken (16.06)
Puro içilmeyen ilk final (13.06)
Çekler 5 çekse (12.06)
Potada Yılın Gayet Subjektif (9.6)
Ve Emre ve Oray ve Orhan... (6.6)
Yalnız ve Güzel Ülkem (26.05)
Sanatsal Vaziyetler (21.05)
Sanatın Utanç Günü (17.05)
Fener'in İmparatoriçeleri (15.5)
Şampiyonluk Totemcilerin (12.5)
İlhan Amca'm Evde mi? (24.03)
Bay Boş (21.3)
Dünyanın en hızlı yarım mili (17.3)
Hacienda Çaplı (8.02)
2007'nin Top 10'u (3.01.2008)
KonuMankeni.com... Post-modern dünyamıza dair günlük İnternet dergisi... Tunç Özgörener'in multisportif gayet kültürel yazılarından, Anıl Çırpan'ın renkli dünyasına, Batya Ruso Galanti'nin İsrail'den mektuplarından şair ve yazar Metin Cengiz ile Osman Çakmakçı'ya... Basketboldan Sanata... Air Jordan'dan Hou Hanru'ya... Angelina Jolie'den Harry Potter'a... Futboldan Formula'ya, Lingerie Football'dan Fransa Bisiklet Turu'na... Dünya medyasından orijinal haberler, 3. sayfa güzeli Kültür ve sanat olayları, Kültür ve Sanat haberleri, vizyondaki filmler, tiyatrolar, sergiler, konserler Tarihe dair popüler ve antik bilgiler, belgeler, haberler, Alman Subayı Karl Von Kübel'in köşesi Yabancı ve Yerli Magazin haberleri, dedikodular Teknoloji ve bilim dünyası İnternet derginiz Konu Mankeni'ni kullanma kılavuzu ve bize ulaşma yöntemleri üzerine açıklayıcı, bilgilendirici ve dahi aydınlatıcı vs vs vs bir bölüm