Lafla peynir gemilerinden oluşan
filoyu yürütmek çok kolay olabilir, patlayan fırtınada suları, dev dalgaları, bora,
girdabı, sığ sular, kayalıkları ve okyanusları aşarsınız... Gel! Bin şu
sandala, geç Beşiktaş'tan Üsküdar'a desem... Bin dereden su
getirir ''Yandan Çarklı''ya bineyim dersiniz... Siz öyle değil
misiniz?!? O vakit, buyrun bakalım kaç kişi uyacak çağrıma yoksa Eric
Cantona gibi
mi olacağım?
Kimse kusura bakmasın, bizde genelde işler böyle yürür. Toplumsal
tepkilerimiz öteden beri genelde laftadır ve sanaldır.

Arada
aktivistler varsa da bunların etkinliği de sandala binip oldukları
yerde kürek çekmekten öteye pek gitmez. Peynir gemisi kaptanları ile
aralarındaki fark sandala binmelerinden ibarettir genelde, pek az kişi
vardır karşı kıyıya geçen ama onlar da gerçek marjinallerdir.
Bizde
Fransa'da öğrenci eylemini, siyasi görüş farkı göstermeden tren yolu
işçilerinin de desteklemesi Paris'e ücretsiz taşımaları;
Yunanistan'daki komünist gazetecilerin grevini devlet televizyonundaki
çalışanlar ve internet siteleri dahil ''medya'' nevii her iş yapanın
desteklemesi ve 1 günlüğüne dahi olsa fişi çekmesi, ülkede tek bir
yayın yapılmaması; et fiyatlarına yapılan zammı protesto eden ev
kadınlarının 1 ay boyunca et ile türevi hiçbir ürünü almaması, lokanta,
fast-food hiç et yenilmemesi ve Kelle Vergisi'ne isyan ile birleşince
hayatboyu orada kalır denilen Demir Leydi'nin gözyaşlarıyla Downing
Street 10 Numara'yı terketmek zorunda kalması gibi sınıf ve siyasi
görüş farkı gözetmeyen toplumsal hareketler dayanışmalar yoktur.
Eric
Cantona Vak'asında şunu da görmek gerek. Bankalardan para çekin
gününden 1 gün önce bir sürü gazetede ''Cantona da parasını çekecekmiş,
sizin paranız cüzdanınızı doldurmayabilir ama onun taşımak
için
kamyon getirmesi gerekir'' minvalinde baltalayıcı haberler, yorumlar
çıktı ve kapitalizm kalelerini korumayı başardı.
Bakalım benim ''kampanyam'' ne olacak?
Biz
sürekli Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlıyızdır. Arada
Bursasporlumuz, Trabzonsporlumuz da vardır. Ülke de koca bir
stadyumdur. Hamasi şeyleri severiz ama fiiliyatta Milli maç havasına
girdiğimiz pek görülmez. Yani herkesin taraftarı vardır ama Holiganları
azdır, sokakta kavga ederken gördüğünüz o aşırı fanatik kesimdir.
Kavgayı Holiganlar eder diğerleri uzaktan manen destekler,
yüreklendirir. Oysa dışarıda öyle değildir.
Bizde genelde
''Herkes kendi Mehmet'ine ağlar''... Bilmeyenler için kısaca nlatayım
darb-ı meseli; vakti zamanında Zonguldak'ta bir kömür madeninde patlama
olmuş işçiler göçük altında Kaymakam Bey de devleti temsilen gitmiş
bakmış ki etrafta bir sürü kadın gözleri yaşlı, heder olmuş vaziyette
ağıt yakıyor...
''Oy Mehmet'im! Oy Mehmet'im!'' Kaymakam Bey,
şaşırmış, el pençe divan duran muhtara dönmüş, ''Bu Mehmet kimse çok
seviliyormuş demek ailesini göster de taziyelerimi sunayım...''
Muhtar
bakmış ve ''Maalesef devletlim, mümkün değil, burada bütün erkeklerin
adı Mehmet'tir, herkes kendi Mehmet'ine ağlıyor'' demiş...
Genel ahval budur...
Son günlerde Facebook'ta bir kampanya vardı; nereden geldiği belli
olmayan bir İngilizce mesajla yayılan...
''Çocuk tacizine karşı, profil resimlerinizi çizgi karakterle
değiştirin, bu mesajı listinize aktarın''...
Önce 6 Aralık'a, sonra 8 Aralık'a, daha sonra da 31 Aralık'a kadar
uzadı, gruplar, sayfalar açıldı. Sonra ortaya
başka bir iddia atıldı ki, biz de KonuMankeni.com olarak bunu aktardık.
Kampanya
pedofillerin tuzağı, çocuklar ve yaşı küçük olanlar eğer karşısında
profil resmi çizgi karakter olan bir arkadaşlık teklifi varsa daha
kolay kabul ediyor ve iletişime geçiyormuş. Eğer her taraf çizgi
karakterli profillerle dolarsa ayırt edemeyecek ve kandırılabilecek...
Bu
iddia ortaya atılınca birden başka birşey oldu. Birden çizgi karakter
kampanyasının Unicef'i desteklemeye yönelik olduğu yayılmaya başladı.
Tabii ki, olayın pedofillerin tuzağı olmadığına, kampanyanın bitmesine
yönelik ve fake olduğu iddiaların ise porno sitesi sahiplerince
çıkartıldığına inananlar da oldu.
