Yine
füzyon mutfağından çıkma multi-sport bir menümüz var: Kupa Aslanı ile
başlıyoruz, ardından tatlı-ekşi soslu Pekin Olimpiyatı, yanında taze
bir şişe Fransız Syrah, pardon PS... Kaç vakittir PS yok diye şikayet
mektupları alıyorum; bu sefer, Sıfırıncı
Gün PS'i
mevcut. Böylece, tiryakilerini de bir nebze olsun tatmin etmiş olurum.
Fakat, hamburger gibi sadece futbol yemeye alışık damak ve midelere
menümüzün ağır gelebileceğini belirtmeliyim.
Kupa maçlarında
maksat, düz mantıkla düşünürseniz verilen kupayı alıp gitmektir.
Galatasaray da Kayseri karşısında gereğini yapmıştır. Çok iyi oynamış
mıdır? Kuşkusuz, hayır ama işin doğası gereği vurdu ve geçti.
Bardağın dolu kısmına bakalım:
Hasan
Şaş müthiş oynadı, üstüne üstlük uslu da durdu, Selçuk Dereli'nin
tahrikine kapılmadı. Çıkmadan önceki pozisyonda faulü çalmamak için
Dereli olmak gerekiyordu.
Steaua maçında ölümcül bir hata yapan
Aykut, bu sefer 2 iyi kurtarış yaptı ama kornerden gelen topa çıkmayıp
az daha golü yedirecekti. Bu arada, De Sanctis'in yerine bu maçta
Aykut'u kaleye geçirmek doğru karardı, onu kazanmak bakımından. Tabii,
İtalyan'ın kadrolu yedek olmayacağını, elbet günün birinde kaleye
geçeceğini düşünüyorum!
Hazırlık maçlarında bizi, nasıl gol
atacağız diye kara kara düşünmeye sevkeden Nonda vazifesini yaptı.
Golde açısı dardı ve savunma üstüne geldiği, kaleci de kapattığı için
işi zordu ama tık diye vurup attı. Anlaşılan, tek başına oynamak ona
yaramaya başladı.
Henry Kewell, eğer sağlam kalırsa, yani
kendisine bakarsa -çünkü Gut'un ilacı bu- müthiş iş yapar. Zaten,
kariyerini tartışmaya gerek yok. Maça girer girmez golü atmasını bir
yana bırakın. Hasan Şaş'ın da ortası süperdi, harika bir kafa attı
fakat asıl hareketi o başkaydı. Topu alır almaz hiç gevelemeden tık
diye Nonda'nın ayağına servis yaptı. İngiliz futbolu... Onun
Galatasaray'ın oyununa getireceği farklılık, yapacağı katkı bu.
Savunmada
sorunlar hafiften devam ediyor, henüz tam oturmadığı açıksa da, en
büyük sıkıntı sağ kolda... Sabri, orayı kullanıp hücum gücünü
arttırıyor, zenginleştiriyor ama asıl görmesi gereken işlevi göremiyor.
O kanat koridor oluyor, onun boşluğunu doldurmak, arada hücuma çıkarken
kaptırdığı topların başımıza açtığı dertleri temizlemek diğerlerinin
aşırı efor sarfetmesine neden oluyor. 2-1 olduktan sonra uzatmalarda 2
tane top kaptırdı ki, neredeyse golü yiyorduk, o dakikada gülle gibi
mideye otururdu Kayseri mantısı...
Lincoln'e ayrı bir bölüm açmak şart!
Eli
çabuk hokkabaz gibi, bir iki hareketle gözboyuyor ama çocuklar bile
şapkadan renkli kumaş çıkartma numaralarını yemiyor artık. Bir halt
oynadı ve oynayacağı yok! Sabri, hayatının çapraz uzun paslarından
birini atıyor, Hasan Şaş kariyerinin göğüs stopunu yapıp etrafında
döneceğine savunmayı delip müthiş bir pas çıkartıyor, Lincoln omuz
atıyor topa! Kewell, son çizgiye inip çıkartıyor Lincoln ayağının
altından kaçırıyor. Sinir bozuyor!
Sonuç olarak Şampiyonluktan
sonra Süper Kupa da alınmış, müzedeki koleksiyona değerli bir parça
daha katılmış, gelecek Steaua maçına kadar dert tasa bir yana
bırakılmış, mutlu olunmuştur!
ELİMDEN TUTAN OLSA...
Her
Olimpiyat'ta özel hikâyeler vardır; kimisi ramp ışıkları altındadır,
kimisi daha gölgede kalır. Mesela, bizim medyamızın kriterlerine göre
''kutu haberlik'' Rebecca Romero... İngiliz kürekçi, 2004'te Atina'da 4
Çifte'de gümüş madalya alıyor -Eurosport'un Türkçe yayınında spikerin
ısrarla söylediği gibi altın değil; kaldı ki Pekin dahil olmak üzere
Great Britain tarihinde kadınlarda hiç altın alamadı olimpiyatlarda-
2005 Dünya Şampiyonası'nda bu kez altın alıyor ama sırtındaki müzmin
sakatlıktan dolayı kürek çekemeyeceğinden 2006'da bırakmak zorunda
kalıyor. Fakat çok hırslı bir kadın, olimpiyatta mutlaka altın almak
gibi bir ihtirası var.
