Şişman Kadın, şimdilik
gelemiyor...
Şov devam etsin...
Potalaraltına
geri dönüyoruz; malûm yerli salonlarımızda final oyunları sergileniyor,
ilgi alâka göstermek gerek çünkü ne demişler ''Şişman Kadın şarkısını
söylemeden opera bitmez''... Ben, biran evvel çıkar sonrasında kritik
ederim diyordum ama görünen o ki sesi biraz kısılmış, sahneye çıkışı
gecikecek o arada diğer elemanlar, arayı dolduracak, perdenin inmesi
geçikecek, oyun biraz daha devam edecek...
Asl-ı esasında maçın
normal süresinin son 2 buçuk 3 dakikasına dek heyecan verici hiçbir şey
yoktu; şimdi kötü niyetliler Fenerbahçe kazanıyordu o yüzden böyle
söylüyorsun diye mail zinciri kuracak, gereksiz yorgunluk yaratmasınlar
alâkası yok, tarafsız tarafsız seyrediyorum, maksat temaşâ olsun...
Oraya
kadar hafiften uyku getirici bir tempoda, farkı rahvan rahvan açan
Fenerbahçe, bir an önce bitse de evimize gitsek, 3-0 olsa sonrası zaten
kolay 4'ler gelenekselleşen biçimde kupamızı alır mutlu mesut sonla
perdeyi indiririz havasındaydı.
Şimdi, tabii bu kadar rehavete
girer ve large large hareket edersen, başına gelecekler senin için
hayret verici olabilir. Efes Pilsen Coach'u Ergin Ataman, bilinçli bir
hamle olarak mı yoksa artık çaresizlikten mi, yahut da bezmişlikten mi
yaptı bilemiyorum... Sinan Güler'i sahaya sürdü. Şimdi, doğaldır
kazandıktan sonra bunların hepsi bilinçli taktiksel hareketler
olacaktır ama bana pek öyle gelmiyor. Sinan uzun kollarıyla, aktif
hareketli, dinamik... Suyun akış yönünü değiştirdi bir anda... Bu arada
Willie Solomon'un tahriki ile kış uykusundan çıkan Thorthon da devreye
girince, Mirsad Türkcan'ın bütün çabasına rağmen Fener, ne olduğunu
anlayamadan alabora oldu. Semih'in Semih Şentürk'ü hatırlacak son
saniye kafası pardon tipi olmasa, Efes Pilsen, maçı o 2 buçuk
dakikadaki bir-iki ısırıcı hareketle alıverecekti.
Şimdi, filmi
bir donduralım ve araya gireyim şu tespitte bulunayım, çünkü tam
yeridir: Mirsad Türkcan'ı kendisi ne derse desin, bu Avrupa
Şampiyonası'nda takıma almamak, onun oynamasını sağlamamak, onun bu
enerjisini, hırsını, gücünü Ay Yıldız'a katmamak gaflet, delalet ve
hatta... İçinde olmaktır ki... Sonrasını getirmiyorum ama laf oraya da
gider biliyorsunuz; gaflet, delalet...
Maça dönersek,
kaos içinde geçen son dakikalar ve uzatmada Efes Pilsen, daha sağlam
durdu, daha vurucuydu, sokak basketboluna dönen ortamda Thorthon'la ve
tabii ki Sinan Güler'in yan roldeki başarısıyla maçı kazandı. Burada
dış faktör olarak Ataman'ın kendiliğinden işleyen çarkları, kendi
bildiği düzende döndürmeye kalkışmayıp tekrar Charles Smith'i
oynatmamasının da payı vardı. Bu, sanırım bilinçliydi, biraz da el
mecburiyettendi...
Diğer tarafta ise Coach Tanjevic'in
özellikle Ömer Onan'ı, savunmada bir faktör olabilecek Devin Smith'i
kenarda unutmuş olması daha da ileri boyutta o maçın akışının döndüğü 2
buçuk 3 dakika içinde Mrsic yerine Marques Green'i kullanmış olması
sonucu etkiledi.
Peki, bundan sonrası ne olacak filmin sonu
4-1 mi yoksa başka bir senaryo mu seyredeceğiz. Bunun cevabı biraz
psikolojik... Öncelikle cevabı maç sonrasında sallanmaya devam eden bir
parmakta gizli.
Maç bitmiş, hâlâ Solomon, muhtemelen
Thorthon'a parmak sallıyor, bittin sen, göreceksin gününü diye...
''Gaffur'' Solomon böyle varolabiliyor, bunları yapamadığı,
Horozlanamadığı daha doğrusu buradaki gibi Horoz olamadığı NBA'de
tutunamadı döndü.
Solomon, oyun oynarsa Fener kazanır ama
Solomon karşısındakinin üstüne oynarsa bu maçtaki gibi kaybettirir.
Fenerbahçe'nin en büyük avantajı tribündekinden bile daha ateşli olan
sahadaki Fenerbahçe taraftarları. Fenerbahçe'yi potaaltında buraya
getiren de, Beşiktaş ve Galatasaray'dan ayıran da, son yıllardaki
başarıyı getiren de takımın ''Fenerbahçeli'' olması, iyi veya kötü
farketmez ama sonuçta gözü kara bir aşkla oynamaları...
Diğer bir faktör, Efes ne kadar geri adım atmadan durabilecek.
Söylüyorum,
bu sezon da bu kadar para ve kadro ile un-şeker ile helvayı yapamazsa
Tuncay Özilhan helvayı yapar kapanır bu Efes...Yahut da artık mantık ve
mantelitesini bu işi yönetme biçimini değiştirir kökten. zaten
değiştirmek zorunda.
9 Haziran 2009
|