Hatta fake uyarıları ilk
İngilizce yapıldığı için ''İngilizce diye inanacak mıyız kampanyayı
engellemeye çalışıyor'' diyenler çıktı.
İyi de ''Çizgi karakter''kampanyası da İngilizce mesajla başlamıştı,
kaldı ki pekçok aile babası da fake olduğu mesajını yayanlar
arasındaydı pornocularla ne alakası var.
Dahası
olayın 2009'da ayrı zamanlarda Güney Kıbrıs Rum ve Belçika, Hollanda
gruplarında denendiği çocukların tuzağa düştüğü ardından
globalleştirildiği iddiası da vardı.
Aslında, bunlar önemli değil... Neden derseniz, ''Facebook'ta
Gold Üyelik başlayacak, ücretsiz geçmek için gruba üye ol'' ya da
''Profiline kim bakmış listeni davet et %100 çalışıyor''
gibi fakelere kanıp üye olanlardan ve Facebook şifrenizi
güncelleyin maillerini doğru sanıp yönlendirildiği fake sitede
kendi elleriyle kişisel bilgilerini kaptıranlara Facebook'un tehlikeli
sularında boğulan, en özel
fotoğraflarını paylaşıp başına iş
açılan pekçoğu var.
Dolayısıyla, ''Kampanya'' gerçekten çocuk tacizine karşı mıydı yoksa
pedofil bir tuzak mıydı... Amazon'da satılan rezil kitap ''Child-lover's Code of Conduct
- Sübyancının Aşk ve Haz Rehberi: Çocuk sevenler
için kurallar''ın uygulaması mıydı bir yana bırakalım. Bunu unutun...
Her
anlamda çocuk tacizine, istismârına karşı mısınız? Değil iğrenç
birtakım eylemleri bir fiske dahi vurulmasına, kötü bir söze, yükselen
sese dahi tahammülünüz yok mu?
Güzel...
O vakit, size çocuk istismarına karşı
gerçek bir kampanya...
Son
dönemde giderek reklamlarda çocuklar kullanılıyor, kullanılmanın
ötesine sömürülüyor. Sömürülmenin ötesine bilinçaltlarına, zihinlerine
işleniyor.
Babasını otomobil markasına sanan çocuktan, trafik
kazasından sakınması için arka koltuğa oturtulmasını yanlış algılayıp
babasına şöför muammelesi yapan kıza, bayram harçlığı isteme
ritüelini araba -ya da başka şey- almak için dilenmeye çeviren
çocuklara kadar pekçok örnek var.
Düşünsenize, benim babam
bilmem ne gibi adam demeyi maharet sanan ve zeki rol model olarak
çocuklara sunulan ''veled'', yarın ''eskisini getir yenisini ön
ödemesiz götür bilmem kaç ay sonra ödemeye başla'' kampanyasını görünce
babasını otogaleriye götürüp yenisiyle değiştirmeye kalkışabilir!
Babasına
özel şöför muammelesi yapan kızı, rol model alanların gelecekte
yapabileceklerini ise düşünmek bile istemem.
Hadi canım demeyin, yıllardır içleri boşaltılıp zihinleri neonlarla
yıkanan Japon gençliğinin bugün en hayran olduğu pop starın sanal lolita Hatsune Miku
olması boşuna değil...
Çocuk istismarı sadece elle veya fiiliyatla yapılmaz, kafalarının içine
girilerek zihinlerine ince ince işlenerek de yapılır.
Ne demişler ''Ağaç yaşken eğrilir''...
Dolayısıyla, ağaç'ınızın yanlış eğilmesine izin vermeyin.
Bu işler, Facebook'ta profil resmini değiştirmekle olmaz.
Reklamcıların
çok istismarına, çocuk istismarıyla ürününü satan markalara izin
vermeyin. Dahası kolay para kazanmak için çocuklarını kullandıran
ana-babalara tepki gösterin.
Eğer kampanya istiyorsanız işte kampanya!
Bu tür reklamları protesto edin ve pazarladığı ürünleri almayın,
reklamlar girince televizyonu sesini kapatın...
Çocuğunuza reklamları ve gizli reklam yapılan, zihniyet, hayat modeli
pompalanan dizileri seyrettirmeyin!
Reklamcı tanıdıklarınıza bu tepkinizi gösterin!
Çalıştığınız firmalarda gösterin!
Peki kriter ne?
Normal olan ne, anormal olan ne?
Tecavüz kriteriniz ne?
1 kere tecavüz ederse az, 5 defa ederse çok mu?
1 tokat evlâdır da ağız burun kırarsanız mı dayaktır?
Yahut kandırıp cinsel ilişkiye girerse tecavüz olmaz mı?
Yani lafla kandırmak ile içkisine ilaç koymak farklı
mı sizce?
Bunun tutuculukla, ahlak polisliği, Bekçi Murtazalık'la alâkası yok; ailecek okunacak kitaplar
ya da ailenizin dizileri fikriyle hiç alâkası yok. Bu çok farklı, uzun
bir konu ve kavram tartışması ama Muhafazakâr olmak illa ki
''Muhafakâr'' olmak değildir. Ben, asla ''Muhafazakâr'' örnek şahsiyet
olmadım.
Fakat bu Şükran Moral perfomansı ile kopartılmak istenen sanata baskı
vavelası hakkında ağır yazacağım gelecek sefere.
|