Hangi sporu yapabilirim diyor ve
bisiklete başlıyor. Birkaç ay sonra bisiklette Milli Takım'a giriyor,
Aralık'ta Moskova'da yapılan Dünya Kupası'nda vatandaşı Wendy
Houvenaghel'e geçilip gümüş alıyor. 2007 Dünya Şampiyonası 3000 takipte
gümüş, 2008 Dünya Şampiyonası'nda 3000 takip ve Takım Takip'de altına
ulaşıyor.
Pekin'de ise -özellikle- seyrettiğim 3000 Takip'te
Wendy Houvenaghel'i geçip altını boynuna taktı. Müthiş bir yarış
çıkarttı ve Olimpiyat tarihinde 2 farklı disiplinde madalya kazanan 2.
kadın oldu. Doğu Alman Roswitha Krause, 68 Meksika'da yüzmede gümüş,
hentbolda 1976 Montreal'de gümüş, 80 Moskova'da bronz kazanmış.
Romero'un ise hem 2 farklı disiplinde madalya kazanmanıın ötesinde 1
olimpiyatta 1'den fazla altın elde ederek adını tarihe yazdırma şansı
da var çünkü Puan Yarışı'nda da mücadele edecek.
Bunu niye
anlattım; Pekin öncesi Romero hakkında yapılan belgeseli seyrettim.
Adamlar, madalya aldığı veya alacağından değil... Bu kadar kısa zamanda
farklı bir dalda Olimpiyat'a gelebilmesini, hem de veledromda emperyal
bir hegomonya kuran Krallık adına bunu yapabilmesini takdir ettikleri
için belgeselini çekmişlerdi...
Pekin Veledromunda şu ana kadar
verilen 15 madalyanın 8'ini Great Britain aldığını söylemek o takıma
girmenin zorluğunu da gösteriyor. Aldığı altın bir yana, Romero'nun
azminin ve hırsının aıl ödülü o belgeseldi bence...
Dolayısıyla,
Tesisler yetersiz, Elimden bir tutan bütün dünya rekorlarını
kırarım edebiyatını bırakmamız gerek. Madalyayı tesisler
almıyor!
PS: EARTH'S
FINAL COUNTDOWN
''Top çembere
çarpmadı dolayısıyla geriye sayım sürüyor!''
Hayır,
Olimpiyattaki TRT'nin Çin işkencesine dönen basketbol maçları ve güzide
yorumcusu Ömer Üründül'ün ruhumuzda yarattığı travmatik etkiden
sözetmeyeceğim.
Kimilerine
göre Sıfırıncı Gün...
Günlük
sorunlar, didişmeler, savaşlar, küresel ısınma, hayat gailesi, lig
maçları, kutup ayıları, sağlık yaşam, organik tarım, detoks, ekmek
kavgası kalmayacak.
Gelişi
sürekli ertelendi, önceleri 2007'deydi, sonra 2008'e kaldı... Tarihi
Mayıs, Haziran, Ağustos denildi. Evangelistlerin karşı çıktığı ama el
altından da desteklediği söylentileri de var. Hakkında sayısız komplo
teorisi üretildi, karşı çıkanlar hatta bizzat engellemeye çalışanlar
oldu. Vatikan, bu geri sayımı durdurmak için devreye girdi. Amerika'da
dava bile açıldı.
Nafile...
Geri sayım
sürüyor!
Bu
yazının saatiyle, yani şu an 18 Ağustos itibarıyla 21 gün 20 saat
kaldı, aslında gün hesabı doğru ama saat farazi, tam duracağı salise
belirsiz. Yine de, gerçek şu ki, siz yazıyı okurken Sıfır'a daha da
yaklaşmış olacak. Olacağız...
Deadline: 23
Eylül...
Eğer,
başarılı olursa... 24 Eylül olmayacak.
Evet,
CERN eğer Higgs'i, o kayıp parçacığı bulurlarsa ve adını Stephen
Hawking'ten alan ışıma gerçekleşirse... Muhtemelen, çok merak ettikleri
küçük bir Big Bang yerine Big End'i göreceğiz!
İyi
olasılık paralel evrenin kapısının açılması, Stargate gibi bir durum
olması; kötü olasılık ise kimilerimizin Cehennem'i görecek olmamız.
Aslında,
durum Airplane! kadar absürd... ZAZ grubunun süper filminde bir sahne
vardır; Kaptan Pilot anons yapar, kontrolden çıktık güneşe
sürükleniyoruz yolculardan fazla ses çıkmaz, pilot devam eder kola
stoklarımız azaldı... Uçak birbirine girer millet son kola'yı almak
için birbirini gırtlaklar.
Ultraspor-18
Ağustos 2008
|